<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-1591371434234024697</id><updated>2011-11-27T16:40:18.149-08:00</updated><category term='BELCIKA'/><category term='Vietnam'/><category term='Hindistan'/><category term='SOS Cocuk Köyü'/><category term='PAKISTAN'/><category term='Turkiye'/><category term='IRAN'/><category term='Yoga'/><category term='KISA KISA NOTLAR'/><category term='Nepal'/><category term='ROTAMIZ'/><category term='Kambocya'/><title type='text'>Bizim Diyarlar</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Tom &amp;amp; Ebru</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03213559914827990304</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>31</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1591371434234024697.post-6799637700017554578</id><published>2008-03-08T22:02:00.000-08:00</published><updated>2008-06-05T14:22:41.157-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kambocya'/><title type='text'>Kambocya</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/R9N-Y5FYwxI/AAAAAAAAAQY/sFWopcTcOdA/s1600-h/harita.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5175619362884207378" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: pointer; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/R9N-Y5FYwxI/AAAAAAAAAQY/sFWopcTcOdA/s400/harita.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Chau Doc'dan Kambocya sinirina giden yol mekong nehri boyunca ilerliyordu. Oldukca erken kalkmistik vaktinde Phnom Phen sehrine varabilmek icin. Bir yandan da kaygiliydik Minskimizi Kambocya'ya gecirip geciremeyecegimiz konusunda. Kafamizda bir suru senaryo kurup her probleme cozum bulmaya calisiyorduk. Bu heyecanla iki kere yolumuzu kaybettik ve ancak saat 10.00 gibi sinira varabildik. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Hudut kapisi deyince akliniza ne geliyor bilmem ama Ving Suong - Kaam Samnor siradisi bir yer. Tam Mekong nehri kiyisinda birkac ahsap kulubeden ibaret. Genelde turistler Chau Doc'dan vapur ve surat teknesiyle Vietnam tarafindaki islemlerini yaptirip tekrar ayni tekneye binerek 5 km ilerideki Kaam Samnor koyunde kambocya vizelerini alip kendilerini Phnom penh'e goturecek tekneye biniyorlar. Biz motorumuzu bir agac altina park edip hemen pasaport kontrolunun yapildigi kulubeye gittik. Burada pasaportumuzun cikisini yaptirdiktan sonra motorumuzu alarak vietnam polislerinin bekledigi guvenlik bariyerine dogru ilerledik. Bu arada Vietnamli ve Kambocyalilar vizir vizir geciyorlardi bir taraftan digerine. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Polislerden biri motoru isaret edip durdurdu bizi. Pasaportlarimizi istedi biz de sakin olmaya calisarak verdik pasaportlarimizi. Sonra motorun kagitlarini istedi. Biz de motoru aldigimiz firmanin verdigi tescil kartini verdik. Gumruk memuruyla gorusmemiz gerektigini soylediler ve bizi baska bir kulubeye yonlendirdiler. Biraz bekledikten sonra memur gelip motor adimiza kayitli olmadigi icin Vietnam disina cikaramayacagimizi haber verdi bize. Bu durumu kabul etmekte zorlaniyorduk gercekten ve pes etmek niyetinde degildik. Tabi bir puruz de yilbasinin ertesi gun oldugu icin tum amirlerin tatile cikmis olmasiydi. Uzun tartismalar sonucu oradaki memurlar amirlerini aramayi kabul ettiler ve biz de umutlandik. Fakat olumsuz yanit gelince butun planlarimiz altust oldu. 3 saat boyunca inatla gumruktekilerle konustuk,her yolu inanin her yolu denedik ama pes ettiremedik. Vietnam'dan cikmistik resmi olarak ama motorumuzla Kambocya'ya giremiyorduk. Biz de cikisi geri aldirip motorumuzu Chau Doc'da birakip Kambocya'ya tekneyele gitmeye karar verdik. Tekrar pasaport memuruna gittigimizde Vietnam'a bir daha giremeyecegimizi, vizemize kullanildi damgasi vurulduktan sonra tek yolun Phnom Penh'den yeni vize almak oldugunu soyleyince basimizdan asagi kaynar sular dokuldu. Ne Vietnam'a geri donebiliyorduk ne de motorumuzla Kambocya'ya gecebiliyorduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Gumruk memuru ile uzun gorusmeler sonucu ( burada ingilizce konusan birini bulmak neredeyse imkansiz oldugu icin iletisim de cok zordu) Minskimizi gumrukte emanet tutmayi kabul ettirdik. Binanin arkasinda emniyetli gibi gorunen bos bir alana kilitledik motorumuzu. Tabi sirt cantamiz olmadigi icin esyalarimizi tasimakta cok zorlandik. Bu arada Phnom Penh'e giden tum yolcu feribotlarini kacirmistik. Kambocya'nin ilk 80 kmsinde dort tekerlekli aracin girebilecegi bir yol olmadigindan taksi veya otobus bulma sansimiz da yoktu.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Kambocya pasaport kontrol noktasina kadar yuruduk birkac kabile koyunu gecip. Burasi sanki ne Vietnam'di ne Kambocya.. muz ve hindistan cevizi agaclari, tropik bitkiler ve bambu evler.. Zaman ve mekan kavramini yitirmistik sanki kafamiz karisik ve ter dokerek yururken.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Kaam Samnor koyunde 20 dolar vererek Kambocya vizemizi aldiktan sonra nehir kenarinda bekleyen balikcilarla pazarlik yaptik bizi Phnom Phen'e goturmeleri icin. 1.5 saat suren surat teknesiyle yolculuk sonunda Phnom Phen'e vardik. Kambocya'nin Mekong'u daha genisti ve kiyisinda hayvancilik yapan bir kac kucuk koyden baska yerlesim yoktu gorunurde.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5208504902003366098" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/SEhTnM7KmNI/AAAAAAAAAS0/i5qMdGuxZGA/s400/domuz.jpg" border="0" /&gt; &lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;Phnom Penh'de otel aramaya basladik ama motorumuz olmadan sudan cikmis balik gibiydik. 1.5 aydir Vietnam'a ve Vietnamlilara alistigimiz icin bu sehirde kendimizi tam bir yabanci gibi hissediyorduk. California 2 adli kucuk otele yerlestik bir geceligine ve ertesi gun butcemize daha uygun otel bulmayi planladik. Ac,yorgun ve hayal kirikligi icindeydik. Karnimizi doyurduktan sonra kendimize gelip halimize gulduk. Gecen aylarda hersey oylesine yolunda gitmisti ki boyle bir sorunla karsilasacagimizi hic dusunmemistik. Seyahatteyken insan herseye hazirlikli olmali. Iyi ve kotu surprizler bunun bir parcasi. Onemli olan sorunlar karsisinda donup kalmadan hemen cozum yolu bulmaya calismak. Biz de aynen oyle yapip kendimize kiralamak icin bir motorsiklet arama calismalarina basladik. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Birkac kisiyle konusup bir kac dukkan gezdikten sonra aradigimizi bulmustuk. Kambocya'nin bozuk yollarina uygun yuksek suspansiyonlu Honda XR 250 cc motorunu gunde 7 euroya kiraladik guvenilir bir dukkandan. Uc hafta icinde Kambocya'nin buyuk bir bolumunu gezebilmeyi planliyorduk. Motorumuzu ayarladiktan sonra baskent Phnom Penh'i kesfe ciktik.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Phnom Penh'de ilk gozumuze carpan Khmer mimarisiyle insa edilmis Budist tapinaklari, ve sokaktaki dilencilerin cokluguydu. Ulkenin fakirligi hemen goze carpiyordu. Son zamanlarda turizm artisiyla ulke biraz kalkinmis olsa da kizil khmer rejiminde yedigi yarayi iyilestirmekte hala zorlandigi belliydi. Kambocya hala gelismekte olan bir ulke ve kapitalist, basi bos bir yonetim fakiri daha da fakir zengini de daha da zengin yapmis. Burada ya Lexus ve Toyota cipleriyle dolasan zenginler ya da sokakta cop toplayarak yasamini surduren fakirler var. Orta direk halk yok denecek kadar az. Bu anlamda Vietnam'dan ilk intibada cok farkli. Vietnam orta diregin hakimiyetinde bir ulke. Kambocya'nin bu durumu hirsizlik ve guvenlik problemini beraberinde getiriyor. Gece karanlik sokaklarda dolasmak pek akil kari degil. Bunun yaninda Kambocyalilar cok guler yuzlu insanlar ve mizah anlayislari cok gelismis. Sanirim bu Pol Pot doneminin kanli rejimine karsi gelistirilmis bir silah. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Kizil Khmer donemindeki vahseti en iyi yansitan yerlerden biri Tuol Sleng toplama kampi. Fransiz doneminde bir lise olan binayi Kizil khmerler rejime karsi olanlari sorgulamak ve iskence etmek icin bir hapishaneye cevirmis. Sadece rejime karsi olanlar degil onlarin cocuklari,anneleri babalari ve yakin akrabalari da buraya hapsedilmis. Bu cilgin yonetimin amaci Kambocya'daki tum endustriyi yok ederek koylu bir halk yaratmakmis. Bu anlayisla tum doktorlari, ogretmenleri, dil bilen aydinlari katletmisler. Bunun sonucu olarak ulkenin tum beyinleri teker teker yok olmus ve tamiri cok zor bir darbe almis Kambocya. Bu yasananlarin 1975 gibi bir yakin tarihte ceyeran etmesi insanin tuylerini diken diken ediyor. Bu vahsete dunya sessiz kalirken Vietnam sonunda bir dur demis. Garip olan gercek suan yonetimdeki Kambocya Halk Partisinin basinda olanlarin zamanin Kizil Khmerini destekleyen insanlar olmasi. Belki de o yuzden 25 yil sonra bile hicbir Kizil Khmer yandasi daha hukum giymemis. Bunca katliyamin hesabi sorulmamis. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="justify"&gt;Kambocya sadece dünyaca bilinen muhtesem Angkor Wat`in ve el degmemis kumsallarin ülkesi degil ayni zamanda cocuk fuhusunun, yolsuzluklarin, açliktan ölen insanlarin ülkesi. Buna ragmen Kambocyalilar öyle güleryüzlü öyle neseliler ki insan şaşırıp kalıyor. İşte biz de Tomb Raider`da seğrettiğimiz Kamboçya`yı değil gerçek Kamboçya`yı görmek için çıktık yola.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Phnom Penh`den ayrilip Mekong nehrini takip ederek Kampong Cham sehrine oradan da Kampong Thom`a gittik. Honda XRımız Kamboçya`nın yolları için çok uygundu, özel firmaar son yıllarda sehirler arası yollar inşa etmeye başlamış olsa da çoğu yer kızıl toprak. Burada eski B 52 lerle Vietnam`daki Ho Chi Minh karayolunu bombalayacak uçakların kalktığı Amerikan üssünü gördük. Bu bölgede 30 sene önce kanlı savaşların yaşandığına inanmak zor. Kızıl Khemerlerin zulmünden nasibini almış ve bölgede birçok toplu mezarlık çıkartılmış.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Köylerde insanlar çok ilkel bir yaşam sürüyorlar. Bambu kulübelerin altında tavuklar, kağnı arabaları. Çocuklar pek bir güleç ve her köyde çok içten karşılıyorlar bizi. Biz de elimizden geldiğince mutlu etmeye çalışıyoruz yarıçıplak koşuşturan çocuklara balon, şeker, kalem, defter dağıtarak. Tapınakların, küçüklü büyüklü göllerin, palmiye muz ağaçlarının arasindan tozları yararak geçiyor, her beş dakikada bir duruyorduk insanlarla konuşmak için. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5208508093164067122" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/SEhWg87KmTI/AAAAAAAAATk/RoWFChI49bA/s400/okul.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;Mekong`daki bir çok ada verimli ve zengin toprakları sayesinde tarıma elverişli. Yağmurun az olduğu kış aylarında bu adalara 400 metre uzunluğa varan bambu köprülerle ulaşılıyor. Her muson döneminde bu köprüleri alıp götürüyor Mekong`un azgın suları ve adalara sadece kayıklarla ulaşılabiliyor. Her kış da ada halkı köprüyü tekrar kuruyor. Bu köprünün üstünden motorla geçmek çok farklı ve gercekten heyecan verici.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5208504889118464162" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/SEhTmc7KmKI/AAAAAAAAASc/uRDR_z8Rmbs/s400/bambu.jpg" border="0" /&gt; Kamboçya'nın en ulaşılmaz yollarından biri kayıp Angkor öncesi tapınaklarının bulunduğu motorsiklet dışında hiçbir araçla girilemeyen 500 kmlik antik yol 66'yı gecmeyi planlamistik bastan beri. Ne beklememiz gerektiğini bilmiyorduk ve yanımızda küçük bir pusuladan başka birsey yoktu yön bulmak için. Geceyi Rovieng adlı küçük bir köyde geçirip sabahin ilk ışıklarıyla yola çıkmamız gerekiyordu. Köyün tek misafirhanesi marangoz bir ailenin iki üç odadan ibaret ama sıcacık eviydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5208504884823496850" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/SEhTmM7KmJI/AAAAAAAAASU/asXjTsvHLPY/s400/66.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;Uzun bir uğraştan sonra pazarın arkasındaki küçük lokantadan yemek ısmarlayıp kaldığımız evin varendasında gün batımını izleyerek yemek yedik. Rovieng tozlu yolları, ahşap binalarıyla&lt;br /&gt;adeta filimlerde gördüğümüz Teksas gibiydi. Horozların sesiyle uyandık gun ağarırken. Pazar yerinde leziz bir Pho Bo içip yola koyulduk. Bizi zorlu bir gün bekliyordu. Yanımıza bol su ve gun boyu yetecek kadar yiyecek aldık. İlk 15 dakika toprak yolda ilerledik sonra yol patikaya dönüştü, yer yer yapraklarla kaplanmış yer yer yikilmis ağaç govdeleriyle kapanmıştı. Ormanın içinde ilerledikçe gördüğümüz DİKKAT MAYIN BÖLGESİ yazılı kırmızı levhalar bizi dehşete düşürdü. Rehber kitabımızda yazılıydı bu tür yerlerde yoldan ayrılmanın çok tehlikeli olduğu. O kadar riskli ki basılmamış yerlere basmak, tuvalete gitmek için bile adım atamazsınız patika dışına. Bir kaç kere kaybolup kumlu yollardan, kuru nehir yataklarından geçip tekrar yolumuzu bulup Preah Khan tapınağına ulaştık. Öyle bir duyguydu ki bu terk edilmiş ormanın ortasında birden bire çıkan taş tapınağı görmek. Buralardan ayda yılda bir kişi geçtiği için sanki ilk biz keşfetmişiz gibi yapayanlız, sessiz ve görkemliydi Preah Khan. Kamboçya 30 yıl önceye kadar bir çok badireler atlattığından tarihi eserleri korumak adına pek bir çalışma yapılmamış. Angkor devri kalıntılarını gören ve değerini anlayan bir çok kendini bilmez de bin yıllık heykelleri, oyma figürleri ve diğer paha biçilmez eserleri yağmalayıp, öküz arabalarıyla Avrupa'ya kaçırmışlar. Bu gizemli havayı kokladıktan sonra Siem Riep'e dogru yol almaya devam ettik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5208504893413431474" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/SEhTms7KmLI/AAAAAAAAASk/IG40lfGiKV0/s400/bayon.jpg" border="0" /&gt;Tam su stoğumuzun bittiği anda karşımıza küçük bir köy çıktı. Derme çatma kulübedeydi köyün tek bakkalı. Oradan su bulmaya çalışırken arka taraftaki yıkık dökük okuldan çıkan çocuklar sardı etrafımızı. Küçük olanları korkuyorlardı özellikle Tom'dan iri yarı olduğu için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5208504897708398786" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/SEhTm87KmMI/AAAAAAAAASs/1PEnsp-_e98/s400/cocuk.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;O kadar sevimli o kadar yoksullardı ki biz de bakkaldaki tüm kalem defterleri satın alıp dağıttık yüzlerindeki gülümseme ve şaşkınlığı görmek için. Burada da mayın gerçeği üzdü bizi. Dikkat mayın tabelalarının bulunduğu bölgelerde koşuşturup oynuyordu çocuklar. Nasıl anlatır durumu nasıl söz geçirebilir ki insan bu miniklere? Zamanında kızıl Khemer tarafından yerleştirilen bu mayınların tümünü temizlemek için gereken para toplanamadığı için tehlikede bu insanlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hava kararmıştı Siem Riep'e vardığımızda ama otel bulmakta zorlanmadık. Kamboçya'nın en turist gören şehri diğer yerlerle tezat oluşturuyor gercekten. Angkor Wat sayesinde gelişen Siem Reap'de lüks oteller, mağazalar, düzenli parklar ve şık restoranlar günübirlik gelen turistlerle dolup taşıyor. Kamboçya'da herşey ucuz olmasına rağmen Angkor Wat kompleksine günlük giriş 30 dolar. Genelde tüm tapınakları görmek 3-4 gün veya bir hafta alabiliyor. Bu kişinin ilgisine ve gezme hızına bağlı olarak değişiyor. Biz bir günlük bilet aldık kendi taşıtımız olduğu için bu oldukça geniş alana yayılmış tapınaklar grubunu kolaylıkla gezebileceğimizi tahmin ettik. Biletlerimizi alırken bir polis bize yaklaşıp Angkor Wat içinde yabancıların kendi araçlarını kullanmalarının Kamboçya hükümeti tarafından yasaklandığını söyleyip bize bir tuk tuk kiralamamızı önerdi. Biz sebebini biliyorduk önceden konuştuğumuz insanlardan duyduğumuz kadarıyla. Tuk tuk mafyası bölgenin belediyesine rüşvet karşılığı bu yasağı çıkartmasını teklif etmiş ve nitekim de paranın gücü galip gelmiş. Mafya daha da ileri giderek yabancıların Siem Reap'de motorsiklet kiralamasını da men ettirmiş. Biz söylenenlere pek kulak asmayıp motorumuzla gezmeye kararlıydık nitekim de öyle yaptık. Bir kaç kez polis durdursa da bizi, kuralın saçmalığını kendileri de anlamış olacaklar ki yolumuza devam etmemize izin verdiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Angkor tapınağı dünyanın en büyük ibadet yeri. 12. yüzyılın başlarında Angkor krallığının başkenti olarak kurulan tapınak şehir bugünlere kadar bozulmadan gelmiş. Biz sabah 6'da başladık güne kalabalığın önüne geçebilmek, bu tarihi tapınaklardaki sessizliği ve havayı sindire sindire gezmek için. Favorilerimiz Angkor Thom, Ta Prom ve tabii ki Angkor Wat'dı. &lt;span style="font-size:+0;"&gt;Ta Prom tropik ormanda dev ağaç köklerinin sardığı bir tapınak. Mabedin yapı taşlarını öyle bir sarmış ki kökler arkeologlar bu ağaçları orada bırakmak durumunda kalmışlar yapıya zarar vermemek için. Bu tablo sanki terkedilmiş ve yüzyıllardır girilmemiş bir&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;yere ilk giren bizmişiz hissi veriyordu. Havayı iyice soluduk, Angkor tapınaklarını, kutsal yılan Nagan köprülerini, dört bir yana gülen Bayonları ( gülen yüz figürlü dev kayalar)&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;ve tarantula yuvalarını gördük. Angkor&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;tapınak şehrine hayran kalmamak mümkün değildi gerçekten. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt" align="justify"&gt;&lt;span style="font-size:+0;"&gt;Phnom Penh’e dönüş yolumuzda Tonle Sap gölünün kıyısında kurulmuş Battambang ve&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;Kampong Chanang kasabalarinda&lt;span style="mso-spacerun: yes"&gt; &lt;/span&gt;kaldık. Kampong Chanang oldukça fakir bir kasaba. Her yıl muson yağmurlarıyla sular altında kalan mahallelerdeki evler kazık üstüne kurulmuş. Ortalıkta dolaşan sümüklü çıplak çocuklar insanın kalbini fethediyor anında.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5208506366587214050" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/SEhU8c7KmOI/AAAAAAAAAS8/fe8KoldyNCE/s400/fakir.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;Sahil kenti Kep'e giderken geçtiğimiz yollardaki manzaralar nefes kesiciydi. Bir yandan yemyeşil dağlar bir yandan akan nehir bir yandan pirinç tarlaları üstüne de buz gibi şeker kamışı suyu... Adeta çocuk bahçesine benzer budist ve hindu manastırları görülmeye değerdi. Duvarlar ve tavanlar buda'nın hayatını anlatan resimlerle, bahçe de hinduizmin maymun, fil (ganesh) ve şiva tanrılarının heykelleriyle süslenmişti. &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5208506383767083282" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/SEhU9c7KmRI/AAAAAAAAATU/jk2WroAFh9A/s400/heykel.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Kep'e vardığımızda hayaletli bir şehre gelmiş gibi olduk. Kep, Fransızlar zamanında en gözde sahil kenti ve kumar cennetiymiş. Fransızlar Siyam denizine manzarası olan tepelere görkemli lüks malikhaneler kurmuşlar. Kızıl khemerler döneminde burası yakıp yıkılmış, mermer binalar yağmalanmış ve geri kalan da başıboş bırakılmış. Bu terkdilmiş villalarda çadır kurmuş aileler garip bir görüntü oluşturuyor.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Kep'in balıkçı köyleri, palmiyelerle bezenmiş kumsalı ve tuz tarlalarının yanı sıra lezzetli mi lezzetli biber soslu mavi yengeci, ızgara balığı buraya gelmek için başlı başına bir sebep.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Kamboçya'nın komşu Tayland gibi turistlere boğulmuş kumsalları, adaları yok. Daha yeni yeni keşfediliyor ve gözü açık yatırımcılar resort yapımlarına hızla girişiyorlar. Yani bu el değmemiş, balıkçıların turistlere merakla baktıkları kumsalları bu haliyle görebilmek için elinizi çabuk tutmanız gerekiyor. Her güzel yer gibi burası da turizmin ve turizmden para kazanmak isteyenlerin pençesinden kurtulamıyor.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Sihanoukville de başka bir sahil kasabası. Issız kayalık kumsalların yanısıra ardı ardına dizilmiş pansiyonların bulunduğu plajlar da var. En çok hoşumuza giden hava karardıktan sonraki balık mangal keyfi. Kumların üstüne atılmış hasır koltuklarda , mum ışığında, dalgaların sesi eşliğinde leziz ızgara çupra, kalamar,karides ve buz gibi fıçı bira yok pahasına...&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5208508097459034434" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/SEhWhM7KmUI/AAAAAAAAATs/btM1dXz_7-A/s400/phobo.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;Üç haftayı doldurmuştuk Kamboçya'da. Artık Vietnam'a dönüp Minskimizi satıp 11 martta Sidney'e doğru uçma vakti gelmişti. Ondan önce Vietnam'ın Phu Cuoc adasında birkaç gün geçirecek vaktimiz de vardı.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Phnom Penh'de kiraladığımız Honda'yi teslim edeceğimiz gün, şehir'de dolanırken ilerlediğimiz caddenin köşesinde köpekbalığı gibi bekleyen trafik polisleri durdurdu bizi. Biz daha önceden duymuştuk turistlerden para koparmak isteyen ve bu paralarla ev alan ,zengin olan polislerle ilgili hikayeleri. Durduk yanlarında boş bakışlarla. Polisler bizle ingilizce konuşmaya başladı biz de aptal aptal durup anlamamazlıktan geldik. Ben başladım son hız türkçe konuşmaya. Tom da bu arada bildiği tüm türkçe kelimeleri arka arkaya sıralıyorlardı. Polisler anlayamadılar hangi dilde konuştuğumuzu. Rus musunuz diye soruyorlar ben istifimi bozmadan türkçe konuşmaya devam ediyordum. Kağıda 50 dolar yazıp gösterdiler sözde tek yön olan bir yola tersten girdiğimiz için. Bu arada bizimle aynı yönde ilerleyen diğer araba ve motorlar gözardı ediliyordu. Ben sinirlenerek bagırmaya başladım tabi yine türkçe olarak. Bu şekilde 50dolar önce 20 dolar sonra 10 dolar oldu. Biz 1 dolar çıkartıp uzattık, gülmeye başladılar. 20 dakika sonunda 1 doları elimizden alıp gitmemiz için işaret ettiler. Başlarına bela olmuştuk açıkçası, bizi durdurduklarına pişman oldular. Umarız her turist aynı şekilde direnerek bu mafya mantıklı polislerin görevlerini kötüye kullanarak insanları aptal yerine koymasını engellerler. Vietnam'da bu tip olaylar yaşanmıyor. Vietnam hükümeti polislere yabancılarla konuşmalarını yasaklamış. Turistlerden para alan polisler görevlerinden men edilmekle kalmıyor ayrıca bu memurların çocukları da devlette çalışamıyorlar artık. &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Vietnam'a dönüşümüz yine Mekong nehri üzerindendi. Üç hafta önce bıraktığımız Minskimizi hala sapasağlam görmek bizi çok mutlu etti. İki ay geçirmiş olmanın verdiği rahatlıklaVietnam'da kendimizi evde gibi hissediyorduk. &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Yorgun olmamıza rağmen kamboçya Vietnam boyunca ilerleyen küçük patikayı takip ederek sahil kenti Ha tien'e ulaştık. Yol boyunca bir taraftan Kamboçya'nın tepelerini bir taraftan nehir üzerine kurulu gemi evleri bir yandan da yollarda pirinç kurutan işçileri izliyorduk.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5208508101754001746" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/SEhWhc7KmVI/AAAAAAAAAT0/zccH0UMkmWo/s400/hamak.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;Ha tien'den Phu Cuoc adasına kalkan küçük feribota bilet ayarladık. Turistlerin kullandığı sürat teknelerini kullanamazdık motorumuzu yanımızda götürmek istediğimiz için. İyi ki de bu küçük feribota binmişiz. Öyle güzel bir tecrübeydi ki tavuklarla, tıklımtıkış insanlarla, hamakta uzanarak, ada sakinlerinin ikram ettiği meyveleri yiyerek çocuklarla şakalaşarak seyahat etmek. Patates çuvalları ve lahanalar arasındaki 4 saatte hem bir yandan yüksek sesli vietnam dizilerini izledik hem de suda sıçrayan balıkları seyrettik. Arada azgın denizden etkilenerek güverteden midemi de denize boşalttım ama bu da oyunun bir parçası.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;Phu cuoc adası aslında Kamboçya'ya daha yakın. Daha önce Khemerlere ait olan ada hala bir anlaşmazlık konusu. Phu cuoc koruma altına alındığı için hala yemyesil, palmiye agaçlarının süslediği sahiller turkuaz rengi. Tek sorun artan turizmle beraber artan kirlilik. Vietnamlılar da çöplerini uygun yerlere değil de denize atmayı tercih ettikleri için karpuz kabuklarıyla yüzmek zorunda kalabiliyor insan.&lt;/p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5208506375177148658" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/SEhU887KmPI/AAAAAAAAATE/HR0Qiky_5sU/s400/gezi.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;Adada 4-5 gün kalıp, tamarin soslu yengeci kilolarca doya doya yedikten sonra Saigon'a geri döndük. Sidney'e uçmaya 5 gün vardı ve bizim Minskimizi hemen elden çıkartmamız gerekiyordu. Yok pahasına da satmak istemiyorduk. Biz de Saigon'un en turistik caddesinde satış kampanyası başlattık. Pankartlar ve küçük broşürler dağıttık. 'Süper Minsk.. Gerçek Vietnam'ı keşfetmenin tek yolu' sloganımızdan etkilenen genç Alman gezgin Sebastien'le bir kaç deneme sürüşü ve pazarlıktan sonra 350 dolar karşılığı güle güle dedik motorumuza. Yani sadece 50 dolara tüm Vietnam'ı gezmiştik iki ay boyunca. Hem bizim için hem de Sebastien için oldukça karlı bir alışveriş olmuştu. Tabi duygulandık geniş bir gülümsemeyle alıp götürünce Sebastien bizim motoru. Ama zaman Sidney'e gitme yeni bir sayfa açma zamanıydı. Bizi neler bekliyordu Avustralya'da doğru bir karar mı vermiştik Asya'da kalmamakla. Bunu bir iki güne anlayacaktik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1591371434234024697-6799637700017554578?l=bizimdiyarlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/feeds/6799637700017554578/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1591371434234024697&amp;postID=6799637700017554578' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/6799637700017554578'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/6799637700017554578'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/2008/03/kambocya.html' title='Kambocya'/><author><name>Tom &amp;amp; Ebru</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03213559914827990304</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/R9N-Y5FYwxI/AAAAAAAAAQY/sFWopcTcOdA/s72-c/harita.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1591371434234024697.post-6546815775650165635</id><published>2008-02-17T05:49:00.000-08:00</published><updated>2008-03-08T21:42:05.001-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Vietnam'/><title type='text'>Yaylalar ve Mekong Havzasi</title><content type='html'>&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5167959489063331618" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/R7hHxjc6pyI/AAAAAAAAAN4/NGBvROiueZA/s400/harita+guney.JPG" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;blockquote id="2b8de381"&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Vietnam´in 2200 km´yi askin kiyi seridindeki belki de en sirin ve en romantik kasaba Hoi An. Fransiz doneminden kalma evler, daracik sokaklar ve rengarenk cin lambalariyla insanin icini isitan bir yer. Hoi An'da hava oyle gunesli ve sicakti ki aylardan sonra ilk defa denize girme imkani bulabildik. Sehir merkezinden 5 km uzakliktaki kumsalda gonlumuzce guneslendik, muz kabugunda izgara balik yedik ve okyanusun cilgin dalgalariyla dans ettik. Kaldigimiz otelde tanistigimiz 55 yaslarindaki, motosikletleriyle Vietnam'i gezen Avustralyali muzisyen ciftle sarap esliginde anilarimizi paylastik. Hoi An Avrupali turistler icin adeta bir tekstil cenneti. Burada istediginiz kiyafeti sehirdeki herhangi bir terzide cok uygun bir fiyata diktirebiliyorsunuz. Turkiye'de daha kaliteli bir urunu daha iyi bir fiyata alabildigimiz icin bize pek cazip gelmedi dogrusu.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu arada Irlanda´li arkadaslarimiz Sue ve Richie´nin Vietnam´da olduklarini ogrendik. Belki hatirlarsiniz, Nepal'deki Annapurna yuruyusunu beraber yaptigimiz arkadaslar bunlar. Vietnam´in sorf cenneti Mui Ne'de bulusmaya karar verdik. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Mui Ne'ye gitmeden once Vietnam´in ic kisimlarina dondurup rotamizi yayla kabilelerinin yasadigi Kontum ve Buon Ma Tuot sehirlerine dogru yola koyulduk. Bu bolge ozellikle kahve, kaucuk ,meyve ve sebze yetistiriciligiyle unlu. Burada bulunan kabileler hala yuzlerce yillik geleneklerini surduruyorlar. Mesela koyun ortasinda bulunan yuksek catili samandan kulube tum toplantilarin ve dugunlerin yapildigi yer. Aileler kadin egemen ve ailenin kizi evlenince damat icguveysi olarak katiliyor aileye.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5175603501569983234" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/R9Nv9pFYwwI/AAAAAAAAAQQ/WY8yF_lB2nQ/s400/hut.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Buon Ma tuot'da hava cok sicakti ve yakindaki iki selaleyi gormek icin cok uygun bir zamandi. Giang Long selaleleri daha once gorduklerimden cok daha etkileyiciydi. Insan caglayarak akan suyun siddetini gorunce sasiriyor. Biz de bu sicak havada selalenin tam yanina piknik yaptik ve dinlendik doyasiya.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5175595727679177426" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/R9No5JFYwtI/AAAAAAAAAP4/v8xpDiSd26Y/s400/2217913203_3b0786ca20.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bolgede dikkatimizi ceken bazi tepelerdeki yamali , corak goruntuydu. Bunca kahve ve kaucuk agaci yetistirilmesine ragmen topragi bazi yerlerde verimsiz kilan neden cok trajikti. ABD'nin , savas sirasinda Viet - Cong askerlerinin ormanda gizlenmelerini engelleyebilmek icin ucaklarla havadan yaydigi " agent orange" ( turuncu madde ) olarak bilinen ve zararli bitkileri ortadan kaldirmak icin kullanilan bu zehir sadece bu dogayi yok etmekle kalmamis, nesiller boyu devam eden hastaliklara sebep olmus. Vietnam'da bu otkiran yuzunden sakat dogan cocuklar var hala.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Vietnam'in daglik kesimine elveda deyip ertesi gun, tekrar okyanusa dogru yol aldik. Hava tekrar degismisti. Gri bulutlar tum gokyuzunu kapliyordu. Nha Trang´a varana kadar yagmur dur durak bilmedi. Anlasilan dunyada Belcika'dan baska yagmuru bitmek bilmeyen ulkeler de varmis. Bu arada seyahatimizin ileriki kismini planlamaya baslamistik. Tahmini olarak 5-6 marta kadar Kambocya´yi gezdikten sonra Cin´e gidecektik. Internetten hava tahminlerine baktik. Zira gecen son birkac gun iklimin son derece onemli oldugunu gosterdi bize. Tahminler pek de ic acici sayilmazdi. Cin son 60 yilin en agir kisini yasiyordu. Nisan ayinda ise Ulaan Batar gunduz -2 derecelerdeydi. Anlasilan kar altinda gezmek istemiyorsak planlarimizi degistirmemiz gerekiyordu. Tom'la kafa kafaya verip beyin firtinasi yaptiktan, dunya hartasina soyle bir baktiktan sonra Avustralya'nin gezimizi noktalamak icin harika bir yer olduguna karar verdik. Hem hava mart nisan aylarinda ilimandi, hem simdiye kadar gordugumuz yerlerden cok farkliydi hem de bir karavan kiralayip Sidney'den Perth´e gitmek cok kolaydi. Hergun otel arama, restoran secme derdi olmadan kendi yemegimizi pisirmek ve nerede olursa olsun karavanda geceyi gecirebilmek cok cazipti. Tabi birkac puruz vardi halletmemiz gereken. Mesela sirt cantamiz Hanoi´deydi. Sidney´e direk ucuz ucuslar Saigon'dan kalkisli oldugu icin Hanoi´ye donmemiz anlamsizdi. Bize Hanoi´de tanistigimiz Alev hanim yardim elini uzatip, buyuk zahmetlere girerek cantamizi Saigon´da verdigimiz adrese gonderdi. Alev hanim, esi ve Hanoi Turk Buyukelciligine sonsuz tesekkurlerimizi sunuyoruz buradan.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Nha Trang´da Vietnam vizemizi bir ay daha uzatip Richie ve Sue ile bulusmak icin Mui Ne´ye devam ettik. Mui Ne kum tepeleriyle cevrili kucucuk bir sorf cenneti. Kumsal boyunca ucurtma sorfu yapan gencler, guneslenen bayanlar ve denize nazir kafelerde nefis deniz urunlerinin keyfini cikaran insanlar gormek mumkun. Once kendimize deniz kiyisinda kalacak yer bulduktan sonra Sue ve Richie'nin kaldiklari otele gittik. Bunca zaman sonra tanidik yuzler gormek bizi sevindirdi. Zor zamanlarda yasanan kisa beraberlikler insanlari birbirlerine yaklastiriyor gercekten. Biz de Annapurna dag yuruyusu sirasinda paylastiklarimizla sanki kirk yillik dostlar olmustuk. Butun gun kumsalda , izgara balik ve Dalat sarabi lezzetiyle Nepal sonrasi tecrubelerimizi paylastik. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5175391441854710370" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/R9KvGJFYwmI/AAAAAAAAAPA/1RJB_fJLA9w/s400/sue.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Mui Ne'de iki gun tam anlamiyla tatil yaptik.Gunlerimizi sabah uyanir uyanmaz yuzumuzu yikamadan denize atlayarak, gunesin sicak dokunusu altinda miskin miskin kitap okuyarak ve gunes batisinda karides tava yiyerek, deniz kiyisindaki dev kizil kum tepelerinde yuruyus yaparak gecirdik. Gecirdigimiz yorucu birkac haftadan sonra buna ihtiyacimiz vardi. Gulmeyin, seyyah olmak da bir zanaat :)&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5175392013085360786" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/R9KvnZFYwpI/AAAAAAAAAPY/2-98nLMmzMg/s400/kum.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Mui Ne'den sonra Saigon'a gectik kiyi seridini takip ederek. Saigon'a yaklastikca mobilet trafigi de artmaya basladi. Caddelere akin akin her yone giden rengarenk mobiletler hakimdi. Saigon'un Hanoi'den kat kat buyuk oldugunu bilmiyorduk. Baskent olmamasina karsin, savas oncesi ve sirasinda Amerikan ve Fransiz isbirligiyle ekonomi bu bolgede kalkinmis ve ticaret ilerlemis. Gercekten herhaliyle modern ve kapitalist bir sehir. Iklimi oldukca sicak, Mekong havzasina yakin oldugu icin. Biz neyse ki en serin zamaninda Saigon'daydik. En dikkat cekici sey TET festivalinin yaklasiyor olmasi vesilesiyle tum sehrin yilbasi susleri ve isiklariyla donatilmis olmasiydi. 7 subattaki Cin yeni yili icin tum ulke hazirlik yapiyordu. 3 gun surecek festival boyunca tum dukkanlar kapaniyor herkes ailesinin yanina gidiyor. Yilbasi geceyarisinda bazilari budist tapinaklarina giderken bazilari da barlara kosuyor. Garip bir duygu bu sicakta yilbasi isiklarini gormek sokaklarda ama icimizi bir cosku sariyor bizim yeni yilimiz olmasa da. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Vietnam savasini hep Amerikalilarin agzindan duydugumuz icin bir de bu karanlik donemi bir Vietnamlinin gozleriyle gormek istedim. Denise Chong'un yazdigi " Fotograftaki kiz " kitabini alip okumaya basladim. Kitap savas doneminde yasinda olan Kim Phuc adli Vietnamli bir kizin hayat hikayesini anlatiyor. Iran'da gecen " Kizim olmadan asla " kitabi gibi hem okuma istegi uyandiran hem de insanin icini acittigi icin bir an once bitirmek istedigi turden bir kitap.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;MEKONG HAVZASI&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Vietnamlilarin Song Cuu Long (Dokuz ejderha nehri) olarak adlandirdiklari Mekong dunyanin en uzun nehirleri arasinda sayiliyor. Tibet'in yuksek yaylalarinda dogup, Cin'de 4500 km astiktan sonra Laos ve Kambocya'dan gecerek Vietnam'da denize kavusuyor. Tibet'de karlarin eridigi yaz aylarinda nehrin debisi artinca Kambocya'daki Tonle Sap golune dogal bir geri akim basliyor ve bu sayede mekong havzasi sel altinda kalmaktan kurtuluyor. Buna ragmen son yillarda Kambocya'da yasanan orman katliyami bu bolgedeki sel riskini arttiriyor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5175392760409670338" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/R9KwS5FYwsI/AAAAAAAAAPw/wAKSJ6vJ2C0/s400/balik.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;Mekong deltasinin bereketli topraklarinda daha adini bile duymadigimiz tropik meyveler yetistiriliyor. Ayrica bu bolge sadece Vietnam'in degil, Asya'nin da pirinc ambari. Avokado,mango, hindistan cevizi, ejderha meyvesi ,papaya ve daha bircok lezzeti havzanin sayisiz meyve pazarlarinda bulmak mumkun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5175391888531309186" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/R9KvgJFYwoI/AAAAAAAAAPQ/ee0sHp9Gujs/s400/mototom.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ben tre'de, Tra Vinh ve Can Tho bolgelerinde motorla yaptigimiz geziler bize suyla barisik yasamin inceliklerini gosterdi. Bu bolgede topraktan cok su oldugu icin bir sehirden digerine giderken en azindan bir iki feribot yolculugu yapmak durumundasiniz. Bircok yerde kopruler insa edilmis ama Mekong'un havzada bir cok kola ayrilmasindan dolayi heryer birbirine karayoluyla bagli degil. Bazi yerlerde feribot yolculugu 3 dakika bazi yerlerde 10 dakika suruyor. Hepsinde de islerine veya evlerine giden Vietnamlilarla konusmak gunumuze renk katiyor.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5175392610085814962" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/R9KwKJFYwrI/AAAAAAAAAPo/P-p0DftFNco/s400/ev.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Burada hayatin su ustunde ilerlediginin diger bir kaniti yuzen meyve -sebze halleri. Mekong havzasinda yetisen urunler toptanci teknelerinde satiliyor ve kayiklariyla tekneden tekneye dolasan koyluler bir yandan pazarlik yaparken diger yandan yanasan diger kayiklara carpmamak icin oradan oraya kurek salliyorlar. Goruntu gercekten gormeye deger. Biz Tra On adli turistlerden uzak kucuk bir kasabadaki yuzen hali gormeye gittik. Pazarin en renkli ve kalabalik halini gorebilmek icin sabahin ilk isiklariyla 5.30'da kayiga binmek gerekiyor. Biz sabah kucuk bir kayik kiralayarak nehrin ortasindaki hareketli hale dogru ilerledik. Karpuz teknelerinden birindeki saticilar bizi yanlarina cagirip karpuz ikram ettiler. Biz de istahla karpuzlarimizi yerken bir yandan da cevremizdeki pazarlik yapan huni sapkali gulec Vietnamlilari izliyorduk. Alisverisi kolaylastirmak icin tekne diregine saticilar ellerindeki mallardan ornek asiyorlar boylece musteriler nereden ne alabileceklerini biliyorlar.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5175603076368220914" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/R9Nvk5FYwvI/AAAAAAAAAQI/0UblZMvDU-U/s400/hal.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Mekong deltasinda khmer azinligin yasadigi Tra Vinh bolgesinden gecerken, yemyesil pirinc tarlalari arasinda yukselen bir tapinak gorduk. Khmer mimarisiyle insaa edilmis bu harika yapiyi daha yakindan gormek istedik. Toprak yolu takip edip tapinagin kapisindan iceri girince buranin sadece bir tapinak degil ayni zamanda bir budist manastiri oldugunu anladik. Bizi nasil karsilayacaklarini bilmiyorduk ama yine de motoru park edip cevreye bakindik. Manastirin ana rahibi yanimiza yaklasti gulumseyerek. Hemen bizi iceri davet etti el isaretiyle. Heryer tibet dilinde dualari iceren bayraklarla bezenmisti. Bize hemen soya sutu ikram etti ve ortak bir dilimiz olmasa da elimdeki haritayi gosterip nereden geldigimizi nereye gittigimizi anlatmaya koyuldum. Bu arada kitabimda Khmerce kucuk bir sozluk olmasi iletisimimizi bir nebze olsun kolaylastirdi. Bu arada Tom rahipten izin isteyip yandaki koltuga boylu boyunca uzanip kestirmeye basladi. Tom heryerde Tom uykusu geldi mi manastir rahip dinlemez uyur. Belki de manastirdaki huzur ortami onu boylesine gevsetmistir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5175388246399042018" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/R9KsMJFYweI/AAAAAAAAAOA/YvEn_F9MXzs/s400/bidus.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kambocya'ya sinirina giderek yaklastikca Minskimizle sinirdan gecip gecemeyecegimizi sorgulamaya baslamistik. Daha onceki arastirmalarimiz ve konustugumuz insanlar motorla Kambocya'ya gecmenin tamamen sans isi oldugunu , orada o sirada bulunan gumruk gorevlisine bagli oldugunu gosteriyordu. Biz de sansimizi denemek istiyorduk ne olursa olsun. Ne de olsa simdiye kadar her isimiz rast gitmisti. Mekong nehri uzerinde kurulan hudut kenti Chau Doc, bir kac gun gecirip su ustundeki yasami tatmak icin birebirdi. Kaldigimiz otelin yuzen restoranindan karsidaki tahta sutun uzerine kurulu evleri, kayiklarindan balik tutan koyluleri izlemek cok keyifliydi. Bu bolgede yagisli aylarda su seviyesi bir hayli yukseldigi icin sel tehlikesine karsi bazi onlemler almis nehir kiyisinda oturan kasaba sakinleri. Bazilari tahta kaziklar uzerine kurmus evlerini, bazilari bos variller yerlestirerek ahsap evlerin altina evlerini su ustunde bir gemi gibi insaa etmis. Bu yuzen evlerden sonuna kadar istifade edebilmek icin evlerinin altina agdan kafes yapmislar balik yetistirmek icin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5175391613653402226" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/R9KvQJFYwnI/AAAAAAAAAPI/0CG-MKy-nek/s400/stilt.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;Minskimize atlayip Chau Doc'un etrafindaki koyleri gezmeye ciktigimizda karsimiza bir kac musluman mahalle cikti. Basi esarpla ortulu bayanlar, uzun pestemalli beyler ve iki buyuk cami. Kitabimizdan bu insalarin Cham azinligi olduklarini ve buyuk Champa kralligindan bugune kalan bir topluluk oldugunu ogreniyoruz. Ilk zamanlarda budist olan bu insanlar son 400 yilda muslumanligi secmisler. Caminin arka tarafindaki mezarlik bizimkilere cok benzer, hele Havva,Imam Haci Yusuf, Ismail gibi isimler insana Vietnam'da oldugunu unutturuyor. Chau Doc'da hristiyanlar,muslumanlar ve budistler beraber yasiyorlar. Camide musluman namazini kilarken, Cin yeni yilini ejderha kostumu icinde kutlayan gencler geciyor sokaktan,bir yandan da kiliseden can sesleri yukseliyor. Cagdas ve ileri saydigimiz Avrupa ulkelerinde hala artan bir din catismasi yasanirken, bu geri kalmis ve fakir saydigimiz kucuk kasabada uc din nasil huzur icinde yasiyorlar anlayamadik. Belki de toplumlar modernlestikce insanlarin birbirine tahammulu azaliyor.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5175392287963267746" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/R9Kv3ZFYwqI/AAAAAAAAAPg/jhqJzHOkUMo/s400/imam.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kambocya'ya gecmeyi planladigimiz gunun oncesi sehirde buyuk kutlamalar vardi TET festivali dolayisiyla. Biz de kasabalilarin toplandigi bir kafeye gidip onlarla bira ictik, uzun uzun konustuk ve belediyenin duzenledigi muhtesem havai fisek gosterisini izledik. Vietnam'i bir sureligine terk etme vakti gelmisti. Ertesi gun Kambocya'nin baskenti Phnom Phen'e gitmek uzere hazirliklarimiz yapip, motorumuzu sinirdan gecirebilme umuduyla uykuya daldik.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1591371434234024697-6546815775650165635?l=bizimdiyarlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/feeds/6546815775650165635/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1591371434234024697&amp;postID=6546815775650165635' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/6546815775650165635'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/6546815775650165635'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/2008/02/vietnamin-2200-kmyi-askin-kiyi.html' title='Yaylalar ve Mekong Havzasi'/><author><name>Tom &amp;amp; Ebru</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03213559914827990304</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/R7hHxjc6pyI/AAAAAAAAAN4/NGBvROiueZA/s72-c/harita+guney.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1591371434234024697.post-5121527441909593978</id><published>2008-02-04T05:07:00.000-08:00</published><updated>2008-03-08T22:09:30.535-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Vietnam'/><title type='text'>Ho Chi Minh Karayoluyla Viyetnam</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/R7g6YTc6pwI/AAAAAAAAANo/VHaArQvuzAA/s1600-h/aaa.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5167944761620473602" style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center;" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/R7g6YTc6pwI/AAAAAAAAANo/VHaArQvuzAA/s400/aaa.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Viyetnam ince ve uzun yapisindan dolayi bir cok farkli iklimi ayni ayna yasiyor. Kuzeyde Cin'den gelen soguk hava dalgasiyla insanlar kisi yasarken, tropiklerdeki guney bolumu yilin her ayi sicak ve nemli. Bati kisimi Laos ve Kambocya'ya komsu yagmur ormanlari ve daglarla, dogu kismi ise Pasifik okyanusu ve Cin denizine baktigi icin duzluk ve kumsallarla cevrili. Guneyindeki Mekong deltasi ise Tibetlerde dogan Mekong nehri'nin besledigi adaciklardan olusan bambaska bir cografya. Iste biz de tum bu renkleri gorebilecegimiz bir rota cizdik kendimize. Hanoi'den Saigon'a inmenin iki yolu var. Birincisi tum otobuslerin, turistlerin, kamyonlarin gidip geldigi kiyi kesimi boyunca ilerleyen bir numarali cok yogun karayolu ikincisiyse Laos ve Kambocya siniri boyunca ilerleyen Ho Chi Minh karayolu. Bizim sectigimiz Ho Chi Minh karayolu savas doneminde Viet Cong askerlerinin ve silahlarinin ulasimini kolaylastirmak icin kurulmus yerlesim yerlerinden uzakta bir yol. Trafik yok denilecek kadar az ve koyler yolun cevresinde degil disinda kaliyor. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Kuzey'den Hanoi'ye dondugumuzde Ho Chi Minh'in anit mezarinini ziyaret ettik, gonlumuzce yemek yedik ,dinlendik ve eksiklerimizi tamamladik. Bu arada Hanoi'deki gol manzarali gemi kafe'de meyve sularimizi yudumlarken, tesaduf bu ya Hanoi Buyukelciliginden Alev hanim ve ailesi yan masada oturuyorlardi. Turkce konusma hemen kulagima ilisti fakat inanamadim. Asya'nin diger ucunda turkce konusabilmek hos bir duyguydu gercekten.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Hanoi'de iki uc gunden sonra fazla bagajimizi otele emanet birakip ciktik yola. Aslinda bagajimizin bir bolumunu birakmak benim pek icime sinmiyordu ama baska caremiz de yoktu. Nasilsa Cin'e gidecegimiz icin Hanoi'ye donecektik. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ilk duragimiz Tam Coc magralariydi. Karst daglarinin arasinda akan nehir daglari delip kucuk magralar olusturmustu. Bu magralara ancak kucuk kayiklarla pirinc tarlalarinin arasindan gecerek ulasmak mumkundu. Bir cok koylu batakliga pirinc filizleri ekiyordu. Bellerine kadar camura bulandiklari halde bu zor islerinin arasinda gulumseyerek el salliyorlardi bize.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ertesi gun 200km uzaktaki Phong Nha magrasini gormek icin Son Trach koyune gittik. Bu magara 250 milyon yil once olusmus, dunya varliklari projesi altinda korunan Vietnamín en buyuk ve en guzel magrasi. Buraya 30 dakikalik tekne yolculuguyla ulasiliyor ve magradan iceri kayikla girdiginizde Disneyland'i andiran bir goruntu cikiyor karsiniza. Milyonlarca yillik bir sanat eseri gibi kalkerden olusan sarkitlar. Son Trach'da sadece birkac misafirhane ve aile lokantasi var. Biz de bu lokantalardan birine oturduk daha dogrusu lokanta zannettigimiz yer bir ailenin oturma odasiydi :)) Hemen mutfaga goturduler beni ben de mutfakta gorup istedigim malzemeleri gosterdim bize hazirlamalari icin. Karnibahar,yesillik,pilav ne varsa. Sonra beraber yemek yedik ailenin kizlariyla, yumurcak kucuk oglansa cirilciplak ortalikta kosusturup gulucukler saciyordu.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5167943790957864690" style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center;" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/R7g5fzc6pvI/AAAAAAAAANg/p7akzFmsesQ/s320/2218703556_017315a549.jpg" border="0" /&gt;  &lt;div align="justify"&gt;Yola cikana kadar oglen olmustu ve bir de sagnak baslamisti. Neyseki yagmurluklarimiz suya dayanikli oldugu icin yagmurdan korkumuz yoktu. Nereye gidecegimize karar vermek icin haritamiza baktigimizda yolun ikiye ayrildigini , Laos siniri boyunca uzanan bati HCM karayolunun ormanlik bir araziden gectigini goruyorduk. Bu yol savas doneminde onemli bir harp sahasi olan Khe San kasabasina cikiyordu. Ayrica yol kuzey- guney Viyetnam sinirini olusturan Ben Hai nehrinden geciyordu.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Biz de bu rotayi secerek yola ciktik. 10-15 km ilerledikten sonra bir guvenlik bariyeri cikti karsimiza. Bu arada da bardaktan bosalircasina yagmur yagiyordu. Kulubedeki gorevli bize daha fazla ilerleyemeyecegimizi isaret ederek bir belge gosterdi. Bu bolgeye girmek icin izin belgesi gerekiyordu belli ki. Ben Motordan inip hemen kulubeye gittim sirilsiklam ve gorevliye haritamiz uzerinden gosterdim Khe San´a ulasmaya calistigimizi. Gorevli halimize acimis olacak ki birkac telsiz gorusmesi yapip beriyeri acti. Bu duruma cok sevindik tabi. Daha sonra ogrendigimize gore Laos siniri boyunca ilerleyen yolu cevreleyen 200 kmlik alan koruma altindaki yagmur ormanlariyla kapli ve bir kac kucuk kabilenin yasadigi bir alandi. Buradan daha once gecebilen pek olmamis. Neden bize izin verdiler biz de anlamadik..&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Biraz ilerleyince inanilmaz goruntuler bizi bekliyordu. Bir yanimizda turkuaz renkte bir nehir akiyor diger tarafta sarmasiklar,palmiyeler ve camlarin potporisi daglik bir orman uzaniyordu. Yagmur dinmeye baslamis, gunes de yuzunu gosteriyordu. Genis ve bombos Ho chi Minh karayolunun ortasina parkedip hayranlikla cevreyi izledik bir sure. Virajli daglik yolda hizli ilerlemek mumkun degildi ve saatimiz 15.00í gosterirken daha yolun yarisini bile katetmemistik. Hava bazi yerlerde soguk ve sisliydi. Hava kararmadan once Khe San´a varabilmemiz imkansizdi. 100 km sonra kucuk bir koye rastladik ve bir kac sise benzin bulabildik. Artik hava iyice kararmisti ve uzun farlarimiz calismiyordu. Hemen bas lambalarimizi gecirdik kasklarimiza ve yavasca yola devam ettik. Saat 21.30 gibi ac ve bitkin ama gordugumuz guzelliklerden memnun vardik Khe San´a.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5167943782367930082" style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center;" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/R7g5fTc6puI/AAAAAAAAANY/NG2HLkVhhnQ/s320/2217910415_956d3a4894.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bundan sonraki rotamiz guney Viyetnam'daki kumsallardan, yaylalardan ve Mekong deltasinda gececekti. Zamanin komunist Kuzeyi ve kapitalist Fransiz dostu guneyi arasinda gunumuzde ne gibi farkliliklar vardi acaba? Bunu gormek icin sabirsizlaniyorduk..&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1591371434234024697-5121527441909593978?l=bizimdiyarlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/feeds/5121527441909593978/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1591371434234024697&amp;postID=5121527441909593978' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/5121527441909593978'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/5121527441909593978'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/2008/02/ho-chi-minh-karayoluyla-viyetnam.html' title='Ho Chi Minh Karayoluyla Viyetnam'/><author><name>Tom &amp;amp; Ebru</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03213559914827990304</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/R7g6YTc6pwI/AAAAAAAAANo/VHaArQvuzAA/s72-c/aaa.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1591371434234024697.post-8571681598559148738</id><published>2008-01-16T03:28:00.000-08:00</published><updated>2008-03-08T22:09:55.123-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Vietnam'/><title type='text'>Kuzey Vietnam</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/R6XGRGugi-I/AAAAAAAAALY/POMiOEkEfH0/s1600-h/harita.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5162750545015901154" style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center;" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/R6XGRGugi-I/AAAAAAAAALY/POMiOEkEfH0/s400/harita.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Sabah erkenden Hanoi'den ayrildik. Aldigimiz detayli Viyetnam haritasi sayesinde rotamizi rahatlikla cizmistik. Yine de yolda durup insanlara soruyorduk emin olmak icin. Ilk karsilastigimiz zorluk haritada okudugumuz sehir isimlerini telaffuz etmekti. Mesela Son La dedigimizde insanlar bize bu sehrin adini ilk defa duyuyormus gibi bakiyordu yuzumuze sonra haritada yazilisini gosterdigimizde " a Son LAaaaA" diyip yolu gosteriyorlardi. Diyeceksiniz, madem latin harfleri kullaniliyor ne zorlugu bu canim. Viyetnamca Cin diliyle buyuk benzerlik gosterdigi icin tonlama bu dilde de cok onemli. Mesela Ma kelimesi 'a'nin aldigi tona gore at,anne,pirinc filizi, hayalet ve mezar anlamina geliyor. Bizim duymadigimiz bir cok ses var dillerinde. Yani o yuzden bize hep cing cung cang diyorlarmis gibi geliyor halbuki isin asli oyle degil.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;Sora sora ilk duragimiz Tay kabilesinin yasadigi Mai Chau koyune vardik. Buradaki tipik koy evlerinden birinde kalmak mumkundu. Hava tahmin ettigimizden daha da soguktu. Neyse ki kuzey Viyetnam'da heryerde bulunan Pho Bo ( tavuk suyuna sehriye corbasi) icimizi isitmaya yetiyordu. &lt;/p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5162757532927691810" style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center;" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/R6XMn2ugjCI/AAAAAAAAAL4/QwZSfMDbjJo/s400/phobo.jpg" border="0" /&gt; Evler yerden sutunlarla yukseltilmis ust kisimda hasir ve bambudan buyuk kulubeler insa edilmisti. Cibinlikli yer yataginda penceremizden yemyesil pirinc tarlalarini, hasir sapkalariyla calisan Viyetnamlilari izlemek gercekten hostu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;Mai Chau cevresinde manzara degismeye baslamisti bile. En dikkat cekici olan daglarin sekliydi. Bizim alistigimizdan cok farkliydi daglar. Yuksek kayalari andiran karst (kirec tasi) daglari gercekten inanilmazdi. Hele bunlari cevreleyen ovalardaki pirinc tarlalari hicbir yerde gormedigimiz bir goruntu olusturuyordu. &lt;/p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5162759594511993938" style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center;" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/R6XOf2ugjFI/AAAAAAAAAMQ/y5qst78xLbI/s400/kuzey.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ertesi sabah yilbasini gecirecegimiz Son La kasabasina dogru yola ciktik. Oglen yemek yemek icin durdugumuz koy lokantasinda tabi ki ingilizce menu yoktu. Henuz Vietnamca yemek tabirlerini ogrenmedigim icin yanimizdaki " point it" kitabi cok isimize yaradi. Kitap boyle zamanlarda kullanilmak icin hazirlanmis akliniza gelebilecek her turlu yemek,sebze,meyve ,hayvan ve daha bircok seyin fotografini iceren bir kitap. Mesela karnibahar ve domatesli pilav istiyorsunuz, hepsinin fotografini ayri ayri isaret edip anlatabiliyorsunuz derdinizi. Bizim cok isimize yaradi dogrusu. Tabi yanimizdaki kucuk Vietnamca pratik konusma klavuzunu da kullandik sikca.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Burada gordugumuz lokantalar,bakkallar, magazalar hep yari acik hangar biciminde. Yani sanki disarida oturuyormussunuz gibi. Hicbir yerde isitma sistemi yok, herkes oturma odasinda paltosuyla oturuyor. Belki de o sebeple kuzeyde insanlar sabah kahvaltisiyla beraber "ates suyu" diye tabir edilen votka cinsi ev yapimi pirinc sarabi icmeye basliyorlar. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bir de lokantalarda ilk dikkatimizi ceken camdan yapilmis dev kupler icinde pirinc sarabinda bekletilen hayvanlardi. Sonradan ogrendigimize gore bu dogu tibbinin bir parcasi. Her hayvan farkli bir derde deva. Cogunlukla gorduklerimiz karga,keci cenini, kobra yilani, ari, hamam bocegi ve domuz ayagi. Anlayacaginiz uzere lokantaya ac girsek de pek birsey yiyemeden cikiyorduk genelde..&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5162758872957488194" style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center;" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/R6XN12ugjEI/AAAAAAAAAMI/9ivwx4vuz9s/s400/yilan.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ben yemek konusunda hic secici degilimdir ama et konusunda ayni seyi soyleyemem. Gordugumuz kadariyla Viyetnamlilar ucan,kacan,surunen ve yuzen her hayvani yiyorlar. Buna kopek, yilan, tarla faresi ve ordek embriyosu da dahil. Yemek kulturu gercekten alismaya bagli. Ben kokoreci, kelle paca corbasini agzimin suyu aka aka yiyorum fakat bu hic alismadigim et kulturu bana ters geliyor. Hele tamamen vejeteryan Hindistan'a gore burasi tam bir tezat teskil ediyor. Simdi anliyorum Hindistan'da bir gol kenarindan taze taze aldigimiz baligi kaldigimiz misafirhanenin mutfaginda pisirmek istedigimizde, vejeteryan ev sahibesinin neden bize yuzunu burusturarak baktigini, ya da neden hintli is arkadasimizin biz restoranda biftek yerken midesinin bulandigini. Sahsen biri gelip mutfagimda kopek eti pisirmeye kalksa ben de ayni tepkiyi verirdim. Farkli ulkeler,farkli insanlar, farkli aliskanliklar. Bu farkliliklar olmasa gezmenin ne anlami kalir ki?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yilbasini Son La adli kucuk bir kasabada gecirdik. ilk gunku soguktan biraz yorgunduk, o yuzden gece yarisi olmadan uyuyakaldik. Viyetnam'da Cin takvimi kullanildigindan dolayi, onlar yilbasini 7 subatta kutluyorlar. TET festivali denilen 3 gun boyunca tum dukkanlar, restoranlar kapaniyor herkes ailesiyle evine cekiliyor yeni yili beraber kutlamak icin. Yani biz 2008 deyken onlar 7 subata kadar hala 2007'deler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Viyetnamlilar gune cok erken basliyorlar. Cogu devlet dairesi ve dukkanlar sabah 7.00'de isbasi yaptiklari icin saat 6.00'da herkes yollarda. Saat 18.00 dedi mi tum restoranlar dolup tasiyor ve saat 19.00'da yiyecek birsey bulmak cok zor oluyor. Sanirim komunismin getirdigi bir duzen bu.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;Ertesi sabah erkenden kalktigimizda hava hala sisli ve kapaliydi. Yola cikmadan once renkli ve hareketli pazar yerine gidip kosedeki kucuk pho bo'cuda kahvalti ettik. Pho bo hem doyurucu hem de insanin icini isitiyor hem de sadece 8000 dong'a.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Bundan sonraki rotamiz turizm gormedigi icin insanlar once saskinlikla korkak korkak bakiyor yuzumuze, sonra gulumseyip el salliyorlar. Gectigimiz koylerdeki rengarenk giysileriyle ortalikta kosusan cocuklar, seker kamisi satan bayanlar gercekten bu soguk havada bile gunumuze nese katiyorlar. Biz onlari ilgiyle seyrediyoruz onlar da bizi.&lt;/p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5162757528632724498" style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center;" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/R6XMnmugjBI/AAAAAAAAALw/4vJh3ST42O0/s400/koy+kizi.jpg" border="0" /&gt; Yolda bir grup bebekli bayanin yaninda duruyoruz bir sonraki koyun yonunu sormak icin. Ne yapsak kahkalarla guluyorlar, ozellikle Tom onlara dev gibi geldigi icin. Haritamiza hayranliklar bakiyorlar, ne guzel rengarenk bir kitap diye. Sonra kendi koylerinin isimlerini gorunce orada heyecanla birbirlerine gosteriyorlar. Aralarindan biri once sakadan kendi bebegini bize vermeyi teklif ediyor daha cocugumuz olmadigini el kol hareketleriyle anlatinca. Sonra beni kolumdan cekiyorlar kal kal, kocan gitsin sen kal diye. Dogrusu sicak yatagimdan, kopuklu banyomdan vazgecip bu zor kosullarda yasamak pek de cekici gelmiyor :) &lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5162759959584214114" style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center;" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/R6XO1GugjGI/AAAAAAAAAMY/z-xwv3LChSQ/s400/bebekli+kadinlar.jpg" border="0" /&gt; Daha da kuzeye cikip Cin sinirindaki Ha Giang bolgesine yaklastikca daglar yukseliyor, gozler cekiklesiyor. Bu bolge 10 asir boyunca Cin egemenligi altinda kalmis yani insanlar Cince konusuyor kendi aralarinda ama yine de resmi dil Vietnamca.&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;Ha Giang'da kalma sebebimiz bundan sonra gidecegimiz Yenh Minh ve Meo Vac sehirleri icin ozel izin alma gerekliligi. Ha Giang'daki yabancilar ofisine gidiyoruz sora sora. Burada gercekten ingilizce 'evet' veya 'hayir' demeyi bile bilmiyorlar ama yine de oyle cok yardim etmek istiyorlar ki bize sokaktaki insanlar iletisim yolu buluyoruz eninde sonunda.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;Yabancilar polisine ulastigimizda oradaki memura haritayi gosteriyoruz izin almak istedigimizi anlatmak icin. Onlar oturmamizi isaret edip birisini ariyorlar. Biz de dogru yerdeyiz diye sevinip biran once halletmek istiyoruz izin isini. Izin belgesi olmadan gidecegimiz bolgelerdeki otellerde kalmamiz mumkun degil. Rehber kitabimizda yazan bilgiye gore 10 dolar karsiligi bu belgeyi almak mumkun.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;Bir sure bekledikten sonra saci basi daginik genc bir adam giriyor ofise. ingilizce konusmaya basliyor bizimle. Turist rehberi oldugunu, Vietnam devletinin Cin sinirinda gezmek isteyen turistlere iki sart kostugunu soyluyor. Diyor ki oncelikle izin belgesi sonra da eslik edecek bir rehber. Biz buna cok sasiriyoruz cunku hicbir yerde rehberden bahsedilmiyor. Biz bagimsiz gezdigimizi ve gezmek istedigimizi soyluyoruz soyledigine inanmayip. Rehber israr ediyor, izin alamazsiniz diyor rehbersiz. Bir de gunluk 20 dolar istiyor bizimle gelmek icin. Memura Vietnamca birseyler soyluyor, sonra memurun ona dedigini sozde bize aynen ceviriyor. " Rehber olmadan izin yok, polis yakalarsa sinir disi eder sizi". Devam ediyor " Hem oralarda hic ingilizce konusulmuyor (sanki buralar da cok ingilizce konusuluyormus gibi), kaybolursunuz "..Bir sure sonra Tom'un sabri tasiyor ve adama sert bir sekilde gitmesini soyluyor. Adam sinirlenip sigarayi yuzumuze ufleyerek motoruna binip ayriliyor ofisten. Biz disarida kalakaliyoruz. Nereye gidip derdimizi anlatabiliriz ki? Sonra aklima bir fikir geliyor. Biz memurla hic yuzyuze konusmadik, hep sozde rehberin soylediklerinden yola ciktik. Hemen ofise geri donup memura kitabimizda yazan 10 dolar karsiligi izin belgesi cumlesini gosteriyorum. Bayan gulumseyerek bize bir kagit uzatiyor. Pasaportlarimizi ve motorumuzun plaka numarasini istiyor. Bes dakika sonra izin belgemiz hazir.!!!Agzimiz acik kaliyor bu kadar kolay olduguna. Bunu kutlamaya deger :)&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;Cin sinirindaki Yen Minh'den Meo Vac'a kadar uzanan daglik alanda guney dogu asyanin en guzel manzaralarini ve en renkli kabilelerini gormek mumkun. Bu guzellige ragmen ancak ozel izinle ve kendi ulasim imkanlariyla gezebildigi icin yabancilar, burada tek bir turiste bile rastlamak mumkun degil. Burada genis, duzgun fakat bos yollar. Insanlar tarlalarini okuzlerle suruyorlar, atlarla ulasimlarini sagliyorlar.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;Burada her kabilenin dili, kiyafetleri ve yuzleri birbirinden farkli. 132 km boyunca sanki on ayri ulkeden geciyormusuz gibi hissettim kendimi. Bu azinlik kabileleri tamamen disaridan bagimsiz bir yasam suruyorlar. Bayanlar o kadar renkliler ki ben yol kenarindaki koy pazarinda durdugumuzda kendimi cok siyahlara burunmus hissediyorum. Hemen pazardan kendime cingene pembesi yun bir sal aliyorum. Boylece yabancilik hissetmiyorum aralarinda. Pazarda en cok ragbet goren seker kamisi. Herkesin elinde bir parca kamis, istahli istahli kemiriyor. &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5162757524337757186" style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center;" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/R6XMnWugjAI/AAAAAAAAALo/-t1lcLY8ASI/s400/kabile.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;Meo Vac kasabasina inerkenki 12 kmlik yol inanilmaz heyecan verici. Daglar cok dik oldugu icin yol kenarindan 2000 mt asagidaki ovalari, evleri, masmavi nehri gorunce insanin tuyleri diken diken oluyor. Hele bu dik yamacta koylulerin nasil pirinc yetistirdigini anlamak gercekten cok zor. Meo Vac'a hava kararirken variyoruz ve yikik dokuk otellerden birine yerlesiyoruz. Havanin cok soguk olmasina ragmen, bekledigimiz uzere hic bir isitma sistemi yok. Bir kere daha uyku tulumlarimizi yanimiza aldigimiza cok seviniyoruz.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5162757537222659122" style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center;" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/R6XMoGugjDI/AAAAAAAAAMA/ubnXc_CUTiM/s400/karst.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;Bu yol boyunca 3 kere benzinsiz kaldik. Nasil olur demeyin. Minskimizde hicbir gosterge olmadigi icin daglik yolda yakit tuketimini tahmin etmek guc. Neyse ki her koyde benzin satan bir bakkal var. Ilk seferinde hava filtresinde bir problem var zannettik, hemen bir Vietnamli vatandas yanimizda durup bize yardimci oldu. Anlayinca benzinsiz kaldigimizi kendi deposundan hic dusunmeden iki litre benzin verdi bize para da istemeden. &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;Bircok kisi sordu bize, dag basinda motorunuz bozulursa ne yaparsiniz diye. Iste bu sefer yanitini bulduk. Tek tuk arac gecen Ha giang, Dong Van yolunda arka frenimiz kitlendi. Yanimizda alet olmasina ragmen sorunun neden kaynaklandigini bulmaya calisirken, motorsikletli bir Viyetnamli yanimizda durdu belli ki anliyordu isten. Hemen tekeri sokup freni ayarladi sonra da selam verip gitti. Demek ki Viyetnam'da da hizirlar varmis.&lt;/p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5162757520042789874" style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center;" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/R6XMnGugi_I/AAAAAAAAALg/eW47WG843Qc/s400/hizir.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;Ertesi gun yolumuz Dong Dang hudut sehrinden geciyordu. Biz de merak edip dogu Vietnam'i Cin'e baglayan " Dostluk kapisini " gormeye gittik. Gezimiz sirasindan Hindistan'da Pangong golunde kalisimizda, Nepal'de Anapurna yuruyusu sirasinda ve simdi Vietnam'da , her yol Cin'e cikiyordu! Cin'in hakikaten cok buyuk bir ulke.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;Hanoi'ye tekrar donmeden once Vietnam'in harikalarindan biri olan Halong koyunu gormek istiyorduk. Halong korfezi kirec tasi daglari ve adalariyla kapli. Burada isterseniz iki gunluk bir tekne turuna cikabiliyorsunuz. Fakat hava serin oldugu icin biz otelde konaklayip gun icinde turladik bu korfezi. Gercekten bir doga harikasi bir yer.&lt;/p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5162761626031524978" style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center;" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/R6XQWGugjHI/AAAAAAAAAMg/w9tvvxBXYt4/s400/halong.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;Boylece kuzeydeki bir haftadan sonra Hanoi'ye donduk oradan guneye dogru yola cikmak icin.&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1591371434234024697-8571681598559148738?l=bizimdiyarlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/feeds/8571681598559148738/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1591371434234024697&amp;postID=8571681598559148738' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/8571681598559148738'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/8571681598559148738'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/2008/01/kuzey-viyetnam.html' title='Kuzey Vietnam'/><author><name>Tom &amp;amp; Ebru</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03213559914827990304</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/R6XGRGugi-I/AAAAAAAAALY/POMiOEkEfH0/s72-c/harita.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1591371434234024697.post-8395471791882399212</id><published>2008-01-08T04:53:00.000-08:00</published><updated>2008-03-08T22:10:19.049-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Vietnam'/><title type='text'>Xin Chao Viet Nam!</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/R43ov956OfI/AAAAAAAAAK0/Ip-SHWPIcSw/s1600-h/2182633030_423cd98b3e.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5156033059178035698" style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center;" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/R43ov956OfI/AAAAAAAAAK0/Ip-SHWPIcSw/s400/2182633030_423cd98b3e.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Robin Williams'in oynadigi " Gunaaaaydiiiin Vietnam!" filminde anlatilanlarla kisitliydi bu ulke hakkindaki bilgim. O yuzden biraz da, Tayland'in tropik kumsallarindan vazgecip, Asya kitasinin obur ucundaki Vietnam'i kesfetmek icin yola dustuk. Bangkok'dan ucakla 1.5 saat suruyor Vietnam'in baskenti Hanoi'ye ulasmak.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Vietnam rehber kitabini henuz satin almadigimiz icin biraz hazirliksizdik Hanoi havaalanina vardigimizda. Bir ATM bulduk para cekmek icin. Bir euro 23000 Vietnam Dong'u. Simdiye kadar 50 rupee ve 45 bahtla ugrastiktan sonra birden bire birkac milyon dong cekmek bize garip geldi. Hep biraz zaman aliyor yeni para birimine alismak. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Havaalaninda dikkatimizi ceken sey yazilarin Tayland'daki gibi farkli alfabeyle degil latin alfabesiyle yazildigiydi. Buna cok sasirdik ve bir bakima sevindik. En azindan haritada ve yolda sehir isimlerini, lokantalarda menuleri okumak cok daha kolay olacakti. Bizimle ayni harfleri kullanmalarinin sebebi tabi ki 70 yil Fransiz kolonisi olmanin bir sonucuydu.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Hava hissedilir derecede soguktu Bangkok'a gore. Hemen ustumuze bir ceket gecirip taksiye atladik. Hanoi'nin tarihi sehir kisminda cok otel oldugunu duydugumuz icin oraya yonlendirdik soforu, nasilsa bize uygun bir otel bulabilirdik orada. Hava kararmisti sehre varana kadar. Sirt cantamizi yuklenip birkac otele girip ciktiktan sonra 10 dolara cok guzel bir oda bulduk Discovery otelde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hanoi'deki ilk amacimiz bir Minsk motor bulmakti, once Vietnam'in kuzeyinde turlayip daha sonra Ho Chi Minh otoyolundan guneye Mekong nehri deltasina inip oradan da Kambocya'ya gecmek icin. Bunun icin zaman kaybetmeden esyalari odaya birakip Vietnam Minsk klubu uyelerinin bulustugu 'Highway 4' adli bar-restorana gittik. Oradakilerden birkac isim aldiktan sonra yukari kata ciktik birer bira icmek icin. Yer sofrasinda vietnamli genc bir grubun yanina oturduk. Hemen sohbet etmeye basladik. HSBC calisanlari olduklarini ve Saigon sehrinden gelen is arkadaslarini agirladiklarini soylediler. Bize ictikleri Vietnam sarabindan ikram ettiler. Oldukca lezetli fakat sert bir ickiydi. Soylediklerine gore gelenek olarak ikram edilen ickiyi geri cevirmek cok ayipti. Hanoi'ye vardigimizdan bir saat sonra bir barda oturup misafirperver Vietnamli genclerle gecirdigimiz zaman bize coksey ogretti bu ulke hakkinda. Bize haritada tum gorulmesi gereken yerleri gosterdiler, insanlarin birbirlerine soyadlariyla hitab ettiklerini, halkin %80'inin dininin olmadigini geri kalanlarin budizmi tercih ettigini anlattilar. ilgimi ceken %0.5 oranindaki musluman kesimin muslumanligi bizden farkli uyguluyor olmalariydi. Mesela vietnamli muslumanlar sadece cuma gunu namaz kiliyor, ramazan ayinda 3 gun oruc tutuyor ve sunnet toreni de erkekler 15 yasina geldiklerinde din adami tarafindan tahta bicakla sembolik olarak gerceklestiriliyor.Iran,Pakistan ve Hindistan'da dinin ve din sembollerinin gunluk yasamdaki hakimiyetini gordukten sonra buradaki durum cok sasirticiydi gercekten.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Vietnam sosyalist bir cumhuriyet ve kati bir komunist parti tarafindan yonetiliyor. Vietnamlilarin kendi paralarini kazanma, kendi islerini kurma hakki olsa da politik acidan bir secim yapma sanslari yok. Tabi ki kapitalist ekonomi ve komunist devlet arasindaki ucurum Vietnamli girisimciler yurtdisina acildikca buyuyor ve insanlarin kafasinda soru isaretleri olusmaya basliyor. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ulkenin yakin tarihine bakmak gerekiyor bugunu anlayabilmek icin. 1883'den beri bir Fransiz somurgesi olan Vietnam'da 1945'den itibaren Ho Chi Minh liderliginde milliyetci bir komunist direnis baslamis. Kuzeyde komunist bir Vietnam ,guneyde de Fransa'yi destekleyen antikomunist katolik bir Vietnam olusunca savas kacinilmaz hale gelmis. ABD, Fransa'nin guney Vietnam'da verdigi savasi, dunyada giderek buyuyen komunisme karsi onemli bir adim saydigi icin Fransa'nin yaninda savasa katilmis. Savas sirasinda oldukca buyuk maddi kaynak aktarilmis biyolojik silahlar ve bombalar icin. Televizyonlarindan bu buyuk vahseti izleyen Amerikan halki savas karsiti bir akim baslatinca hukumet yavas yavas birliklerini savas meydanindan uzaklastirmaya baslamis. Sonucta Amerika 1975'de buyuk bir yenilgiyle Saigon'u kuzey Vietnam'a terketmek zorunda kalmis. Saigon'un ismi kahraman liderlerinin adiyla degistirilerek Ho Chi Minh sehri haline gelmis.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hanoi'yi biraz gezince sanki Polonya'daymisim hissine kapildim. Birbirinden bu kadar uzak olan iki ulkenin ne ilgisi olabilirdi. Caddelerin uzun ve genis olmasi, binalarin sekli, tavanlarin yuksekligi.. Daha bircok sey. Bunun sebebini daha sonra tanistigimiz vietnamli bir bayandan ogrendim. Megerse bizden onceki nesil universite okumak icin o sirada yakin iliskileri olan SSCB ve Polonya'ya gitmisler. Dogal olarak oralardaki sehir mimarisi ve planini da Vietnam'a tasimislar.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Hanoi'ye gelisimizin ertesi gunu erkenden bize uygun bir Minsk bulabilmek icin adini daha once cok duydugumuz, guvenilir motorsiklet tamircisi ve saticisi olan Duang'in dukkanina gittik. Tom birkac degisik Minsk denedikten sonra bir tanesinde karar kildi. Duong bize yeni iki kisilik sele, yeni lastik, bagaj sistemi, anahtar takimi ve gerekli yedek parcalari verdi. Toplam 280 euro odedik hepsi icin. Neden Minsk diye merak edenler icin biraz aciklama yapmak yerinde olur. Minsk eski bir Rus motoru. Mekanizmasi cok basit olmasina ragmen 125cclik bir motorla bile kuzeydeki daglari sorunsuz asmak mumkun. Vietnam'da cok kullanildigi icin bu makineyi herkes cok ucuza tamir edebilir, yedek parca sorunu yok. Talep fazla olunca tekrar iyi bir fiyata satma olanagi da var. Tabi ucuz oldugu icin fazla ilgi de cekmiyor. BMW'mizle gezerken her durdugumuz yerde motora olan ilgi cok oldugu icin surekli goz onunde bulundurup, park edecek guvenli bir yer aramak durumunda kaliyorduk. Minsk'de ise durup farkli, herkes bu marka motoru eski olarak gordugu icin icimiz rahat.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Motoru satin alir almaz kask ve dizlik bakmaya basladik. Nufusun %80'inin motorsiklet kullandigi bir ulkede ne kadar zor olabilrdi ki? Nitekim sora sora kask satan onlarca dukkanin oldugu sokagi bulduk. Ben kendime kolayca bir kask begendim fakat Tom'un olculerine gore birsey bulmak zaman aldi. Dizlik tamamen bilimezdi Vietnamlilar icin. Neyseki tesadufen tanistigimiz Hanoi'de yasayan bir Belcikali bize ihracat mallari satan bir magaza ismi verdi de oradan temin ettik dizliklerimizi. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Iki uc gunluk hazirliktan sonra artik yola cikmak icin sabirizlaniyorduk. Minsk ancak kisitli miktarda yuk tasiyabildiginden detayli bir eleme yaptik esyalarimiz icinden. Uyku tulumu olmazsa olmaz dedigimiz icin bazi kiyafetlerden vazgecmemiz gerekti ama yine de ihtiyaclarimizin hepsini alabildik yanimiza.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Hem motoru test etmek hem de hakkinda cok olumlu seyler duydugumuz icin Vietnam'in kuzeyine, Cin'le sinir bolgesine gidip bir hafta turlamakti planimiz . Oradaki turizimden etkilenmemis azinlik kabilelerinin yasadigi koyleri merak ediyorduk. 30 aralik sabahi yeni bir yili bilinmedik kuzeyde karsilamak icin yola ciktik.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1591371434234024697-8395471791882399212?l=bizimdiyarlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/feeds/8395471791882399212/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1591371434234024697&amp;postID=8395471791882399212' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/8395471791882399212'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/8395471791882399212'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/2008/01/xin-chao-viet-nam.html' title='Xin Chao Viet Nam!'/><author><name>Tom &amp;amp; Ebru</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03213559914827990304</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/R43ov956OfI/AAAAAAAAAK0/Ip-SHWPIcSw/s72-c/2182633030_423cd98b3e.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1591371434234024697.post-3168266657219197411</id><published>2007-12-25T21:33:00.000-08:00</published><updated>2007-12-26T00:18:13.507-08:00</updated><title type='text'>Bangkok'da Dort Gun</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/R3IN4RBefrI/AAAAAAAAAKA/pz61FCaUBag/s1600-h/2137528804_2da36701a2_m.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5148192584331329202" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/R3IN4RBefrI/AAAAAAAAAKA/pz61FCaUBag/s400/2137528804_2da36701a2_m.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/R3INlBBefqI/AAAAAAAAAJ4/U52f5zEUPqo/s1600-h/2137528804_2da36701a2_m.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Tarsus ve Istanbul'da su gibi akip gecen bir aydan sonra ayrilik vakti gelmisti. Bir ay icinde hem hasret giderdik hem de bol bol dinlenme firsati bulduk. Ne kadar yogun zaman gecirsek de rahat yatagimizi, her sabahki sucuklu yumurtali kahvaltimizi ve ailecek gittigimiz gezmeleri birakmak pek kolay degildi. Fakat bir taraftan da bilinmezlikler, kesfetme ve macera duygusu bizi cagiriyordu.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Once Bangkok'da 4 gun vize islemleri icin kalip ardindan Vietnam'in Hanoi kentine ucup bir motor kiralamak planimiz. Buradan Vietnemin guneyine dogru ilerleyip oradan da kambocya'ya gececegiz. Tekrar Vietnam uzerinden Cin'e varmak icin 2 ayimiz var.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Oncelikle biletimiz geregi Delhi'ye uctuk. Yolculuk cok rahat gecti kalkista uyumaya baslayip iniste gozlerimizi acinca. Zaten cok uzak degil sadece 6 saatlik bir yolculuk. Insan gercekten sasiriyor 5 ayda motorla geldigimiz yolu bu kadar kisa zamanda katetmeye.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Bangkok'a ucagimizin kalkmasina 20 saat vardi ve transit vizesi almadigimiz icin havaalanindan cikamiyorduk ve bunca saati havaalaninin kucucuk transit bolumunde gecirmek zorundaydik. Maalesef Delhi havaalaninda transit oteli olmadigi icin koltuklari birlestirip yatak yapmaktan baska bir caremiz yoktu. Neyse ki yanimizda getirdigimiz simit, meyvesuyu ve peynirle karnimizi guzelce doyurup uyumaya koyulduk. Biraz kitap okuyarak, biraz cevredekilerle muhabbet ederek ,biraz da uyuyarak gecirdik zamanimizi. Bangkok ucagina bindigimizde cok yorgunduk ama orada havanin 33 derece oldugunu duyunca hemen tshirt ve sortlarimiza burunduk, tatil havasina girdik. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Tayland hukumeti, icinde Turkiye'nin de oldugu bir cok ulkenin vatandasindan vize istemiyor. Havaalani pasaport kontrolunde vurulan damga bir ay ucretsiz kalis hakki taniyor gelen turistlere.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Tayland'a gelmistik Tom'la dort sene once ve Bangkok'la kuzey bolgeyi gezmistik. Biraz da o sebeple hemen Vietnam'a gecmek istiyorduk. Onceki ziyaretimiz Asya'daki ilk tecrubemiz oldugu icin Bangkok'u cok kalabalik, kotu kokulu, havasi kirli ama harika tapinaklari olan bir sehir olarak hatirliyorduk. Bu sefer taksiye binip havaalanindan sehre dogru ilerlerken gozlerimize inanamadik. Yollar genis ve kusursuz, trafik rahat ve gokyuzu masmaviydi. Sehrin merkezindeki gokdelenler sanki Newyork'daymisiz imaji veriyordu. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Bangkok'da sirt cantali turistlerin en cok tercih ettigi Khao San caddesini daha once gorup cok yogun ve gurultulu oldugunu hatirladigimiz icin daha sessiz olan Thewet bolgesinde kalmaya karar vermistik. Burasi iki yani yesil agaclarla cevrili, kucuk bir yiyecek pazari olan nehir kenarinda kendi halinde bir yer. Hemen kalacak harika bir misafirhane bulduk ve dus alip ogleden sonra yorgunlugumuzu atmak icin biraz sekerleme yaptik. Tabii Turkiye ile aradaki 5 saat fark uyku duzenimizi etkilemisti biraz da olsa. Bir de 30 derece ustundeki hava sicakligi da Istanbul'la tam bir tezat olusturuyordu.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Ilk dikkatimizi ceken Iran, Pakistan, Hindistan ve Nepal'e tezat olarak , buranin kadin hakim ulke olduguydu. Mini etekli, sortlu minyon tay bayanlarini her turlu sektorde gormek mumkun. Cogu yerde soz sahibi olduklari her hallerinden belli oluyor. Pazarda, restoranda,otellerde, isyerlerinde, bilet ofislerinde, vapurlarda herkes bayan. Hos bir goruntu gercekten. Insan merak ediyor boyle bir yemek bollugu ve kulturunun oldugu bir ulkede bayanlar nasil bu kadar ince ve narin kaliyor diye. Sanirim bunun sirri genlerde yatiyor. Tabii ki Tay mutfaginin cok saglikli oldugu gercegi de bunu destekliyor.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Gecen sefer Bangkok'un tum tapinaklarini ve kraliyet sarayini gezdigimiz icin simdi sehrin modern yuzunu gormek istiyorduk. Pazar gunu Vietnam buyukelciligi kapali oldugu icin biz de Asya'nin en buyuk acikhava pazari olan Chatuchak haftasonu pazarina gitmeye, pazartesi erkenden de vize islemlerine baslamaya karar verdik. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Pazar'da gezmeye doyum olmuyor, renk renk tekstil'den, el kadar kanis kopeklerin, zehirli yilanlarin,cep maymunlarinin, iguana ve tropik dev baliklarinin satildigi hayvan pazarina, Tay baharatlarinin mis gibi kokusu ve sus biberleriyle renklenen yemek pazarina kadar hersey var. Eminonu pazari tutkunu babam ve annem icin burasi bulunmaz bir cennet. hele bir de fiyatlari gorseniz buraya bir valizle gelip on valizle donebilirsiniz. Maalesef pazardan guzel bir bikini ve bir kac orjinal tshirt disinda birsey alamadik tasiyacak yerimiz olmadigi icin.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Modern Bangkok'un en guzel tarafi trafigin ustunden gecen Sky train ( Gok treni) ve metro sistemi. Skytrainle sehrin ultra modern ,hepsi ayri bir mimarlik harikasi gokdelenlerinin arasindan gecip, bu gokdelenlerin ortasindaki dev modern golf sahasini, dev alisveris merkezlerini gorebiliyorsunuz. Hersey o kadar temiz ve duzenli ki insan Asya'da olduguna inanamiyor. Belki de o sebeple genelde ilk defa Asya'yi ziyaret edecek turistlere Tayland'a gitmeleri oneriliyor kultur sokunu minimuma indirebilmek icin.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bu pazarin onemi secimlerin yapiliyor olmasiydi. 15 ay once buyuk yolsuzluklari ortaya cikip Ingiltere'ye kacan basbakan Thaksin'den sonra Tayland'a hakim olan askeri rejimin demokratik bir sekilde yerini PPP partisine birakmasi herkesi rahatlatmis gorunuyordu. Heryerde secim standlari kurulmus, secmenlerin alkollu oy kullanmasini engellemek icin heryerde icki satisi durdurulmustu. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Tayland bir yandan demokratik bir parlementoya sahip obur taraftan bir krallik. Halkin krallarina olan tutkusu gercekten gorulmeye deger. Demokratik rejim ilk olarak suanki kral Rama IX ile baslamis 1946'da. Kral'in 80.ci yasgunu dolayisiyla kopruler,gemiler, binalar kralin resimleriyle, isikli "Yasasin Kralimiz " yazilariyla suslenmis. Sokaktaki Taylilarin cogu sari ve pembe tshirtler giyiyorlar " Kralimizi seviyoruz" nakisli. Bu durum Tom icin oldukca ilgincti cunku Belcika'da kral tamamen sembolik ve bu sekilde bir baglilik gormek imkansiz.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Vietnam vizemizi almak icin pazartesi erkenden buyukelcilige gidiyoruz. Bina'ya varinca elciligin secim dolayisiyla kapali oldugunu ve ertesi gun acilacagini ogreniyoruz. Panik oluyoruz bir an cunku Hanoi'ye ucagimiz 26 aralikta ve vize icin 3 is gunu gerekiyor. Kapidaki gorevli bir miktar daha para odeyerek ekspres vizeyi ayni gun alabilecegimizi soyleyince rahat bir nefes aliyoruz. yakinlardaki dev bir alisveriz merkezine giriyoruz zaman gecirmek icin. Oyle harika dekore edilmis ki heryer noel icin. Noel baba kiyafeti giymis tatli tay kizlari, rengarenk isiklarla suslu dev cam agaclari heryer yeni yili cagristiriyor. Bizim icin durum fakli, ilk defa noel ve yilbasini 30 derece sicaklikta gecirecegimiz icin. Alismisiz yillardir kalin kazakla soba basinda gecirmeye, yazlik kiyafetlerle insan yilbasini farkedemiyor.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Tay mutfagi Tom ve benim en favorilerimiz arasinda. Tabi bol aci biberli olusu daha sonra canimizi yakiyor ama yine de yesil korili ve kisnisli karidesli noodle'i yememize engel degil. Tay yemeginin en guzel orneklerini sokak saticilarinda ve basit Noodle&amp;amp; Curry lokantalarinda bulabilirsiniz. Aslinda kullanilan malzemeler cok basit fakat hazirlanis tarzi ve baharatlari lezzete lezzet katiyor. Mutlaka denemeye deger.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gun tekrar gidiyoruz buyukelcilige. Pasaport, fotograf ve 3000 baht veriyoruz. hemen 16.00da gelin alin diyorlar pasaportunuzu vizeyle. iste bu kadar basit!&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bu aksam daha once hic gormedigimiz, hakkinda da cok sey bilmedigimiz Vietnam'a ucuyoruz. Once buyuk sehir Hanoi'ye yerlesip motor kiralamak icin arastirmalara baslayacagiz. Hakan eniste'nin dedigi gibi Amerikalilarin izinden gidip, Vietnam'i tum kokulari, renkleri ve tatlariyla kesfetmeyi deneyecegiz.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;gule gule bangkok!&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1591371434234024697-3168266657219197411?l=bizimdiyarlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/feeds/3168266657219197411/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1591371434234024697&amp;postID=3168266657219197411' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/3168266657219197411'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/3168266657219197411'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/2007/12/bangkokda-dort-gun.html' title='Bangkok&apos;da Dort Gun'/><author><name>Tom &amp;amp; Ebru</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03213559914827990304</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/R3IN4RBefrI/AAAAAAAAAKA/pz61FCaUBag/s72-c/2137528804_2da36701a2_m.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1591371434234024697.post-2838374256444792344</id><published>2007-12-13T09:24:00.000-08:00</published><updated>2007-12-13T09:31:15.174-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Nepal'/><title type='text'>Motorumuz Belcika Yolcusu</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/R2FrmaWuCnI/AAAAAAAAAJA/mD4B_ITB-NE/s1600-h/motor.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5143510557087631986" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/R2FrmaWuCnI/AAAAAAAAAJA/mD4B_ITB-NE/s400/motor.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Kathmandu vadisindeki inişli çıkışlı yollarda, derelerde, tepelerde bizi gezdirdikten sonra zamanı gelmişti motorumuz için emeklilik vakti. Kathmandu'ya geri döndük ve hinduların en önemli bayramı Diwali sebebiyle tüm ofisler ve gümrük müdürlüğü dört günlük tatile girmeden motorumuzu göndermek için havaalanının kargo bölümüne gittik anlaştığımız şirketin marangozu ve elemanlarıyla.Orada motorunu Bangkok'a gönderen bir Avustralyalı turistle yanyana park edip hazırlıklara başladık. Havayolları firmaları motorsikleti ' tehlikeli madde' kategorisine koyduğu için ekstra güvenlik önlemleri almak gerekiyordu. Bunun için Gulfair görevlisinin gözleri önünde benzin depomuzu sonuna kadar boşaltıp aküyü devredışı bıraktık.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; Nepallilerle çalışmak gerçekten çok zordu. Bu konuda tecrübeli olmadıkları belliydi ve eksik sunta parçalarını getirmek saatler alıyordu. Avustralyalı arkadaşın yardımlarıyla aksama kadar çalışıp motoru sandığa güzelce sabitleyip gümrük işlerini hallettik. Motorumuzu kalbimiz buruk Gulfair'a teslim ettik. Sanki üç kişiymişiz de aramızdan biri eve dönmüş gibi geldi, garip bir duygu gerçekten.Efkar ve yorgunluk dağıtmak için sehrin en iyi biftek restoranına gidip tıka basa yemek yiyip bira içtik. Bundan sonra otobüs, tren, tuktuk ve bisiklet taksilerle gezecektik, belki de daha eğlenceli daha rahat olacaktı. kim bilir?&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Diwali festivalini Nepal'in kalbi Kathmandu'da geçirmek çok güzeldi gerçekten. Bayramın birinci günü köpeklere ayrılmış. İnsanlara gösterdikleri sadakat ve sevginin karşılığı olarak tüm sokak köpekleri doyuruluyor, ilgi gösteriliyor. İkinci günü para tanrıçası Laksmanın günü. Tüm işyerleri renk renk süsleniyor, tütsüler yakılıp işlerin iyi gitmesi için dua ediliyor. Festivalin son günü aileye ayrılmış ve kızkardeşler abilerinin alnını 'tika' denilen renkli bir tozla boyayıp kutsuyorlar onun karşılığından çiçek kolye alıyorlar. Amaç bizim bayramlarda olduğu gibi aileleri bir araya getirmek. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Bir günü şehrin tapınaklarına ayırdık. Pashupatinath tapınağı Nepal'in en kutsal yerlerinden birisi, Hindistan'ın Varanasisi misali. Girişte yüklü bir ücret ödedikleri halde turistler asıl tapınağa sadece hindular girebildiği için dışarıdan bakıp bunla yetinmek zorunda kalıyorlar. Buranın ilgi çekici biraz da tuhaf yanı tapınağın hemen önündeki nehirdeki sunaklarda ölülerin yakılmasıydı. Köprünün sol tarafı kraliyet ailesi ve zengin kesime, sağ tarafı fakir halka ayrılmış. Ölü bedenler bu sunaga yatırılıp fazla bir tören olmadan odunlarla çevrilip yakılıyorlar. Tüm sunaklardan gün boyu alevler ve dumanlar yükseliyor, yanlarında aile fertleri gözyaşları içinde bekleyip külleri nehre boşaltıyorlar. Buradaki hüzünlü görüntüye tezat oluşturan çırılçıplak bir halde nehirde birikmiş küllerin içinde altın diş ve metal arayan çocuklardı. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Bir hafta büyükşehirde kaldıktan sonra doğa tekrar bizi çağırıyordu. Delhi'ye dönüş yolumuzun üstünde olan Chitwan milli parkına gitmeyi planlamıştık çoktan. Bunun için bir turist otobüsü şirketinden bilet alıp ertesi gün erkenden yola çıkacaktık. Motorsiklet esyalarımızı ve kullanmayacağımızı düşündüğümüz kıyafetlerimizi sandıkta motorla gönderdiğimiz için küçük bir çantayı ancak doldurdu geri kalanlar. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Motorumuz olmadan çıkacağımız ilk yolculuk için sabah erkenden uyandık otobüsün kalktığı yere. Otobüs neredeyse bir saat rötarlı kalktıktan sonra yolun yarısında trafik yoğunluğundan durmak zorunda kaldı. önce kaza var zannettik 15-20 dakika dışarıda bekledikten sonra yürüyüp ne olduğunu anlamak istedik. Yoldan geçenlerden dün akşam bir tartışma sonucu bir otobüs söförünün kamyonun altında kalıp öldüğünü ve köydeki akrabalarının yolu bloke ettiklerini öğrendik. otobüslerde yaşlılar, çocuklar 12 saattir mahsur kalmış bekliyorlardı. normalde şaşırırdık böyle bir olaya fakat nepal'de bunca zamandan sonra olağan gelmişti bize. İnsanlar cahil oldukları için demokrasiyi yanlış yorumlayıp, bu kadar insanı madur durumda bırakmayı kendilerinde hak görüyorlar. 2 km kadar yürüdükten sonra olay yerine vardık. Eli sopalı köylüler polislerle münakaşa ediyorlardı. Biz korkup hemen geri döndük. Dört saat bekleyişin sonunda yola koyulduk. 15 dakika ilerledikten sonra turistik bir restoranda yemek molası verdik halbuki biz durmadan gitmek istiyorduk. Alışmıştık tabi istediğimiz zaman gidip istediğimizde durmaya. Bu arada gezimizin ikinci bölümünde de motorla gezmek istediğimize karar verdik çünkü anladık ki bizim için önemli olan iki şehir arasındaki onca turist görmemiş yere gitmek, kendi yolumuzu kendimiz çizmekti. Vietnam'dan bir minsk alıp güneye inerek kamboçya'yı ve ıssız plajlarını dolaşmak bize çok cazip gelmişti. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Hava karardıktan sonra Chitwan'a vardık. Burada o akşamlık vasat bir otel bulup bir ofise gittik programımızı ayarlamak için. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1591371434234024697-2838374256444792344?l=bizimdiyarlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/feeds/2838374256444792344/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1591371434234024697&amp;postID=2838374256444792344' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/2838374256444792344'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/2838374256444792344'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/2007/12/motorumuz-belcika-yolcusu.html' title='Motorumuz Belcika Yolcusu'/><author><name>Tom &amp;amp; Ebru</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03213559914827990304</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/R2FrmaWuCnI/AAAAAAAAAJA/mD4B_ITB-NE/s72-c/motor.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1591371434234024697.post-4056720133100516794</id><published>2007-12-13T09:13:00.001-08:00</published><updated>2007-12-13T09:18:59.930-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Nepal'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='SOS Cocuk Köyü'/><title type='text'>SOS Cocuk Köyü Projesi</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/R2FoSKWuCmI/AAAAAAAAAI0/nqEKlmentPQ/s1600-h/sos.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5143506910660397666" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/R2FoSKWuCmI/AAAAAAAAAI0/nqEKlmentPQ/s400/sos.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sabah uyandığımızda biraz heyecan biraz da huzursuzluk vardı içimizde. Benim gözümde canlandırdığım yetimhane tozlu bir toprak alanda kurulmuş birkaç kulübede yaşayan, üstübaşı kirli, gözü yaşlı çocuklardı. Yola koyulduk ve kolayca sora sora SOS children village Sanathomi yazılı büyük demir kapıdan içeri girdik motorumuzla. Burası çim alanlar, rengarenk çiçeklerle kaplı, bahçelerle çevrili oldukça bakımlı dokuz evi barındıran harika bir köydü.Bizi köyün müdürü karşılayıp hemen evine davet etti. Çaylarımızı içerken birçok sey öğrendik. SOS köyleri Avusturyalı bir yetim tarafından kurulmuş. Nepal’in en eski ve oturmuş köyü Sanothimi’de dokuz evde toplam doksan çocuk ve dokuz anne bulunuyor. Tüm SOS köyleri çalışanları yerli. Burada yabancıların gönüllü çalışmalarına izin verilmiyor. Amaç çocukların aile ortamında kendi kültürlerine göre yetiştirilmesi. Buraya kabul edilen çocuklar SOS tarafından evlat edilmiş sayılıyor. Yani herhangi bir yabancı buradan çocuk evlat edinemiyor. Yardımlar genelde manevi anne baba projesiyle ulaşıyor köylere. Manevi anne baba olmak için köydeki bir çocuğa her ay 30 euroluk bir yardımda bulunmak yeterli.Buradaki anneler sürekli aynı evde yaşayıp çocuklara bakıyorlar. Yani sabah 9.00 akşam 5.00 işi gibi değil, tamamen buraya adıyorlar kendilerini.Köyü gezmeye başladığımızda,evdeki annelerin çocuklarla nasıl ilgilendiklerini,bu çocukların ne kadar iyi yetiştirildiklerini gözlerimizle görüyoruz.Bu çocuklar iyi giyimli,yaşları 3 günlükle 17 arasında değişen pırıl pırıl ve sevgiye doymuş çocuklar.SOS’in kendi kurduğu okulda İngilizce eğitim alıyorlar.Gözlemlerimize göre,buraya yatırılan paraların her kuruşu yerine ulaşıyor.Çocuklar her yerde çocuk,motorumuzu görünce koşuşturup onlara göre çok büyük olsa da üstüne tırmanmaya çalışıyorlar.Tom da kıramayıp tüm çocuklara motor turu yaptırıyor.Gözlerindeki mutluluk bir ömre bedel.Sonra balonlar ve şeker dağıtıyoruz hepsine.Çocuklarla uzun uzun konuşup tanıştıktan sonra,köy müdürü Nepal bey’e topladığımız 550 euroyu nerede kullanabileceğimizi soruyoruz.Biraz düşündükten sonra şuan da en çok yardıma muhtaç köyün hem yetim hem engelli çocukların barındığı Jorpati köyü olduğunu ve yapılacak kreş için para topladıklarını söylüyor.Biz de bu köyü ziyarete karar veriyoruz.Tozlu toprak yolu takip ederek,bir hastanenin yanındaki köye varıyoruz.Benim için zihinsel ve bedensel engelli çocuklarla karşılaşmak biraz stres yaratıyor.Neyle karşılaşıp nası tepki vereceğimi bilemiyorum.İçeri girince bu köyün biraz daha bakıma muhtaç olduğu anlaşılıyor fakat biri koltuk deyneğiyle diğeri tekerlekli sandalyede iki güleç çocuk bize el sallayınca hemen ortam değişiyor.Ardından zihinsel engelli 10 çocuğun yaşadığı eve gidiyoruz.Burada durum farklı bu çocukların 24 saat bakıma ihtiyaçları var ve çoğu kendi yemeklerini bile yemekten aciz.Bu manzarayı görünce toplanan parayı bu köye vermeye karar veriyoruz. Belçika ve Türkiye’de toplanan 550 euro için yardım edenlere çok teşekkür ederiz. Böyle anlamlı bir yardımla fiziksel özürlü yetim çocuklar için bir kreş açmak mümkün olacak.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1591371434234024697-4056720133100516794?l=bizimdiyarlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/feeds/4056720133100516794/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1591371434234024697&amp;postID=4056720133100516794' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/4056720133100516794'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/4056720133100516794'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/2007/12/sabah-uyandmzda-biraz-heyecan-biraz-da.html' title='SOS Cocuk Köyü Projesi'/><author><name>Tom &amp;amp; Ebru</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03213559914827990304</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/R2FoSKWuCmI/AAAAAAAAAI0/nqEKlmentPQ/s72-c/sos.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1591371434234024697.post-6305703706910257087</id><published>2007-11-09T01:22:00.000-08:00</published><updated>2007-12-25T20:17:21.943-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Nepal'/><title type='text'>KATHMANDU VADISI</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/Rz2wo88RW5I/AAAAAAAAAIk/6xIPDw9q7LE/s1600-h/piknik.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5133453367872412562" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/Rz2wo88RW5I/AAAAAAAAAIk/6xIPDw9q7LE/s400/piknik.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Annapurna yuruyusunden donup birkac gun Pokhara'nin nimetlerinden faydalandik ve tekrar gucumuzu toplayinca motora atlayip Kathmandu'ya dogru yola ciktik.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;Ilk gece Bandipur adli kucuk bir Newari dag koyunde kaldik ve ertesi gun ogleden sonra cilgin sehir Kathmandu'ya vardik. Ben Istanbul trafiginde araba surmenin omur torpusu oldugunu dusunurken, kendimi daha buyuk bir kaosun icinde buldum. Tabii ki burayi diger buyuksehirlerden farkli kilan, arabalardan cok motorsikletlerin varligiydi. Ortalama bir devlet memurunun ayda 100 euro kazandigini dusunursek, insanlarin neden araba kullanmadiklarini anlamak zor degil.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;Asil amacimiz Kathmandu'nun da icinde bulundugu uc buyuk sehri kapsayan vadiyi dag yollarini takip ederek bir haftada tum guzellikleriyle kesfetmekti. Bundan once halletmemiz gereken en onemli mesele motorumuzu Belcika'ya gonderecek bir firma bulmakti. Tum gunumuzu turist mahallesi thamel'de tum kargo sirketlerini didik didik ederek ve pazarlik masasinda gecirdik. En sonunda en uygun fiyata ucakla gonderimi yapacak firmayi bulup 8 kasimda gumruk islemlerini yapmak uzere anlastik. Ertesi gun motorumuzla yapacagimiz son gezi icin yola ciktik.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;Ilk duragimiz Kathmandu'ya sadece 5 km uzakliktaki Patan'di. Vadinin ucuncu en buyuk sehri olan Patan tarihi yapilarin zenginligini gormek icin mukemmel. Buradaki Durbar meydani 1300'lu yillardan bugune bozulmadan gelmis tapinaklarla dolu. Meydandaki bir kafede cayini yudumlarken sanki o zamanlardaymis gibi hissediyor insan. Pagoda cati mimarisininin Cinlilere ait oldugunu dusunurken yanilmisiz cunku oncelikle Nepalli bir mimar gelistirmis bu yapiyi ve Cin'e getirmis.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;Sabah erkenden kalkip otel sahibinin tarif ettigi ve haritamizda da gosterilen, tepelerden, tarlalarda, nehirlerden gecen bisiklet yolunda motorla gezmeye karar verdik. Bu cevrede sehrin gurultusunden kacmak sanildigi kadar zor degil. Motorla 10 dakika ilerledikten sonra kendimizi turuncu,pembe,sari ciceklerin ve yemyesil pirinc tarlalarinin susledigi sakin kucuk koylerde bulduk. Yollar bazi yerlerde oyle bozuktu ki, motordan inip yurumek durumunda kaldim ben. Hele yolumuzu kaybedip kuru bir nehir yatagina girince koca koca kayalarin uzerinden gecmek gercekten cok zor oldu. &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;Koylulere sora sora tekrar dogru yolu bulup Lele vadisindeki kucuk bir kasabada manda momolarimizi midemize indirdikten sonra Patan'a yorgun ama mutlu geri donduk. Misafirhanenin sahibi bizi arkadaslariyla tanistirmak istedigi icin damda ev sarabi icmeye davet etti. Yukari ciktigimizda zengin bir sofra bizi bekliyordu. Saraplari daha cok viski veya brandyi andiriyordu ama sohbet cok hostu. Tum arkadaslari kendisi gibi milli kareteciydi ve bizim motorumuzu gorup hikayemizi dinlemek istiyorlardi. Yarismalara katilmak uzere Guney afrika'ya,Lasvegas'a ve Japonya'ya gittiklerini soylediler. Devlet cok az bir bolumunu karsiliyormus masraflarin fakat dunya capinda Nepalliler birlik olusturup ulkelerine gelen diger bir Nepalli'yi evlerinde yatirip agirliyorlarmis cok cuzzi bir miktar karsiliginda. Bu sekilde mumkun oluyormus ancak baska bir ulkeye gitmek.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;Birkac bardak sarabin ardindan odamiza cekildik, belli ki bu agir sarap bizi etkilemis, gozumuzu actigimizda saat sabah 10'du. Bakkaldan aldigimiz yak peyniri ve taze ekmekle kahvaltimizi yaptiktan sonra yine dag yollarindan ilerleyerek vadinin ikinci buyuk sehri ve Unesco tarafindan korunan Bhaktapur sehrine dogru yola ciktik.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;Bhaktapur sehrine girmek icin kisi basi 750 rupi ( yaklasik 15 YTL) odemek gerekiyor. Once kiziyor insan sehre girmek icin para mi odenir diye fakat merkeze gelince anliyoruz bu tarihi korumak icin buyuk para odendigini. Her dar sokak bizi tarihi bir meydana goturuyor. Hepsinde altin kapli heykellerin susledigi muhtesem tapinaklar. Sokak koselerinde bizim Tarsus'daki kebap solanlari gibi burada da momo salonlari var. Gun icinde birkac kere ugruyoruz buralara, yogurt doksek momoya manti olacak neredeyse. &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;Ziyaret edecegimiz Sanothimi SOS cocuk koyu buraya cok yakin oldugu icin koy muduruyle ertesi gun gorusmek uzere randevulasiyoruz ve kucuk bir bakkaldan buyuk bir torba balon ve paket paket seker aliyoruz cocuklara dagitmak icin.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1591371434234024697-6305703706910257087?l=bizimdiyarlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/feeds/6305703706910257087/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1591371434234024697&amp;postID=6305703706910257087' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/6305703706910257087'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/6305703706910257087'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/2007/11/kathmandu-vadisi.html' title='KATHMANDU VADISI'/><author><name>Tom &amp;amp; Ebru</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03213559914827990304</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/Rz2wo88RW5I/AAAAAAAAAIk/6xIPDw9q7LE/s72-c/piknik.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1591371434234024697.post-6874772112456865835</id><published>2007-10-27T22:58:00.000-07:00</published><updated>2007-12-25T20:17:51.029-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Nepal'/><title type='text'>ANNAPURNA DAG YURUYUSU</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/RyQ0h57YjmI/AAAAAAAAAHw/7PMUHbBEjRk/s1600-h/annapurna-trek.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5126280032944688738" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/RyQ0h57YjmI/AAAAAAAAAHw/7PMUHbBEjRk/s400/annapurna-trek.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Basimizdan gecenleri anlatmadan once, en iyisi Annapurna dag yuruyusu hakkinda biraz bilgi vermek sanirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dunyanin en yuksek daglari arasinda sayilan Annapurnalar ve bu daglarin cevresinde yapilan 15 gunluk, toplam 160kmlik yuruyus, oldukca zorlu olsa da, hayatta bir kere yasanacak heyecan ve tecrubeyi beraberinde getiriyor. Dunya'nin en yuksek yaya gecidi Thorong La'yi ( 5500mt) gecmeyi gerektiren bu turda en buyuk tehlike AMS denilen " Yuksek Rakim Hastaligi". Kimse size garanti veremiyor 10 gun sonunda bu gecidi rahatsizlanmadan gecebileceginiz konusunda. Herhangi bir yukseklikte bu hastaligin semptomlarindan biriiyle karsilastiginizda, olumcul olmamasi icin geri donmekten baska bir careniz kalmiyor. Nedir rakim hastaligi? Yukseklik arttikca havadaki oksijen ve basinc azaliyor. Bununla birlikte hucrelerinize yeterli oksijen gitmedigi icin basagrisi, nefes darligi,bas donmesi, uykusuzluk,mide bulantisi,istahsizlik ve kuru oksuruk gibi bircok problemi beraberinde getirebiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu onlemek icin yavas yavas rakimi arttirmaniz, 2400metre uzerine cikildiginda gunde en az 4 litre su tuketmeniz ve 3500 metre uzerine cikmadan once en az bu rakimda iki gun gecirmeniz gerekiyor. Gecirdiginiz bu iki gun icinde vucudunuz daha fazla kirmizi kan hucresi ureterek daha yuksek rakimlarda daha fazla oksijenin organlariniza ulasmasini saglayacaktir. Bu hastaliktan en cok etkilenenler dusundugunuz gibi yaslilar degil,genelde en saglikli ve atletik gencler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annapurna yuruyusu gorebileceginiz en cesitli manzara ve etnik grubu bir araya getirmesi bakimindan cok zengin. Sadece muhtesem manzaralar esliginde cayinizi icmekle kalmiyor ayni zamanda hicbir motorlu aracin ulasamadigi koylerdeki insanlari ve hayvanlari tanima firsati bulabiliyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tom,ben ve Deep, sabah 6'da Pokhara'dan ayrilip Beshisahar koyune giden otobuse bindik. Yolculuk 5 saat surdu ve bu sirada yanimizda oturan ve daha sonra yuruyusumuz sirasinda bircok kere karsilasacagimiz 60 yaslarindaki Israilli cift Tzipi ve Tziva ile sohbetimize baslamistik bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beshisahar'a varinca Annapurna koruma bolgesi icin aldigimiz ( Kisi basi 2000 Nrp'lik) izin belgesini kontrol noktasinda onaylattiktan sonra baska bir otobuse binerek hicbir aracin giremeyecegi Bhulbule koyune kadar gitmeye karar verdik. otobus tiklim tiklim doluydu, sandiginiz gibi sadece otobusun ici degil,ustu de insanlarla kapliydi. Bu agirlikla otobusun gectigi yollar, degil bir cipin,motorsikletin bile gecmesi tehlikeli olan yollardi. Heran devrilme tehlikesiyle karsi karsiyaydik. En son otobus selalenin 50 metre ilerisindeki bir nehirden gecmeye kalkinca biz kendimizi disari atmak istedik ama mumkun degildi. Sagsalim Bhulbule'ye vardigimizda, motorsikletle ne kadar guvenli yolculuk ettigimizi, asil korkulmasi gerekenin halk otobusleri oldugu kanaatina vardik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan sonrasi kendi gucumuze kalmisti. Pirinc tarlalari, selaleler ve asma koprulerden dik bir sekilde yukselen yolda ilerledik 2.5 saat. 890mt rakimli Ngadi koyune vardigimizda hemen caglayan nehir kenarindaki, kutu kutu kulubeleri olan,rengarenk bahceli sirin bir misafirhaneye yerlestik. Burada konaklama bedava denecek kadar ucuz. iki kisilik bir oda ve iki kova sicak su icin 70 kurus oduyorsunuz, tabi ki sart orada yemek yemek. Yiyecek fiyatlari rakimla beraber artis gosteriyor ama bizim normlarimiza gore yine de cok ucuz. En onemlisi icme suyu tedariginin giderek pahali ve zor bir hale gelmesi. Bunu daha onceden bildigimiz icin Pokhara'dan klor cozeltisi almistik. 1 litre cesme/nehir veya kar suyuna 3 damla cozelti damlatip calkaliyorsunuz. 30 dk bekledikten sonra icmeye hazir hale geliyor. Ilkbaslarda klor kokusu garip geliyor insana ama bir iki gun sonra alisiyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aksamlari, ertesi gunku uzun yuruyus icin gerekli enerjiyi kazanabilmeniz icin en iyisi Dhal Bhat ( hint thalisi benzeri) yemek. Boylece pilav,patates yemegi ve mercimek iceren ogunle tum protein ve karbonhidrat ihtiyacinizi karsilayabiliyorsunuz. Yiyebildiginiz kadar bir daha bir daha dolduruyorlar tabaklarinizi. Yemekten sonra saat 20.00 gibi uykuya daliyoruz ertesi gun erken yola koyulmak icin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gun onumuzde 600 metre yukselecek 12 kilometrelik bir yol var. Hava sicak ve nemli fakat selalelerin yanindan gectikce serinletiyoruz kendimizi. Yolda Irlandali genc cift Sue ve Richie ile tanisiyoruz ve gectigimiz kucuk koyden yasli bir amcanin yaptigi bastonlardan satin aliyoruz. Aksam sirin bir dag koyu Jagat'da geceledikten sonra ertesi gun 650 metre yukselen 15 kilometrelik yolu katederek 2070 metredeki Dharapani kasabasinda konakliyoruz. Burada pirinc tarlalarina rastlamak zorlasiyor ve bitki ortusu degisiyor. Daha once hep bahcede yedigimiz aksam yemegini bu sefer hepberaber sobali yemek odasinda yiyoruz. Hepimizin tek korkusu yagmur yagmasi cunku bu hem gunumuzu zorlastircak hem de Thorong La gecidinde kar yagdigi anlamina gelecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Korktugumuz basimiza geliyor ,sabah karsi 5'de uyaniyoruz simsek ve gokgurultusuyle. 6.30 da ismarladigimiz kahvaltiyi ettikten sonra Sue ve Richie ile yagmur dinene kadar bir sure beklemeye karar veriyoruz ama nafile. Yagmur gittikce siddetleniyor,biz de uzun panco yagmurlugumuzu giyerek yollara dusuyoruz. Haydi dindi, dinecek derken, tasan derelerin, yesil cam ormanlarinin arasindan tirmanarak 8 saat yuruyoruz. Vucudumuz yagmurdan degil terden cımcılık, tir tir titriyoruz. Azmedip 13 km'yi tamamliyor ve 2600 metreye cikiyoruz. Chame'ye vardigimizda yorgunluktan bitkin halde islak kiyafetlerimizi kurutmak icin sobanin cayir cayir yandigi yemek salonuna girip gunun ne kadar zorlu gectiginden bahsedip isinmak icin Nepal viskisi icip sarmisak corbasi ismarliyoruz. Bu arada bulutlar yavas yavas yerini mavi gokyuzune birakiyor ve karsimiza muhtesem Lamjung Himal'in karla kapli goruntusu cikiyor. Gunesten oyle parlak ki herkes fotograf cekmek icin yarisiyor,hele gunes batiminda kipkirmizi bir ates topu gibi gorunuyor. Bitkiniz ama aksam yemegi cok keyifli geciyor. Japon, Koreli,Ispanyol, Irlandali,Nepalli ve Israilli tum yuruyenler hep beraber dua ediyoruz ertesi gunun gunesli olmasi icin ve erkenden odalarimiza cekiliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunca farkli dinden insan dua edince biri tutuyor elbet ve bulutsuz masmavi bir gune uyaniyoruz. Yola koyulmadan once kar bolgesine girecegimiz icin yanimizda bu derece soguga yeterli kiyafet olmadigi kanaatine vararak Chame'deki bir dukkandan el orgusu yun kazak ve yun eldivenler aliyoruz kendimize. Bu arada zavalli Deep'in ve Sue'nun ayakkabilarinin tabani ciktigi icin bir de tamirciye gidip saglamlastirtiyoruz. Evet artik sifirin altindaki soguga ve kara haziriz. Bugunku hedefimiz 7000mt yuksekligindeki Annapurna II'yive tum hasmetiyle izleyebilecegimiz Yukari Pisang koyu. 800 metre tirmanarak 15 kilometre yuruyoruz, tabi rakim arttikca bu tirmanislari daha agir bir sekilde hissediyoruz. Yemek odasi Annapurnaya bakan bir misafirhaneye yerlesiyoruz Tzvika,Tzipi,Sue ve Richie ile. Bir yandan odun sobasinin cevresinde mum isiginda yemek yerken ( detay degil, bahsettigim koylerin cogunda elektrik yok, telefon ve internet bir hayal urunu), bir yandan yuksek tansiyonu oldugu icin Thorong La'yi gecip gecemeyecegi konusunda ediselenen Tzvika'yi sakinlestirmeye calisiyoruz. Rahat oldugunu soylese de, yuzunden anlasiliyor korktugu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha once de bahsettigim gibi 5500 mt'ye sorunsuz cikip cikamayacaginizi kimse garanti edemiyor. Bastan beri ters yonden gelen insanlarla karsilasiyoruz, cogu 3500-4000 mtde rahatsizlandiklarini, birkac kere denemelerine ragmen basarili olamayip tum yolu geri donmek zorunda kaldiklarini soyluyorlar. Tabi bu yukseklikte eger daha fazla ilerleyemezseniz iki sansiniz var.. Ya 3000 dolar verip charter helikopterle Pokhara veya Kathmandu'ya donuyorsunuz ya da tum yolu geri yuruyorsunuz. Ilk basta dalga gectik, kim verir 3000 dolari diye ama ogrendigimize gore hergun bir sefer yapiyormus bu helikopter.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah kahvaltimizi karlarla kapli Annapurna II'ye hayran hayran bakarak yapiyoruz. Geceleri iyice sogudugu icin uyku tulumlarimizin uzerine iki kat yorgan orterek uyuyoruz artik. Odalarda isitma olmadigini soylememe gerek yok sanirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yuruyusumuzun 6 inci gununde 12 kilometre yuruyoruz fakat sadece 200 metre rakim artisi oldugu icin sorunsuz, karli daglarin , donmus nehirlerin goruntusunu icimize sindire sindire yuruyoruz. Genelde cogu turist Manang kasabasina giderken biz 15dk yurume mesafesinde Yaklarin otladigi, sumuklu cocuklarin kosturdugu yemyesil cayirlarla kapli Braka koyundeki bir misafirhanede kalmaya karar veriyoruz. Daha once bahsettigim gibi iki gun zorunlu akklimatize olma molasi vermemiz gerekiyor. Tabi bu sure icinde miskin miskin otelde yayilmak hicbirsey ifade etmiyor rakima alismak adina. Onerilen aktivitelerden birkacini yapmaniz sart. Tom hic istekli olmasa da Sue, Richie ve benim oy birligimizle 4800 metredeki buz golune tirmanmaya karar veriyoruz ertesi gun. Onemli olan bulundugumuz 3600 metreden daha yuksek bir rakima cikip geceyi tekrar 3600da gecirmemiz gerekiyor. Otelde telefon oldugunu ogrenip aksam annemi ariyorum, dakikasi 4 euro olsa da en azindan iyiyiz demek icin. Ben annemi duyuyorum ama o beni duymuyor. Mecburen kapatiyorum,numarayi gorup benim aradigimi anladigini umut ederek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi sabah erkenden bol sekerli cayimizi icip, guzelce kahvalti edip yola cikiyoruz. Cok dik bir patikayi takip ediyoruz. Nefes nefese kaldigimiz icin duruyoruz arada sirada. Bol bol su iciyoruz ve sabir sabir diyip tirmaniyoruz. Sue ve ben ondeyiz, erkekler geriden takip ediyorlar bizi. Budist bayraklarini geciyoruz,manzara gittikce olaganustu bir hal aliyor. Ha gayret diyip bosalan su sisemize kar doldurup devam ediyoruz. Buz golunu bulamiyoruz ama hedefledigimiz yuksekligin ustune cikip 5200 metreye ulastigimizi farkediyoruz. Karsimizdaki manzara bir mre bedel, gercek ustu.... (websitemizdeki video linkini tiklayip,cektigimiz filmi izleyebilirsiniz kendi gozlerinizle)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yukseklikte cok ruzgar oldugu icin hizli bir sekilde asagi iniyoruz. Patika buz tuttugu icin karlarin arasindan kendi yolumuzu ciziyoruz. Bazi yerlerde karlarda yuvarlaniyoruz ama baska care yok. Bitkin ve ac bir sekilde 8 saat sonra variyoruz otelimize. Yemeklere saldirip, kaynar suyla dus alip ( onumuzdeki 4 gun boyunca hic yikanamayacagimizi bildigimiz icin) saat 19.00da uykuya daliyoruz. Gunun saatleri bu iki haftada bizim icin cok degisti gercekten. Saat 19.00da yatagimiza girip birkac sayfa kitap okuduktan sonra uykuya dalmak ve saat 5.30da kalkmak rutin olmustu. Tabi bu yukseklikte ilk gece ben uykusuzluk problemiyle karsilastim. Cok yorgun halde uyuyamamak, uzun geceler, rakim rahatsizliginin bir belirtisi. Bir gece bebek gibi uyurken Tom uyanik, diger gece Sue gozunu kirpmadan saatleri geciriyor,baska bir gece Richie. Herkesi vuruyor uykusuzluk...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gorevimizi yapmis olmanin gururuyla ertesi gn Manang'i gecip,Gangapurna daglarinin inanilmaz manzarasinda rahatca yolumuza devam ediyoruz. Thorong La'ya cikma gunu yaklastikca tansiyon artiyor. Herkesin agzinda tek bir laf... acaba basaracak miyiz?? 5 saat yuruyusun ardindan Yak Kharka (4100 mt) koyune variyoruz. Burasi Annapurna dag yuruyusundeki en guzel manzaraya sahip koy. yemekler bir harika. Doymak bilmez bir istahimiz var. Ne yesek daha fazla istiyoruz. Bu iyiye isaret cunku rakim hastaliginin en onemli belirtisi istahsizlik. Hava sogudukca vucudumuzu isitmak icin daha cok enerjiye ihtiyacimiz oluyor, yedikce zayifliyoruz. Son 3 gndur aldigimiz karbonhidrat, normalde yedigimiz bir aylik karbonhidrata bedel.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yak Kharka'da hava geceleri o kadar soguk ki, genis masalar yerlere sarkan kalin masa ortuleriyle kaplanip masa altina kizgin komurle dolu mangallar yerlestiriliyor. O aksam 15 kisilik masanin etrafinda dunyanin her kosesinden insanlarla kaynasip, saatlerce hersey hakkinda sohbet ettik ve yine erkenden odalarimiza cekildik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi sabah kahvaltidan sonra Throng La'dan onceki son durak olan Thorung Phedi Base kampina ulasmak icin yola cikacaktik. Hazirlanirken, Sue'nun cigliklariyla disari firladik. Sue hickira hickira dsaridaki cesmenin yaninda yerde kivraniyordu. Cesme suyu devamli aktigi icin heryer buz olmustu ve Sue'da su doldururken kayip dizinin uzerine dusmustu. Diz kemiginin kirildigini dusunerek buyuk bir heyecan yasadik. Daha sonra alt bacagini oynatabildigini gorup rahatladik. Hemen kas gevsetici kremle masaj yapip,sargiladik. Yarim saat sonra kalkip yuruyebildigini gorunce ,rahat bir nefes alip yolumuza devam ettik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Throng Phedi 4550 metre yukseklikte Thorong La gecidi gecenler icin kurulmus bir kamp yeri. Yeterli sayida oda olmadigi icin Sue,Richie ve biz 4 kisilik odayi paylasmaya karar verdik. 4900 metrede bir kamp yeri daha vardi fakat biz daha once bu yukseklikte uyumanin sagliksiz oldugunu duyup geceyi 4550'de gecirmeye karar vermistik. Herkes heyecan icindeydi. Stres giderek artiyordu. Sabah gun isigiyla beraber sabah 5.30da yola cikmamiz gerekiyordu cunku saat 11'den itibaren gecitte buyuk bir firtina basliyor ve yurumeyi olanaksiz hale getiriyordu. Soylenene gore bu firtina bazen daha erken de baslayabiliyordu. Bazilari sabaha karsi saat 3de yola cikmayi akillarina koymustu, halbuki okudugumuz rehber kitaplar hava aydinlanmadan yola cikmanin hayati tehlike tasidigini ve bu sekilde bircok kazanin oldugunu yaziyorlardi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tum gun bolca yemek yiyip,trek boyunca tanistigimiz ve bu zor sartlarda yakin arkadaslik kurdugumuz diger gezginlerle sohbet ettik. Uzun zaman yolculuk eden insanlar vardi aralarinda. Bunlardan bazilari bize ilham kaynagi olup,planlarimizda degisiklik yapmamizi sagladilar.. Turkiye donusu Tayland,Kambocya, Laos ve Cin'i gezdikten sonra, nisan'da Pekin'den ucakla Istanbul'a donmek yerine Transsiberya trenine binip, Mogolistan uzerinden,Rusya'ya gecip Moskova'dan Istanbul'a ulasmaya karar verdik. Heyecan icindeydik simdiden bu degisikligi uygulamak icin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saat 18.00de odalarimiza cekildik. Yorgunduk ve ertesi gun buyuk bir sinava girecekmisiz gibi stresliydik. Uyumaya calisiyordum ama saatler akip gidiyor ve gozumu bile kirpmadan giderek umutsuzluga kapilarak uyumaya calisiyordum. Bu durumdaki tek kisi ben degildim. Arada Sue ile sinirden gulme krizine girip,bir katilip bir hickiriklarla agliyorduk. Cantamizdaki sabah kahvaltisi icin aldigimiz kekleri yemek icin duvardaki deliklerden odayi istila eden fareler tuz biber oldu. Sabbahin ucunde fenerle fare avina ciktik. Tum delkleri torbalarla tikadiktan sonra bir kac saat uykuya daldik ama uyku gercekle hayal arasi gibiydi. Alarmimiz calip saatler 4.30u gosterdiginden hepimiz yataklarimizdan firlayip, sekerli caylarimizi icmek icin kafeteryaya gittik. Cogu insan yola cikmisti bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz de tum kazaklarimizi,ceketlerimizi,yuz maskelerimizi ve eldivenlerimizi ustumuze gecirip yola koyulduk. Heyecandan kalbim gum gum atiyordu. Ya basaramazsak,ya yari yolda kaliverirsek diye cok korkuyordum. Bir an paniye kapildim. Nefes alamiyordum sanki,sanki oksijen yoktu havada. Sonra kendi kendimi telkin ettim, nefesimi kontrol altina aldim ve yola devam ettim. Yavas adimlarla ilk bir saati tamamladik. Bu en zor bolumuydu bir yandan cunku ilk saatte 450 metre tirmanmistik. Iki Israilli genc kiz geri donuyorlardi yuzleri bembeyaz. Bize rahatsizlandiklarini ve geri donmek zorunda olduklarini soylediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gunagarmaya baslamisti ve biz cevremizi saran bembeyaz daglarin goruntusunu agzimiz acik izliyorduk. Karlar dizimize ulasiyordu bazi yerlerde. Dikkatsizlik cok kotu sonuclar dogurabilirdi. 4 saatimiz vardi Thorong La'ya ulasmak icin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kararlilik ve sabirla tirmandik, nefessiz kaldikca dinlendik ve sonunda tepeye 2 saat uzakliktaki cay evine ulastik. Hemen sicak cayimizi icip ,birkac lokma ekmek yedik. Bu arada Sue'nun cigerleri acimaya basladi, zaman kaybetmeden gecidi gecmemiz gerektigini anladik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yola devam ederken ruzgar siddetleniyor, kar firtinasina donusuyordu. Richie ve Tom daha yavas yuruyebildikleri icin arkamizda kalmislardi ama durmak mumkun degildi. Isinmak ve ruzgara karsi koyabilmek icin herkesin kendi hizinda yurumesi sartti. Bana bu arada ilahi bir guc geldi, cigerlerim acildi, oksijenle doldu. Sanki deniz kiyisinda yuruyormus gibi hissettim kendimi. Giitikce hizlandim, daha ne kadar yurumemiz gerektigini bilmiyordum, bir tepenin arkasindan digeri geliyordu,patika ruzgardan karla kaplanmisti, yurudum yurudum , geride kalanlara sinyal veriyordum takip etmeleri icin.Bir an bembeyaz bir gezegende yapayanlizdim.Ruzgar durdu aniden,mutlak bir sessizlik vardi cevrede, basimin ustunden ucan bir kartalin kanat cirpisini duydum. Inanilmaz bir duyguydu gercekten. VEEEE sonunda rengarenk budist bayraklarla kapli tabelayi gordum, bir yandan heyecandan guluyor ve agliyordum.. Tebrikler, Dunyanin en yuksek gecidi Throng La'ya vardiniz diyordu yazi... Ziplayip hoplayarak digerlerini bekledim. Sue 10 dakika sonra Richie ve Tom 15 dk sonra vardilar.. Hepimiz sevinc icinde sarilip fotograf cektirdik fakat firtinanin siddetinden orada durmak mumkun degildi. Hemen 4 saat surecek inise basladik. Goruntu tamamen degisti, bir col seklini aldi adeta,. Bu arada Tzipi ve Tzvika'yi gorduk. Basarmis olmanin gururuyla yuruyorlardi. Asagi inmemiz oldukca zaman aldi. Yol buzla kapliydi,bazi bolgelerde buza oturup popomuzun uzerinde kaymaktan baska care yoktu. Bitkin ve ac bir sekilde Mustang bolgesinin Muktinath kasabasina vardik. Hemen yemeklere saldirip, biralarimizi tokusturup zaferimizi kutladik beraber. Ertesi gun sabah 8'e kadar uyuyup, otelin gunesli balkonunda keyifle kahvalti yaparken aci bir haberle sarsildik. Bizimle ayni rotayi takip eden Fransiz gruptan 21 yasindaki genc bir kiz geceyarisina dogru hayatini kaybetmisti. Soylenen gore kasabaya vardiginda kendini iyi hissediyordu fakat yatmadan once akciger odeminden nefes darligi cekip vefat etmisti. Akciger kanamasi rakim hastaliginin en aci sonucuydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muktinath'dan ayrilip, Kagbeni'ye gittik o gun. Bundan sonra rakim azaliyor, uzun tirmanislarin yerini dik inislare birakiyordu. Kagbeni koyu Yukari Mustang bolgesinin sinirini olusturuyor. Tibet'e komsu olan Yukari Mustang'a girebilmek icin 700 dolar odemeniz gerekiyor. Biz Kagbeni'ye kadar gidip oradan Marpha ve Jomsom'a yurudukten sonra, 26 ekim sabahi 10 kisilik pirpir ucaga binip Pokhara'ya uctuk. Hemen kokpit'in arkasinda oturdugum icin pilotun her hareketini gorebiliyordum. Hostes kalkistan once bize pamuk dagitti kulaklarimizi tikamamiz icin. Sonradan bunun sebebini anladik, inanilmaz gurultuyu duyunca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annapurnalarin yanindan,tepelerin arasindan ucuyorduk. Hayatimdaki en guzel ucustu bu 20 dakika suren macerali yolculuk. Boylece iki hafta yuruyusten sonra pantolonlarimiz belimizden duserek geri donduk Pokhara'ya. Son iki gundur bol bol dinlenip,televizyon izliyor, medeniyetin nimetlerinden faydalaniyoruz. Yarin sabah Kathmandu'ya dogru motorumuzla yola cikacagiz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1591371434234024697-6874772112456865835?l=bizimdiyarlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/feeds/6874772112456865835/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1591371434234024697&amp;postID=6874772112456865835' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/6874772112456865835'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/6874772112456865835'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/2007/10/annapurna-dag-yuruyusu.html' title='ANNAPURNA DAG YURUYUSU'/><author><name>Tom &amp;amp; Ebru</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03213559914827990304</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/RyQ0h57YjmI/AAAAAAAAAHw/7PMUHbBEjRk/s72-c/annapurna-trek.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1591371434234024697.post-3106909420465259611</id><published>2007-10-27T07:20:00.000-07:00</published><updated>2007-12-25T20:18:10.232-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Nepal'/><title type='text'>NEPAL YUKSEK DAGLAR ve SEKER COCUKLAR DIYARI</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/RyNUOJ7YjkI/AAAAAAAAAHg/bwsyw-MP8P4/s1600-h/annapurna.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5126033403037650498" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/RyNUOJ7YjkI/AAAAAAAAAHg/bwsyw-MP8P4/s320/annapurna.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Nepal Hindistan sinir kapisi Mahendranagar daha cok han kapisi gibi. Iki ulke vatandaslari herhangi vize veya kontrol olmadan istedikleri gibi geciyorlar diger ulkeye. Tek prosedur yabanci turistler icin, o da cok rahat bir sekilde hallediliyor cok turist gecmedigi icin bu sinir kapisindan. Yanliz Nepalli gumruk memurlari " baksis" yani rusvet istiyorlar her turistten ama orali olmazsan da israr etmiyorlar.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;Bati terai bolgesi Nepal'in guney ovalarini kapsiyor ve yepyeni otoyol sayesinde cok rahat ilerliyor insan motorla. Buradaki tek sorun Maoistlerin etkin oldugu bolge olmasi ve doguya giden tek bir yolun bulunmasi. Burada hemen hemen her koy girisinde Maoistler yolu kalin halatlarla bloke edip makbuz karsiliginda vergi topluyorlar. Biz paramizi bu teroristlere degil de gercekten ihtiyaci olan yetim cocuklara vermek istedigimiz icin, her seferinde paramizin olmadigini soyleyip israrlari gozardi ederek yolumuza devam ettik. Batiyi doguya baglayan tek yolun boyle gelisi guzel bloke edilmesi sinirlendiriyor insani gercekten. Ote yandan iki hafta once maoistlerin bombali saldirisinda olen bir kamyon soforunun arkadaslari yas tuttuklari icin 5 gun boyunca yolu kamyonlariyla tikayip, cenazenin bulundugu koyden insanlarin gecmesini engelleyip, ara yollara gonderiyorlar. Biz yalvar yakar tarzanca anlatmaya calistik bu acili insanlara, baska yoldan gidersek kaybolacagimizi ,bu bolgenin yabancisi oldugumuzu ,bizim icin tek yolun bu anayol oldugunu.Yalvar yakar gecmemize izin verdiler. Bu bolgede cok turist olmadigi icin ayricalik tanidilar bize.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Nepal'in ne kadar fakir oldugu ilk anlardan itibaren gozumuze carpiyor. Burada bir restoran bulmak neredeyse imkansiz. Yemek yemek icin genelde mutfaklarini lokanta haline getirmis ailelere gitmek gerekiyor. Bir yandan cocuklarini yirtik dokuk cantalariyla okula hazirlarken bir yandan bize yemek pisiriyorlar ev hanimlari. Yemek karsiligi odedigimiz paraysa bizim icin gulunc (iki kisilik yemek 80 kurus). Hindistan bu acidan gercekten cok daha zengin bir ulke ve Nepal'deki bir cok yol ve kopru insaati Hint isbirligiyle yapilmis.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Iki gun sonunda Nepal'in ikinci buyuk sehri Pokhara'ya variyoruz. Bu oldukca turistik sehir, piril piril bir golun etrafina kurulmus, rock barlardan,biftek restoranlarina, her turlu teknik spor kiyafetin satildigi magazalara kadar herseyi bulmak mumkun. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Pokhara'ya asil gelme sebebimiz, uzun zamandir hayalini kurdugumuz 14 gunluk Annapurna yuruyusu icin merkez olmasi. Burada gerekli olan sirt cantasi,eldiven,yagmurluk vb ihtiyaclari karsilayabiliyor, size tum yuruyus boyunca eslik edecek ve esyanizi tasiyacak bir hammal ayarlayabiliyorsunuz. Ilk basta bana hammal tutma fikri pek cekici gelmedi. Bizim rahatimiz icin, bize gore cok kucuk bir miktar karsiliginda bir insana tum esyamizi tasitmak biraz hainlik gibi geldi. Tabi diger insanlarla konusunca anladim ki, bu is icin farkli sehirlerden gelen, tek gecim kaynagi hammallik olan ve bu sayede cocuklarini doyuran insanlar var Nepal'de. Bunun uzerine kaldigimiz misafirhane sahibi bir tanidiginin oldugunu soyleyip bizi Deep'le tanistirdi. Gunluk harcirahta anlasinca ertesi gun yuruyuse baslamak uzere sabah 6'da sozlestik. Yeni aldigimiz sirt cantasina tum ihtiyaclarimizi yerlestirip, heyecan icinde uykuya daldik.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1591371434234024697-3106909420465259611?l=bizimdiyarlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/feeds/3106909420465259611/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1591371434234024697&amp;postID=3106909420465259611' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/3106909420465259611'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/3106909420465259611'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/2007/10/nepal-yuksek-daglar-ve-seker-cocuklar.html' title='NEPAL YUKSEK DAGLAR ve SEKER COCUKLAR DIYARI'/><author><name>Tom &amp;amp; Ebru</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03213559914827990304</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/RyNUOJ7YjkI/AAAAAAAAAHg/bwsyw-MP8P4/s72-c/annapurna.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1591371434234024697.post-6779321771446323530</id><published>2007-10-12T06:56:00.000-07:00</published><updated>2007-12-25T20:18:31.636-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Nepal'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='SOS Cocuk Köyü'/><title type='text'>SOS COCUK KOYLERI PROJESI</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/Rw-CZTkxWvI/AAAAAAAAAHY/LUKowAy-RUw/s1600-h/1533379310_fd288fb311_m.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5120454672606386930" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/Rw-CZTkxWvI/AAAAAAAAAHY/LUKowAy-RUw/s320/1533379310_fd288fb311_m.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;10 Kasim gunu Kathmandu SOS Cocuk koyunu ziyarete gidecegiz. Gecirdigimiz dort ay ve gordugumuz bunca yoksulluk ve aclik bize sicak bir yuvanin cocuklarin egitiminde ne kadar onemli oldugunu gosterdi. Uzun suredir takip ettigimiz SOS cocuk koyleri projesi yardimiyla corbada tuzumuzun bulunmasini istedik.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;SOS koyleri, yetim oksuz ve yardima muhtac cocuklara aile sicakligini eksik etmemek,topluma yararli bireyler olarak yetistirmek icin kurulmus dunya capinda bir organizasyon. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu koylerde cocuklar sevgiyle buyuyup yerli bir SOS anne tarafindan diger "kardesleriyle" yasiyorlar.Bu koyleri olusturmak ve ayakta tutmak oldukca buyuk bir caba ve finansal destek istiyor. Tabi ki dunyayi kurtarma cabasinda degiliz ama ne kadar yardim etsek o kadar iyi.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kathmandu koyunu secmemizin sebebi, Nepal'in dunyadaki en fakir ulkelerden biri olmasi ve besinsizlikten yilda yuzlerce cocugun olmesi.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Siz de cam sakizi coban armagani bir katkida bulunmak istiyorsaniz asagidaki hesap numaralarina para yatirabilirsiniz. Yatirdiginiz paranin her kurusunun Kathmandu'daki oksuz ve yetim cocuklara sevinc kaynagi olmasi icin kullanilacagindan emin olabilirsiniz. Toplanilan miktar cek olarak Kathmandu SOS cocuk koyunu ziyaretimiz sirasinda koy baskanina teslim edilecek.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Turkiye icin:&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yapi Kredi Bankasi Tarsus Subesi 60908156 hesap numarasina &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Belcika icin:&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;310-0403455-21 hesabina mesaj :'Tom en Ebru' &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sizin icin cok cuzzi bir miktar bu koyde bircok seyi degistirebilir. Mesela;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;5 YTL : 9 kisilik bir ailenin bir gunluk yemek ihtiyaci&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;10 YTL: Iki cocugun kislik kiyafet ihtiyaci&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;20 YTL: Bir cocugun yillik okul harcamalarinin karsilanmasi&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Nepalli cocuklarin tesekkur mesajlarini internet sitemizden yayinlayacagiz. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Simdiden tesekkurler!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ebru ve Tom&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1591371434234024697-6779321771446323530?l=bizimdiyarlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/feeds/6779321771446323530/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1591371434234024697&amp;postID=6779321771446323530' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/6779321771446323530'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/6779321771446323530'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/2007/10/sos-cocuk-koyleri-projesi.html' title='SOS COCUK KOYLERI PROJESI'/><author><name>Tom &amp;amp; Ebru</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03213559914827990304</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/Rw-CZTkxWvI/AAAAAAAAAHY/LUKowAy-RUw/s72-c/1533379310_fd288fb311_m.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1591371434234024697.post-2017567451827863917</id><published>2007-10-12T05:32:00.000-07:00</published><updated>2007-12-25T20:20:57.503-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yoga'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hindistan'/><title type='text'>Kutsal Kent Rishikesh</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/Rw9zHjkxWuI/AAAAAAAAAHQ/gN2PzOSB6d0/s1600-h/1477309567_68fde27695_m.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5120437874989292258" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/Rw9zHjkxWuI/AAAAAAAAAHQ/gN2PzOSB6d0/s320/1477309567_68fde27695_m.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Uttranchal bolgesinin ve Hindistan'in Varanasi'den sonra en kutsal sehri olan Rishikesh, ganj nehri kenarinda cok sakin ve huzurlu bir yer. Buraya vardigimizda sehrin biraz disindaki nehire bakan balkonu olan ve gunes batimini en guzel sekilde izleyebildigimiz otel odamiza yerlestik.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;Bu bolgede cantalariniza, cuzdanlariniza ve gunes gozlugunuze cok dikkat edip sahip cikmaniz gerekiyor. Tahmin ettiginiz gibi hirsizlara karsi degil yankesici maymunlara karsi. Elinizdeki herseyi yemek zannedip goz acip kapayana kadar calabiliyorlar. Hele yavrulari kucaklarindaysa daha da dikkatli olmak gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buraya gelme amacimiz sadece sehrin guzelligini gormek degil ayrica yoga ogrenmekti. Rishikesh Hindistan'in yoga merkezlerinden biri. Bu konuda hicbir bilgimiz olmadigi icin etraftaki insanlarla konustuktan sonra bircok kisinin onerdigi Dr. Govinda'nin derslerini takip etmeye karar verdik. 5 gunluk yogun yeni baslayanlar icin olusturulmus bir programa katildik. Tom ilk basta kararsizdi,benim israrlarim olmasa pek de istegi yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Programa gore gunde sabah ve aksam olmak uzere iki seansa katilip, gunde 5 saat yoga yapacaktik.Bunun yaninda yoga filozofisi dersi de takip edecektik. Ilk ders bizi tahminlerimizin aksine cok zorladi ve ertesi gun tum kaslarimiz agriyarak devam ettik. Devam ettikce ve harika ogretmenimiz Dr Govinda'nin yardimlariyla bes gunun sonunda yogayi ve bize neler kattigini cok iyi bir sekilde anlayip ve kendimizde hissedip, bunca yildir neler kacirdigimiza cok uzulduk.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Belki yoga hakkinda kisa bir bilgi sizin icin de aydinlatici olabilir. Yoga aklin,vucudun ve ruhun harmonisidir. Bir maymun gibi bir daldan digerine sicrayan akla huketmek icin cok etkili bir yontem. Disaridan bakan birisi garip sekillere giren insanlarin komik gorundugunu dusunebilir ama bu duruslarin hepsinin bir amaci var. Kafa ustu durus kalbi dinlendiriyor, hafizayi arttiriyor; omuz durusu boyun kaslarini esnetip ,tiroid bezine masaj yaparak metabolizmayi hizlandiriyor. Ayrica farkli asanalar (duruslar) ic organlara masaj yapiyor, sirti esnetiyor, sindirim sisteminin iyi bir sekilde calismasini saglayip kabizligi onluyor ve cigerin kapasitesini arttiriyor.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Pranayama dedigimiz nefes alip verme teknikleri cigerlerdeki tum karbondiyoksiti disari atip daha cok oksijen almamizi sagliyor. Bu teknigi ilk denediginizde basinizin dondugunu hissediyorsunuz.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Insan duzenli yoga yapmaya basladigi ve son dinlenmeyi buyuk bir konsantrasyonla tamamladigi zaman, yeniden dogmus sanki derin bir uykudan uyanmis hissediyor. Ileri yaslarda hoplayip ziplamak, bel ve sirt agrilarindan kurtulmak istiyorsaniz,yoga denemeye deger.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Rishikesh'de gorulmesi gerekenlerden biri de gunes batimindaki Aarti yani Ganj nehrine cicek sunumu gosterisi. Burada binlerce hintli bir araya gelip mumlar ve tutsulerle bezenmis cicekleri bir bir nehre birakiyor, ilahiler soyluyorlar. Bazi bayanlarin kendilerinden gecip transa girdiklerine sahit olduk.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Buradan bir hafta sonunda ayrilip, Nepal sinirina yakin Nainital golunde birkac gun gecirmek icin yola koyulduk. Burasi zumrut yesili bir golun cevresine kurulmus 1000 metre rakiminda cam ormanlariyla kapli cok sirin bir balayi kenti. Genelde yeni evli hintli ciflerin favorisi ama biz de cevre golleri ziyaret edip, taze balik yiyip, orman yuruyusleri yapip dinlendik. Ayrica buradan sonra direk Nepal sinirindan gececegimiz icin birkac ayarlama yapmamiz gerekiyordu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Son zamanlarda Nepal hakkinda yayinlanan haberleri takip ettigimizde ulkenin bir kriz icinde oldugunu gorduk. Birincisi Nepal hukumetine karsi olan ve kasim ayi secimlerinin ertelenmesini isteyen Maocularin yollari kesmesi, ozellikle bati terai bolgesinde catismalarin olmasi; ikincisi Nepal devletinin Hindistan'a olan petrol borcunu odeyemedigi icin benzin almanin cok zorlastigi. Biz de bunun uzerine tum ekstra bagajimizi ( okudugumuz kalin kitaplar,kullanmadigimiz kiyafetler,cadir,matras vb) buradan bir valizle Delhi'ye gonderdik ve onun yerine plastik bidonlarla 30 litre benzin aldik yanimiza. Bu arada Maocularla Hukumet anlasip secimi erteledigi icin tum kriz gecici olarak cozulmustu ve biz de ic rahatligiyla sabah erkenden Nepal tarafina gecmek uzere yola ciktik.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1591371434234024697-2017567451827863917?l=bizimdiyarlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/feeds/2017567451827863917/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1591371434234024697&amp;postID=2017567451827863917' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/2017567451827863917'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/2017567451827863917'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/2007/10/kutsal-kent-rishikesh.html' title='Kutsal Kent Rishikesh'/><author><name>Tom &amp;amp; Ebru</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03213559914827990304</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/Rw9zHjkxWuI/AAAAAAAAAHQ/gN2PzOSB6d0/s72-c/1477309567_68fde27695_m.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1591371434234024697.post-8993954760134084346</id><published>2007-10-04T04:10:00.001-07:00</published><updated>2007-12-25T20:21:17.310-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hindistan'/><title type='text'>CHANDIGARH</title><content type='html'>Nepal'e dogru olan rotamizin ilk duragi Punjab'in baskenti, Hindistan'in en yesil,en iyi planlanmis ve en duzenli sehri olan Chandigarh'di.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dunyaca unlu Fransiz mimar Le Corbusier'e, 1950 yilinda, Punjab'a yeni bir baskent yaratmasi icin buyuk bir proje verilmis. Le Corbusier de kendi sehir utopyasini yaratarak 36 sektore ayrilmis, ayni tip kup seklinde binalardan, yesil alanlardan ve genis caddelerden olusan bir yerlesim alani ortaya cikarmis. Bu acidan Chandigarh'i ziyaret etmek gercekten cok ilginc.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Chandigarh'a girdigimizde, diger buyuk sehirlere gore ne kadar rahat yolumuzu buldugumuza inanamadik. Tum caddeler genis ve duz ilerliyor ve sehir otellerinin bulundugu bolgelerde buyuk park yerleri var arabalar icin.Evler buyuk caddeye degil de, trafikten arindirilmis yesil alanlara bakiyor. Her sektor kendi icinde bagimsiz yani insan o sektorden cikmadan gunluk ihtiyaclarini karsilayabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada iki gun kalip Delhi Istanbul - Istanbul Bangkok biletlerimizi, Hindistan havayollari ofisinin buyuk cabasiyla cok uygun fiyata ayarladiktan sonra Rishikesh'e dogru yola koyulduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Chandigarh sehrinin uydu goruntuleri icin asagidaki linke bakabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.maplandia.com/india/chandigarh/"&gt;http://www.maplandia.com/india/chandigarh/&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1591371434234024697-8993954760134084346?l=bizimdiyarlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/feeds/8993954760134084346/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1591371434234024697&amp;postID=8993954760134084346' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/8993954760134084346'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/8993954760134084346'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/2007/10/chandigarh.html' title='CHANDIGARH'/><author><name>Tom &amp;amp; Ebru</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03213559914827990304</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1591371434234024697.post-8864136004800223874</id><published>2007-10-04T03:12:00.000-07:00</published><updated>2007-10-04T04:10:11.646-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='KISA KISA NOTLAR'/><title type='text'>GEZI NOTLARI</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/RwTJ-TkxWtI/AAAAAAAAAHI/OJUviceFQqI/s1600-h/1477303625_152f046720_m.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5117437148843301586" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/RwTJ-TkxWtI/AAAAAAAAAHI/OJUviceFQqI/s320/1477303625_152f046720_m.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Dal golunde tum enerjimizi geri kazanip, Nepal'e dogru uzanan ve yaklasik olarak 10 gun surmesini planladigimiz yola koyulduk erkenden.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu arada Kasim sonu ve aralik ayinda Istanbul'da olmak istedigimiz icin ucak biletlerimizi simdiden almamiz gerekiyordu. Motorsikletimizi Delhi'den degil de Kathmandu'dan ucakla gondermeye karar verdik. Bu bize hem Kathmandu'da daha uzun kalabilme firsati verecek hem de Delhi'ye motorla geri donup, bu karmasik sehirde 10 gun suren burakratik islemler icin beklemek zorunda kalmayacaktik.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ailelerimiz icin rahatlatici bir haber olsa da motorumuzu geri gonderip sirt cantasiyla gezmeye devam edecegimiz, bizim icin cok da kolay degil. Gezimize baslarken emin degildik motorla uzun sure yolculuk etmenin kolay olup olmayacagi konusunda. Simdi son 4 aya ve arkamizda biraktigimiz 12000 kilometreye baktigimizda o kadar cok sey paylastik ki motorumuzla. Bize zorluklari ,daglari, nehirleri asmayi, hindistan trafiginde sabirli olmayi, her durdugumuz yerde cevre halkin ilgisine alismayi ogretti. Bize ozgurlugun kapilarini acti, kimseye ve zamana bagimli olmadan kendi yolumuzu cizme imkani verdi. Motorsikletle gezmek arabayla gezmekten cok farkli. Motorsikletle ruzgari hissedip, gokyuzunu ve daglarin zirvelerini genis bir aciyla gorup cevreyle butunlesiyor insan. Araba icinde fark etmeden yanindan gectiginiz kuslari, maymunlari,dereleri ve insanlari daha yakindan gozlemleyebiliyorsunuz. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Oyle alistik ki istedigimiz zaman durmaya, rotamizi gun icinde keyfimize gore degistirmeye, haritayla defalarca kaybolup, yolu cevre halkina sora sora bulmaya. Kimsenin durmayip otobusle gecip gittigi koylerde, kucuk bir manavdan muz alip yandaki ilkokul ogretmeni tarafindan sinifa davet edilip sevimli cocuklarla sohbet etmeye ve daha bircok surprize.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Tabi zorluklari da yok degil, ornegin her otel arayisinizda odanin konforundan cok park yerinin guvenligine oncelik vermeye, uzun yol katedip ilginc olmayan yerleri biran once gecmek istediginizde otobusle gece yolculugu yapip siz uyurken kilometrelerin akip gitmesi yerine, tum sicak,bozuk ve tozlu yollari, agir trafigi gun icinde her metresinde tozlari yutarak, agir cizme ve motor kiyafeti icinde ter akitarak ve aksama pestil olmus halde otel aramak icin son enerjinizi kullanmak zorunda olmaniz,kimsenin hayallerini suslemiyordur sanirim.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Simdiden dusunmeye baslamistik guney dogu Asya ve Cin'de otobus ve trenle gezmeye alisabilecekmiyiz diye. Belki aranizdan merak edenler vardir neden o zaman motorla devam etmiyorsunuz diye. Sebep, Hindistan'i Tayland'a baglayan yollarin karayoluyla gecilememesi. Burma kralligina karadan gecebileceginiz bir sinir kapisi yok Hindistan'da. Cin'e kendi aracinizla girebilmek icin once 500 euro sonra da kaldiginiz hergun icin size eslik etme zorunlulugu olan rehber icin 100 dolar odemeniz gerekiyor. Yani bizim ve bircok insan icin cilginlik. Baska bir alternatif Kathmandu'dan ucakla motorsikletinizi Bangkok'a gondermek. O da bizim icin gereksiz bir masraf. Anlayacaginiz uzere, haritaya baktiginizda cogu karadan dolasim Nepal'de son buluyor. Cogu insan Delhi'den Tayland'a ucup istedikleri zaman kucuk scooterlar kiralayip gezilerine devam ediyorlar. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1591371434234024697-8864136004800223874?l=bizimdiyarlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/feeds/8864136004800223874/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1591371434234024697&amp;postID=8864136004800223874' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/8864136004800223874'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/8864136004800223874'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/2007/10/gezi-notlari.html' title='GEZI NOTLARI'/><author><name>Tom &amp;amp; Ebru</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03213559914827990304</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/RwTJ-TkxWtI/AAAAAAAAAHI/OJUviceFQqI/s72-c/1477303625_152f046720_m.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1591371434234024697.post-4945834390529714599</id><published>2007-09-23T06:47:00.000-07:00</published><updated>2007-12-25T20:22:27.205-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hindistan'/><title type='text'>LEZIZ  HINT MUTFAGI</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/RvZuhXUnnnI/AAAAAAAAAGw/WoqB2obSV_A/s1600-h/harekrishnathali.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5113395946401013362" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/RvZuhXUnnnI/AAAAAAAAAGw/WoqB2obSV_A/s400/harekrishnathali.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Binbir cesit baharatin kullanildigi Hint yemekleri bolgeden bolgeye degisiklik gosteriyor. Hindistan, etsiz yasayamam diyenler icin pek uygun degil. Inanclarina gore inek kutsal sayildigi icin burada sigir eti yemek tamamen bir tabu. Bazi yerlerde tavuk bulsaniz da yine de leziz sebze yemeklerini tercih etmek en iyisi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz hem ilk gelisimizde hem de bu sefer , hic ete ihtiyac duymadik. Sebze yemekleri o kadar zengin o kadar lezzetli ki yemeye doyamiyor insan. Pushkar golu gibi kutsal yerlerde yumurta ve sut bulmak mumkun degil. Yanliz hiristiyan ve musluman halkin bulundugu Kasmir ve Kerala bolgelerinde agiz tadiyla kebap yiyebilirsiniz ama buralarda da sadece koyun eti kullaniliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mercimek icerdigi protein bakimindan vejeteryan mutfaginin bastaci. Genellikle soganli yemegini heryerde bulmak mumkun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hindistan'da ozellikle ilk haftalarda yediklerinize ve ictiklerinize cok dikkat etmek durumundasiniz. Mesela;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Hicbir zaman aciktan su icmeyin. Sise suyunun kapaginin acik olmadigindan emin olun.&lt;br /&gt;-Buzlu icecekler icmeyin.Zira buz yapmak icin kullanilan su mikroplu olabilir.&lt;br /&gt;-Meyveleri soyup yiyin ve salata dahil pismemis sebzelerden uzak durun&lt;br /&gt;-Pismis yemeklerin sicak servis edildiginden emin olun&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlarin hepsini yapasaniz dahi yine de gununuzu tuvalette kitap okuyarak gecirme durumunda kalabilirsiniz. Biz Hindistan'da 1.5 ay sonunda salata yemeye basladik, ne de olsa bu sure zarfinda mikroplara bagisiklik kazandik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Hint mutfagindan en sevdigimiz yemekler&lt;/span&gt;:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;THALI:&lt;/strong&gt; Genelde heryerde bulabileceginiz, doyurucu,ucuz ve cesitli bir yemek. Bizim tabildot hesabi, 3 cesit sebze yemegi,yogurt ,pilav ve nun denilen lavas ekmegi icin genelde odemeniz gereken 50 rupee ( 1.5 YTL). Her seferinde farkli bir sebze yemegi oldugu icin secme zorunlulugu da kalmiyor. ( yukaridaki fotograf zengin bir Thali ornegi)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Raita:&lt;/strong&gt; Ozellikle bol aci biberli,korili yemeklerin yaninda cok iyi gidiyor. Bizim caciga benzer fakat daha zengin bir karisim. Yogurt, haslanmis -sogutulmus -dogranmis patates, soyulmus dogranmis taze domates, ve ince kiyilmis soganla karistiriliyor.. evde denemeye deger&lt;strong&gt;.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kasmiri Aloo Dum: &lt;/strong&gt;Domates ve kori soslu, peynirli patates dolmasi. Yanliz Hindistan'da kori bizim bildigimiz kori degil. Burada her yorede degisen farkli baharatlarin kullanildigi karisim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Palak Paneer:&lt;/strong&gt; Ispanakli beyaz peynir yemegi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Aloo Parantha:&lt;/strong&gt; Bizim gozlemeye benzer, patatesli veya peynirli borek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ladakh'da cok rastlanilan &lt;strong&gt;Tibet mutfagindan&lt;/strong&gt; secmeler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Momo:&lt;/strong&gt; Ici patates ,peynir veya ispanakla doldurulduktan sonra buharda pisirilen ya da kizartilan yuvarlak bir cesit borek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Thukpa:&lt;/strong&gt; Sebzeli, eristeli ogun corbasi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hindistan'da usul pilavi sebzeyele karistirip mama kivamina getirdikten sonra elle yemek. Acik ekmek chapati sayesinde pek de zor degil. Tabi yemeden once elleri yikamak sart!!!!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1591371434234024697-4945834390529714599?l=bizimdiyarlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/feeds/4945834390529714599/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1591371434234024697&amp;postID=4945834390529714599' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/4945834390529714599'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/4945834390529714599'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/2007/09/leziz-hint-mutfagi.html' title='LEZIZ  HINT MUTFAGI'/><author><name>Tom &amp;amp; Ebru</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03213559914827990304</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/RvZuhXUnnnI/AAAAAAAAAGw/WoqB2obSV_A/s72-c/harekrishnathali.gif' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1591371434234024697.post-7439345548153080761</id><published>2007-09-20T02:24:00.000-07:00</published><updated>2007-12-25T20:24:07.129-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hindistan'/><title type='text'>KASMIR</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/RvZsbnUnnkI/AAAAAAAAAGY/ofJY0GFGonM/s1600-h/srinagar.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5113393648593509954" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/RvZsbnUnnkI/AAAAAAAAAGY/ofJY0GFGonM/s320/srinagar.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;" Eger dunya uzerinde bir cennet varsa, o burada,burada,Kasmir'dedir" Hint-Mogol imparatoru Cihangir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonunda hakkinda bircok degisik hikaye duydugumuz Kasmir bolgesine gitmek bizi oldukca heyecanlandiriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihsel olarak baktigimizda Pakistan'in Hindistan'dan ayrildigi 1947 yilindan itibaren Kasmir iki ulke arasinda anlasmazlik unsuru olmus, cogu musluman olan bolgenin 3/4 unun Hindistan'da kalmasi Pakistan tarafindan sindirilememis. 1965 ve 1999 yillarinda cikan savaslar sonucunda sayisiz Kasmirli hayatini kaybetmis.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kasmirliye soracak olursaniz,onlar bu durumdan bikip usanmislar, kendi bagimsizliklarini istiyorlar. Bu amac ugruna Hint ordusuyla catisan militanlar Pakistan tarafindan destekleniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerika tarafindan 1999da dunyanin en tehlikeli yerlerinden biri ilan edilmesine ragmen, su siralarda durum cok sakin, Hindistan-Pakistan iliskilerinin iyilesmesi bu bolgedeki huzurun saglanmasina destek olmus son yillarda turizm tekrar canlanmis.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ladakh'i Kasmir'den ayiran Loji La gecidini gecer gecmez Kasmir icin neden bu kadar savas verildigini anliyorsunuz. Sizi cennet gibi yemyesil,masmavi bir vadi bekliyor. Buzullardan caglayanlara,cam ormanlarindan dik yamaclara hersey var. Cinko catili genis evler bizim Camliyaylayi animsatiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kasmir'in buyuk sehri Srinagar'a varana kadar oldukca etkin bir ordu mevcudiyeti hissediyorsunuz. Her 100 metrede bir tank, ve sayisiz dikenli telle cevrili birlik binalari var. Buna ragmen bu bolgenin incisi DAL Golune geldiginizde inanilmaz sesizlik ve huzur buyuk mutluluk veriyor insana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gol, gemi evleriyle unlu. Golun ortasindaki niluferlerle kapli bolgede yuzlerce geleneksel gemi bulabilirsiniz. Bu gemilerin hepsi daimi olarak demirlenmis. Farkli kategorilerde olan gemilerin Delukslerinde buyuk yatak odasi ( genelde iki ve uc adet), buyuk bir yemek odasi,kristal avizelerle bezenmis buyuk bir salon ve suya bakan bir veranda var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz bir hafta suren suru vadisi maceramizdan sonra luks bir yerde dinlenmek istiyorduk. O sebeple daha once Slovak arkadasimizdan aldigimiz adrese gitmeye karar verdik. Gol kenarinda bir kayik kiralayip gemiye gittik ve iyi bir pazarliktan sonra yuzen saray Ambassador'da uygun bir fiyata kalmak icin sahibiyle anlastik. Fiyatlar sezon sirasinda 4000 rupeeyi asarken, eylul sezon disi oldugu icin yemek dahil kisi basi 225 rupeeye (yaklasik 4 euro) bu harika yerde kalma firsatini yakaladik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gemide bizden baska kimse yoktu, biz de evimiz gibi hissettigimiz bu yerde toplam uc gun kaldik. Burada Venedik'deki gondolalara benzer 'Sikaralar' da yuzen supermarketler, taki dukkanlari ve cicekciler var. Istediginiz herseyi su ustunde bulabiliyorsunuz. Bizim geminin de kucuk bir kayigi vardi biz de her ogleden sonra gunes batisina yakin kayigi alip zambak ve menekse bahcelerine dogru kurek cektik. Buradan daha huzurlu ve sessiz biryer yoktu bizim icin o an. Binbir cesit kus barindiran bu golde kartallar,balikcil ve buraya ozgu yalicapkini (kingfisher) kuslari etrafimizda ucusuyorlardi. Ramazan ayi oldugu icin tek duydugumuz camiden gelen ezan sesiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gemiler nasil ortaya cikmis diye sorabilirsiniz. Yuzyillardir Srinagar halki bu gemiler icinde yasiyorlarmis. Raj yonetimi sirasinda Ingilizler gol kenarindan toprak almak istemisler fakat o zamanin mihracesi buna izin vermemis. Toprak sahibi olamayan ingilizler gemi evleri kiralayarak yazlarini burada gecirmeye baslamislar. Boylece turistlerin ilgisini cekmis bu bolge.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada yapilmasi gerekenlerden biri de sabah 5'de gemiden bir Sikarayla ayrilip yuzen sebze pazarina gitmek. Burada sebze yetisticilerinin kucuk kayiklarla toplanip nasil pazarlik yaptigina, kucuk bakkallara nasil mal sattigina sahit olduk.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Son uc gundur de Dal golunun yakininda,farkli bir tabiyati olan Nagin golundeki New Peony gemisinde kalmaya basladik. Burasi da ayri guzellikte ve sakinlikte bir yer. Yemyesil dogasina ve civildayan kuslara doymak mumkun degil fakat biz planimizi takip ederek yarin pusulamizi Nepal'e cevirerek yolumuza devam edecegiz.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1591371434234024697-7439345548153080761?l=bizimdiyarlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/feeds/7439345548153080761/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1591371434234024697&amp;postID=7439345548153080761' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/7439345548153080761'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/7439345548153080761'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/2007/09/kasmir.html' title='KASMIR'/><author><name>Tom &amp;amp; Ebru</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03213559914827990304</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/RvZsbnUnnkI/AAAAAAAAAGY/ofJY0GFGonM/s72-c/srinagar.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1591371434234024697.post-362538958062022955</id><published>2007-09-07T07:22:00.000-07:00</published><updated>2007-12-25T20:24:28.390-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hindistan'/><title type='text'>LADAKH - HIMALAYALARIN TUM HASMETI</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/RvZtVXUnnlI/AAAAAAAAAGg/s0iGClm_Pl8/s1600-h/ladakh.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5113394640730955346" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/RvZtVXUnnlI/AAAAAAAAAGg/s0iGClm_Pl8/s400/ladakh.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ladakh bircok gezgin'i cezbeden bir bolge olmus turizme acildigi 1974 yilindan beri. Vashnist'den Leh'e uzanan yol dunyanin en yuksek gecitlerini kapsiyor. Burayi kesfetmenin en iyi yolu ya kendi motorunuz ya da cipinizle gezmeniz. Bircok insan Vashnist'den Hint mali Royal Enfield'lar kiralayarak yola koyuluyorlar. Royal Enfield'lar 350 veya 500cc lik motorlar. Bu yollari asmak ve muhtesem guzelliklerinden sonuna kadar faydalanmak icin cok iyi bir hazirlik ve tecrube gerekiyor. Yaninizda olmazsa olmazlar sunlar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yunlu iccamasiri (uzun tayt)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Yuze gecirilen kar maskesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ruzgari ve sogugu kesen sweatshirtler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Hem sandalet hem soguga dayanikli bot&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- 50 faktorluk gunes kremi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Dudak kremi ve vucut nemlendiricisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Gunde 5 litre su&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bol enerji veren ve Hindistan'da kolaylikla bulunan tereyagli- fistikli biskuviler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Yagmurluk (kar yagdiginda ise yariyor)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-UV filtreli gune gozlugu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Eger istediginiz yerde kamp yapabilmek istiyorsaniz ruzgara dayanikli bir cadir ve eksi derecelerde sizi soguktan koruyabilecek uyku tulumlari sart.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz bunlarin hepsini Belcika'dan yola cikarken yanimiza almistik o yuzden soguktan korkumuz yoktu. Sabah erken ciktik yola ve ilk gecit olan 3978 metre yuksekligindeki Rohtang La 'ya dogru giderek yukselmeye basladik. Yolun bir bolumunde toprak kaymasi oldugu ve oldukca keskin ve camurlu viraji gecemeyen kamyonlari vincle tasidiklari icin 3 saat kadar bir noktada beklemek durumunda kaldik. Bu arada bircok farkli insanla tanisip onlarin hikayelerini ve planlarini ogrendik,zaman cabuk gecti. Tom'un fotografini cekerken virajin yaninda kaskim elimden kaydi ve tum insanlarin gozu onunde ucurumdan asagi yuvarlandi. Oradaki yerlilerden birkaci asagi inip kaskimi aramaya gonullu olmus olsa da oldukca dik olan bu ucurumda hizla asagi dustugu icin birdaha bulmak mumkun olmadi. Boyle durumlarda insan daha kotu birsey olmadigina sevinip, cana gelecegine mala gelsin demekten kendini alikoyamiyor. Biz de Leh yolundaki son kasaba Keylong'dan kask buluruz dusuncesiyle yolumuza devam ettik. Rihtang La 'ya ciktikca hava soguyor ve cevremizi bulutlar sariyordu. Bu arada Enfield'lariyla gezen bir cok turistle karsilastik. Bunlardan biri Avustralyali 50 yaslarinda bir bayandi. Ben kaskimi kaybettigimi soyleyince sanirim koruyucu melegim olacak ki ,bana hemen yanindaki kaski kullanmadigini soyleyip hediye etti. Cok sevindik ve sasirdik bu duruma ve tesekkur edip yolumuza devam ettik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rotang La yi gecer gecmez goruntu degisti, yemyesil ormanlarin yerini hasmetli ciplak daglar ve buzullar aldi. Gordugumuz guzellik karsisinda eriyip kucucuk olduk. Hayatimizda ilk defa doganin hasmetini ve gucunu gorup, bu guc karsisinda ne kadar aciz oldugumuzu anladik. Bes gun suren bu yolculukta buzullarin eriyerek yollardan nehir olup aktigini, daglardan kopup yuvarlanan dev kayalarin akibetini, 21 virajli yoldan cikarak erisilen 5060mt yukseklikteki Lachung La gecidini ,dunyanin en yuksek Morey platolarinda yasayan Ladak gocebelerini gorduk. Inanilmaz,hayatta gordugumuz kiyas goturmez en muhtesem guzellikleri tattigimiz 5 gundu bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Leh'e kadarki 365 kmlik yolda hic benzin istasyonu olmadigi icin 10 litrelik ekstra benzin almiztik yanimiza. Bizi enfield'lardan ayiran motorumuzun 1100 cclik olmasi,bagajimizla toplam 450 kilo olmamizdi. Bu durumda akan nehirlerden ve tasli yollardan gecmenin cok daha zor olmasina ragmen, Tom inanilmaz bir hunerle tum zorluklari rahatlikla gecti. Bazi yerlerde ben motordan atlayip yurudum nehirler uzerinden agirligi azaltmak icin ama cogu yerde buna da gerek kalmadi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada onemli olan Yuksek rakim rahatsizligina yakalanmamak icin 3000 metre yukseklikten itibaren uyudugunuz yerin her gun 500 metreden fazla artmamasi gerekiyor. Ilk gunlerde fazla fiziksel aktivitede bulunmaktan kacinmaniz gerekiyor. Oksijenin giderek azalmasindan dolayi birkac adimi hizli attiginiz taktirde nefes nefese kalmaniz guc degil.Cok garip bir duygu gercekten. Havanin inanilmaz kuru olmasi nedeniyle bol su tuketimi , dudaklari korumak icin surekli balsam ve yakici gunese karsi yuksek faktorlu krem kullanmak gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yolda begendigimiz yerde durup cadir kurduk. Ilk gun bir buzul golunun yaninda, dolunay isiginin sudaki yansimasini izleyerek,ikinci gun Serchu'da yemyesil ovayi yaran bir nehrin kenarinda, ucuncu gun 4800 metre yuksekligindeki Morey platosunda geceledik. Gunes batimindan sonra disaridaki soguga dayanmak olanaksiz oldugu icin erkenden cadirimiza cekilip kitabimizin tadini cikardik. Ben bu zamanlarda kendimi Harry Potter'in son mecaralarina biraktim kendimi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yol boyunca mogol yurtlari tipindeki Dhaba denilen cadirlar restoran ve oteller oldugu icin yemek bulmak zor olmadi. Gocebeler yolun acik oldugu Haziran- Eylul aylarinda yol kenarlarinda cadir kurup hem standart mercimek yemegi ve pilav sunuyorlar misafirlere hem de yatak veriyorlar. tabi ki bes gun mercimek yemekten biktigimiz anlar olmuyor degildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sure zarfinda bisikletleriyle gezen ve dunyanin en yuksek gecitlerinden birkacini asan hollandali, amerikali ve guney afrikali ciftlerle karsilastik. Insanin en ufak harekette nefes almakta gucluk cektigi bu rakimlarda nasil ilerlediklerine sahit olup, hayret etmemek mumkun degildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Himalayalarin milyonlarca yil once Hindistan kitasinin asya kitasiyla carpisip okyanusun dibindeki yeryuzu katmaninin yukselmesine yolacmasiyla olustugunu ve her yil 0.8 cm yukseldigini ogrendik. Bu tektonik hareketlerden dolayi Hindistan her sene 2 cm kuzeye dogru hareket edip Tibet'i doguya dogru kaydiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bes gun suren bu heyecanli fakat yorucu yolculuktan sonra Leh'e vardik. Leh Ladakh'in en buyuk sehri 28000 nufusuyla ve 3500 mt rakima sahip. Himalayalarla cevrilmis bu sehrin bu kadar turistik olmasi sasirtti bizi. Ozellikle 3 yillik askerlikten sonra dunyayi gormek icin ulkelerinden ayrilan Israilli genclerle dolu burasi. Havaalani da oldugu icin bircok insan Delhi'den ucakla rahatlikla himalayalarin muhtesem manzarasini izleyerek geliyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada insanlar hem haftalar suren yuruyus ve yolculuktan donuste dinlenmek, sehrin bol cesitli yemeklerinden ve alisveris imkanlarindan yararlanmak hem de gorulmeye deger Gompa ve stupalarini ziyaret etmek icin geliyorlar. Gompalar, genelde kayalik bir tepe uzerine kurulmus Budist manastirlari ve stupalar Budanin soylevlerini iceren yarim daire seklindeki kutsal yapilardir. Leh'deki yuksek bir tepe uzerine kurulmus Santi Gompa'dan sehri ve gun batisini izlemek cikmaniz gereken 300 basamaga deger.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ladakh bolgesinin halki hicbiryerde gormedigimiz kadar guler yuzlu ve misafirperver, gorunus acisindan Tibetlilere daha yakinlar. Ladaki dilinde ogrenmeniz gereken en onemli kelime; gunaydin,tesekkurler,gule gule anlamina gelen 'JULEEEY'dir. Bu kelimeyi her uc dakikada bir duyacaginiz icin ogrenmekte zorluk cekmeyeceksiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Leh'de internet ve telefon baglantisi pahali ve guvenilir degil. Bu sirada hem kardesim Burcu'nun hem eltim Barbara'nin hamile oldugunu ogrendigimiz icin surekli ev cephesiyle baglanti kurmak istesek de sikca baglanti ve elektik kesintisinden buna pek firsat bulamadik. Boyle zamanlarda insan gercekten ev ozlemi cekiyor, uzakta olmaktan uzuntu duyuyor. O gunlerde Kasim ayinda Istanbul'a gidecek olmamiz bize buyuk mutluluk verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uc gun bahcesinde kelebeklerin ucustugu,renk renk ciceklerin mis gibi koktugu odalari basit ama rahat Asya misafirhanesinde kaldiktan sonra Pangong golune dogru yol ciktik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pangong golu Asya'nin en uzun tuzlu golu. 150km uzunlukta ve en genis bolgesi 4km genisliginde. 1/4'u hindistan,3/4'u Tibet sinirlari icinde. Turizme yeni acildigi icin ancak Leh'den alinan ozel izinle gidilebiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahvaltimizi yaptiktan sonra 180 kmlik yola koyulduk. Bu bolgede askeri kuvvetler agirlikta oldugu icin yollar oldukca iyi. Giderek yukselen ve kivrimli rotamizda ilerleyerek dunyanin ucuncu en yuksek gecidi Chang La'dan gectik. Manzara surekli degisiyor, renkli kucuk koylerden, dev kayalarla kapli vadilere,tasarak akan nehirlere,taylarin ve kisraklarin kosusturdu yesil cayirlara kadar her guzelligi ardi ardina izliyorduk. Chang La'yi gectikten sonra zumrut yesili kucuk bir golun kiyisina masa kurmus bir albay ve takiminin gunesli havanin tadini cikardigini gorup biz de gole dogru ilerleyip biraz dinlenmeye karar verdik. hemen bizi masalarina misafir ettiler ve biz de 4500 mt rakimda Kingfisher biralarimizi yudumlayip ardi arkasi gelmeyen ikramlardan tadarak kasmir bolgesinin durumu, Pakistan'in icinde bulundugu zorluklar, bolgede kisin yasamanin zorlugu uzerine sohbet ettikten sonra tesekkur edip yola koyulduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cevresi karli daglarla kapli turkuaz renkli Pangong golunun tam kiyisina cadirimizi kurduk ve gece oldugunda milyonlarca yildizin parlak isiklari altinda uykuya daldik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah uyandigimizda hava oldukca bulutlu ve ruzgarliydi. Biz de cadirimizda kahvalti yapip havanin duzelmesini bekledik. Gunes yuzunu gosterince gol kenarinda yuruyus yapip yakindaki bir dhaba'ya gidip yemek yedik. Dhaba'nin sahibi Chang La gecidine yilin ilk karinin yagdigini yolun kapali olabilecegini soyledi biz de bu harika golun yaninda bir gun daha kalmaya karar verdik. Gece boyunca yagan sagnak yagmur ve firtina'dan oldukca korkmus olsak da ,sevgili arkadaslarimiz Jan,Brenda ve Andy'nin hediyesi olan cadirimiz bir damla yagmur veya ruzgar gecirmedi.Disarida kiyamet koparken biz uyku tulumlarimizin icinde zevkle kitaplarimizi okuyup, iceceklerimizi yudumluyorduk. Harry Potter'in son macerasini saatlerce nefesimi tutarak okudum kamp yaptigimiz uzun aksamlarda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gun Leh'e geri donmek icin erken yola koyulduk. Chang La'ya yaklastikca hava sogudu kar yagmaya basladi. Su gecirmez yagmurluklarimizi giydik ve rahatca devam ettik dagin oteki tarafina dogru.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Donuste Leh'de iki gece kaldik dinlenmek ve beslenmek icin. Bundan sonra rotamizi Kasmir'e dogru yoneltip kcuuk koylerde kalarak ilerleyecektik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Leh'i kasmir bolgesine baglayan yaklasik 350kmlik yolun uzerindeki Likir koyunde konaklamak ve oradaki Likir Gompayi ziyaret etmek istiyorduk. Once Zanskar ve Indus nehirlerinin birlestigi Nimmu'da kucuk bir tali yolu takip ederek Zanskar vadisinde ilerledik bir sure. Kimsenin gecmedigi bu yolda bizi buyuk bir surpriz bekliyordu. Himalayalarin bu yuksekliginde gunesli,bembeyaz ince kumlu bir plaj!!! Hemen sortlarimizi giyip buz gibi suya ayaklarimizi sokarak piknik yaptik karla kapli yuksek daglari, kirmizi,mavi ve yesil renklerin hakim oldugu kayalari izleyerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Likir'e vardigimizda gunes batmak uzereydi. Bu 20 haneli koyde evini turistlere acmis bir ailenin yaninda kaldik. Nefis kahvalti,ogle ve aksam yemegi, gun boyu cay ve karli daglara bakan odamiz icin kisi basi 5 YTL odedik. Bu buyuk aile cocuklarla doluydu en buyukleri 10 yasindaki Padima guzel ingilizce konustugu icin anlasmak hic de zor olmadi. Koyden yaklasik bir saatlik hos bir yuruyusten sonra 18 metrelik altin kaplama buda heykelinin bulundugu Likir Gompa'yi ziyaret ettik. Burada budist rahipleriyle bir sure konustuktan sonra tekrar koye geri donduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gun yol bizi buyuk bir vadinin tepesine kurulmus Lamayuru koyune getirdi. Buradaki Gompa Indus vadisinin en eski ve onemlilerinden biri. abah 6.30da ilk gun isiklariyla manastirda yapilan Puja torenini izledik. Puja toreni rahiplerin yaptigi muzik esliginde dualar mirildanarak yapilan Buda'ya sunum toreni. Manastir'in sadece tavandan yansiyan gun isigiyla aydinlanan kucuk bir odasindaki toren gercekten etkileyiciydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lamayuru'dan doguya ilerledikce Gompalarin yerini camiler almaya basladi.Kasmir bolgesine girmeden dogal guzellikleriyle unlu fakat turizmin cok az oldugu Suru vadisine gitmeye karar verdik. Kucuk koylerden gecerek ilk gece karli daglara bakan bir nehir kenarinda kamp atesi yakip cadirimizda peynir ekmek yedik ( yiyecek bulmak cok zordu). Havanin olagan ustu guzelliginden faydalanarak Suru vadisinin guneyine dogru ilerlemeye karar verdik ertesi gun. Yollar karsilastigimiz en kotu yollardi. Ortalama hizimiz 20km/saati asmadigi icin 60 km uzakliktaki Penzi La gecidine varmamiz tum gunumuzu aldi. Bir Dahab bulup ac kurtlar gibi yemege saldirdiktan sonra bolgenin en buyuk buzulu Durung Durung'a bakan kucuk bir golun kenarinda cadirimizi kurduk ruzgardan korunakli bir tepe onune. Ikimizden ve cevremizi sarik merakli koyluler gibi bakip birbirleriyle fisildasan kedi buyuklugunde Dagsicanlarindan baska hickimse yoktu. Dagsicanlari sisko ve cok tatli yaratiklar, oldukca yagli olduklari icin soguga karsi cok dayaniklilar. O gece gercekten cok soguktu ve sabah uyandigimizda cadirimizi kalin bir buz tabakasi kaplamisti. Bunca yoldan,soguktan ve acliktan sonra artik dinlenip,gonlumuzce yemek yiyip yayilmak istegimiz artmisti. Harika seyler gorup, dogayla butunlesmistik ama sicak bir dus alip tum kiyafetlerimizi yikama zamani gelmisti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O gun Kasmir vadisinin incisi Srinagar'daki Dal golunde bir gemi evde konaklamak uzere Suru vadisinden ayrilip Zoji La gecidini gecip yemyesil,cennet Kasmir vadisinde yolumuza devam ettik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalbimizin bir parcasi Ladakh'da kaldi. Insanlarinin guleryuzlulugu,huzuru, vadilerinin dogal guzellikleri unutulmasi mumkun olmayan seyler gercekten.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1591371434234024697-362538958062022955?l=bizimdiyarlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/feeds/362538958062022955/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1591371434234024697&amp;postID=362538958062022955' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/362538958062022955'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/362538958062022955'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/2007/09/ladakh-himalayalarin-tum-hasmeti.html' title='LADAKH - HIMALAYALARIN TUM HASMETI'/><author><name>Tom &amp;amp; Ebru</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03213559914827990304</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/RvZtVXUnnlI/AAAAAAAAAGg/s0iGClm_Pl8/s72-c/ladakh.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1591371434234024697.post-3635842531528879442</id><published>2007-09-07T06:36:00.001-07:00</published><updated>2007-12-25T20:24:52.739-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hindistan'/><title type='text'>HIMACHAL PRADESH</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/RvZuKXUnnmI/AAAAAAAAAGo/qCaPyUxry1g/s1600-h/himachal.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5113395551264022114" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/RvZuKXUnnmI/AAAAAAAAAGo/qCaPyUxry1g/s400/himachal.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Amritsar'dan ayrilip Himalayalarin yukselmeye basladigi bolgeye dogru yola ciktik. O gun amacimiz,Cin zulumun'den kacip Dalai Lama onderliginde Hindistan'a gelmis olan Tibetlilerin yasadigi Mc Leod Ganj yayla koyune varmakti. Yolumuza devam ettikce muson yagmuru artti ve Pathankot'a vardigimizda yolumuzun uzerinden gecen koptunun muson nedeniyle coktugunu ve kucuk koylerden gecerek farkli ve uzun bir yol takip etmemiz gerektigini ogrendik. Motorla gezen iki hintlinin yardimiyla sel olmus patikalardan gecerek anayola vardik. O gece yol ustundeki bir otelde konakladiktan sonra ikinci gun devam eden sagnak yagmura ragmen giderek yeseren,guzellesen kivrimli dag yollarindan gecerek Mc Leod Ganj'a vardik. Sehrin hemen girisindeki Om Oteline yerlestik. Bu otel muhtesem vadi manzarasini goren odalari, aksam yemegini yerken gunesin batisini keyifle izleyebileceginiz genis terasi ile harika bir yer, ustelik oda icin iki kisi sadece 5 euro odeyerek bu lukse sahip oluyor insan.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Himachal Pradesh bolgesinin cehresi Hindistan'in diger bolgelerine gore cok farkli. Taj Mahal'in bulundugu Rajastan bolgesi, Ganj nehrinin gectigi kutsal Varanasi kenti kulturel acidan cok zengin olmalarinin yani sira inanilmaz kalabalik yerler. Daglara ciktikca nufus azaliyor ve Budizmin etkisiyle de daha da huzurlu oluyor. Himachal'i gozunuzde canlandirmak icin, Dogu Karadeniz'in cay bahcelerine,toroslarin camlarini ,Amazonun yagmur ormanlarini ,egzotik palmiye ve muz agaclarini ekleyin. Burada sokak kopeklerinin yerine,elektik direklerinde tarzancilik oynayan, cocuklarini sirtlarinda tasiyan ve dikkat etmezseniz elinizdeki muzu asiran maymunlarla dolu.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Mc Leod Ganj'da Tibet kulturunu daha yakindan tanima,Budizm'i daha yakindan anlama firsatini bulduk. Buradaki muzede Cin'in 1949'daki isgalinden sonra Daila Lama ve takipcilerinin nasil Himalayalari asip,soguk ve acliga ragmen Hindistan'a sigindiklarini. Lhasa'da kalan Tibetlilerin nasil zulum gorduklerini ve Cin devletinin Budist tapinaklarini nasil bir bir yok ettigini gorduk. Bu savasmayi bilmeyen ve hep dostluktan yana olan halkin nasil aci cektigini gordukce insan goz yaslarini tutamiyor. Elleri ve ayaklari, himalayalardan gecerken dondugu icin kesilmis bircok yasli insan var burada. Dunyanin bircok yerinden gelen insanlar, hindistan'in tanidigi Tibet hukumetinde gonullu olarak calisiyor. Biz de buradaki budist tapinaginda birkac rahibe ingilizce odevlerinde yardimci olarak bir nebze de olsa katkida bulunabildik.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Mcleod Ganj, Himalayalarin en cok yagmur alan yerlerinden biri olmasina ragmen,ilk gun disinda hava oldukca gunesli ve sicakti. Biz de bunu firsat bilerek gunluk yuruyusler yapip cevre koylere,yesil ormanlara ve gurul gurul akan selalelere attik kendimizi. Buranin huzuru bircok kisice hissedilmis olacak ki, Avustralya'dan, Amerika'dan gelip buralara yerlesen bircok batiliyla karsilastik. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bir sonraki duragimiz diger kucuk dag koyu Vashnist'di. Burasi hippiler tarafindan oldukca tutulan ve kucuk tapinagindan cikan sicak kaynar suyuyla unlu cok sirin bir koy. Yine odasindaki buyuk verandasi vadiye bakan otelimize yerlesip, Leh'e giden uzun ve macerali yolculugumuza baslamadan once gonlumuzce dinlendik, tapinagin hamaminda keyif yaptik ve son hazirliklarimizi tamamladik. Burasi Leh'e giden veya Leh'den gelen gezginlerle dolu oldugu icin bol bol bilgi alisverisinde bulunduk. Burada tanistigimiz insanlar arasinda en dikkat cekici olanlari,yan odayi paylasan Israilli aileydi. 4,9 ve 12 yaslarindaki cocuklariyla Hindistan'i bir sene boyunca gezen bu cifte sorduk zor olmuyor mu diye uc cocukla gezmek. Gordugumuz kadariyla cocuklar hayatlarindan memnun ve cok huzurlulardi ve ciftin soyledigine gore anne babalariyla 24 saat beraber olmaktan cok da mutlulardi. Dillerini ve kulturlerini bilmedikleri cocuklarla beraber oynayip, farkli ulkelerden gelen insanlarla iletisim kurmayi ogreniyorlarmis. Yine de bizce cesaret isteyen bir is.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;26 agustos gunu bir sonraki etabimiz Ladakh'a gitmek icin yola koyulduk.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1591371434234024697-3635842531528879442?l=bizimdiyarlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/feeds/3635842531528879442/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1591371434234024697&amp;postID=3635842531528879442' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/3635842531528879442'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/3635842531528879442'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/2007/09/himachal-pradesh.html' title='HIMACHAL PRADESH'/><author><name>Tom &amp;amp; Ebru</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03213559914827990304</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/RvZuKXUnnmI/AAAAAAAAAGo/qCaPyUxry1g/s72-c/himachal.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1591371434234024697.post-345678637531598650</id><published>2007-09-02T02:58:00.000-07:00</published><updated>2007-12-25T20:25:46.792-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hindistan'/><title type='text'>AMRITSAR - SIKHLERIN KUTSAL KENTI</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/RtqaeuM2l7I/AAAAAAAAAGI/vvf9PhJN0VY/s1600-h/DSC03809.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5105562980166571954" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/RtqaeuM2l7I/AAAAAAAAAGI/vvf9PhJN0VY/s200/DSC03809.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Pakistan sinir kapisi Wagah'da islemlerimizi yaptirip yavas da olsa Hindistan tarafina gectik. Burada dikkatimizi ceken her iki taraftaki genis tribunlerdi. Burada her gun futbol maci mi oynaniyor diye sorabilir bilmeyen biri ama gercek her gun sinir kapisi kapatma zamani gelip,bayraklar indirildiginde bu tribunlerin Pakistanli ve Hintli seyircilerle dolup tastigi, bu torenin hergun bir govde gosterisine donustuguydu. O gunku gosteriyi gorebilmek icin uzun zaman beklememiz gerektigi icin yarim saat mesafedeki Amritsar'a gidip daha sonraki gun geri donmeye karar verdik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Komik olan diger bir goruntu ise Pakistan'dan gelen kamyonlarin sinirdan bir iki metre once durdurulup tasidiklarin mallarin Hindistan kapisinin ilerisindeki kamyona sirf bu is icin gorevli isciler tarafindan tasinmasiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hindistan tarafindaki islemlerimiz bizden baska siniri gecen kimse olmamasina ragmen cok yavas surdu. Bu arada Lahore'dan bizden once ayrilan Hollandali arkadaslarimizin kamyonetini gorduk gumruk cikisinda. Plakasi sokulmus yanliz basina,oyle boynu bukuk birakilmisti. Gumruk mudurune sorduk neden Hindistan'a girisine izin verilmedigini. O da bize karneleri olmadigini, para teklif etmelerine ragmen kurallari uyguladiklarini ve araci alikoyduklarini soyledi. Uzulduk onlarin adina cunku kamyonetlerini bir hayir kurumuna bagislamak istiyorlardi Yeni Delhi'de. Tabi ki Hindistan'da direksiyonu sag'da olan bir arabayi bagis olarak bile kabul etmediklerini hesaba katmamislardi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amritsar'a dogru yola koyulduk. Hindistan'da oldugumuzu yollarda serbestce gezen ineklerden, kucuklu buyuklu tapinaklardan ve rengarenk giyimli bayanlardan anliyorduk. Yanliz buranin inekleri bizimkiler gibi bos bos bakmiyorlar, yillardir saygi gorup kutsal sayildiklarindanmidir nedir , insan gibi yuruyor,bilgic bilgic suzuyorlardi cevreyi. Tekrar burada olmak bize buyuk bir memnuniyet veriyordu. Asfalt yollarda ilerlerken birden hava serinledi, soguk bir ruzgar esmeye basladi. Biz ne oluyor derken muson yagmuru bastiriverdi. Aylardir suren kurak ve sicak havadan sonra oldukca sevindirmisti bu ferahlik bizi fakat yagmurun siddeti arttikca devam edemeyecegimizi anlayarak yolun kenarindaki bir dukkan'a sigindik. hemen bize cay ikram ettiler ve biz de bundan istifade ederek Pencab bolgesinin sikh halkiyla ilk kez konusma firsati bulduk. Baslari renkli turbanlarla sarili Sikh erkekleri inanislarina gore saclarini hic kesmiyorlar ve yanlarinda surekli tarak tasiyorlar. Orada bulunan erkeklerden birinin sacinin oldukca kisa oldugunu gorup merakla sordum; "Siz Sikh degil misiniz?". Yanindaki arkadasi gulerek yanit verdi " O modayi takip edenlerden". Yagmur durdugunda tekrar devam ediyoruz ve kisa bir surede Amritsar'a varip otelimize yerlesiyoruz. Bahcede aylar sonra ictigimiz ilk biramizi zevkle yudumlayip bisiklet taksimizle Amritsar'i tum dunya Sikhleri icin kutsal bir ibadet yeri yapan Altin tapinaga gidiyoruz. Giriste ayakkabilarimizi cikariyoruz ve Tom'a hemen bir esarp uzatiyorlar. Sadece bayanlar degil erkekler de baslarini kapatmak zorunda. Tapinaga girdigimizde buranin kutsal biryer oldugunu iliklerimize kadar hissediyoruz. Insanin icini huzur doluyor ritmik ilahileri duyunca. Dort futbol sahasi buyuklugundeki beyaz mermerle kapli alanin ortasinda genis bir havuz ve altin kapli gece isiginda paril paril parlayan tapinagi goruyoruz. Gruplar halinde insanlar tapinagin cevresinde yuruyorlar sarkilar soyleyip. Biz de insanlarin arasina karisip bu huzurlu ortamin tadini cikariyoruz. Bircok kisi ziyarete geldigi bu tapinakta geceliyorlar. Havuz kenarinda otururken bircok genc kiz,erkek yanimiza geliyor ve saatlerce sohbet ediyoruz. Cok acik goruslu ve samimi insanlar.Amritsar'da kaldigimiz surece birkac kere daha gidiyoruz bu tapinaga.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabi ki herkesce bilinen bayrak indirme torenini gormek icin saat 18.00de sinirda olacak sekilde yola cikiyoruz. Vardigimizda gordugumuz manzara karsisinda agzimiz acik kaliyor. Biz birkac seyirci disinda kimse olmaz derken tribunlere yigilmis yuzlerce Hintli bir o kadar da Pakistanli goruyoruz. Neyse ki Turistler icin ozel bir tribun ayrildigi icin rahatlikla yerimize yerlesip bu govde gosterisi toreni buyuk bir heyecanla izliyoruz. Taraftarlar karsilikli bayrak salliyor, marslar soyluyorlar. Her iki ulkenin askerleri farkli uniformalarda ritmik yuruyusler ve komutlarla kapilari kapatip ,bayragi indiriyorlar en sonunda da dostca selamlasip toreni sonlandiriyorlar. Yaklasik 45 dakika suruyor tum gosteri. Acaba diyorum Yunanistan Turkiye sinirinda neden boyle bir toren yok...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1591371434234024697-345678637531598650?l=bizimdiyarlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/feeds/345678637531598650/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1591371434234024697&amp;postID=345678637531598650' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/345678637531598650'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/345678637531598650'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/2007/09/amritsar-sikhlerin-kutsal-kenti.html' title='AMRITSAR - SIKHLERIN KUTSAL KENTI'/><author><name>Tom &amp;amp; Ebru</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03213559914827990304</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/RtqaeuM2l7I/AAAAAAAAAGI/vvf9PhJN0VY/s72-c/DSC03809.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1591371434234024697.post-8354846919141921446</id><published>2007-08-26T09:06:00.000-07:00</published><updated>2007-09-01T07:09:27.778-07:00</updated><title type='text'>HINDISTAN - BILGE INEKLER, LEZIZ BAHARATLAR VE KUTSAL MABETLER DIYARI</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/Rtlws-M2l6I/AAAAAAAAAGA/cCbz74pHQoE/s1600-h/1148728342_1c865bb087_m.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5105235570514630562" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/Rtlws-M2l6I/AAAAAAAAAGA/cCbz74pHQoE/s400/1148728342_1c865bb087_m.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hindistan'a bu ilk gelisimiz degil. Iki sene once kisa bir sureligine gezme imkani bulmustuk bu gizemli ulkeyi. 3 haftalik gezimizi planlarken bazi arkadaslarimiz bize Hindistan'a gidip gordukleri pislige,yoksulluga,farkliliga dayanamayip iki gun sonra eve geri donduklerini soylemislerdi. Biraz tereddutle gelmis olsak da Rajastan'da baslayip Varanasi'ye uzanan ve guneydeki Kerala bolgesinde son bulan ilk tecrubemiz bize yeni kapilar acmis, bu tadina doyamadigimiz guzellikleri yeniden gorme istegi uyandirmisti bizde. Belcika'ya donmek icin ucaga bindigimizde geri donecegimizi biliyorduk. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hindistan'in tam anlamiyla tadini cikarabilmek icin oncelikle bazi onyargilardan kurtulup, buradaki yasami oldugu gibi kabul etmek gerekiyor. Bu bakis acisi her ulke icin gecerli ama gelenekleri ve yemek kulturuyle bize gore cok farkli olan Hindistan'da daha buyuk bir onem tasiyor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hindistan Turkiye'nin 4 kati buyuklugunde bir ulke. Her bolgesinde etnik olarak farkli insanlar,diller ve kulturler yasiyor. Colden,tropik yagmur ormanlarina,dunyanin en yuksek daglarindan, kutsal Ganj nehrine kadar herseyi bulabileceginiz bir cografik yapisi var. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;15 Agustos 1947'de Mahatma Gandhi onderliginde Ingiliz somurgeliginden kurtulup ozgurlugune kavusan Hindistan, hemen ardindan muslumanlarin kendi ulkelerini kurma istegi uzerine parcalanarak Pakistan'dan ayrilmis . Bu yillardan kalan Kasmir bolgesi anlasmazligi hala devam etmekte. Kasmir'in tamami musluman oldugu icin Pakistan bu bolgeyi kendine ait gormesine ragmen suanda Azad-i Kasmir ( Kurtarilmis Kasmir) disindaki tum bolum Hindistan'a ait.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hindistan'da resmi dillerinden biri Hintce fakat farkli bolgelerde farkli yoresel diller konusuldugu icin Ingiliz yonetiminden bunca yil gecmis olmasina ragmen Burokratik dil hala Ingilizce ve okullarda ilk dil olarak ogretiliyor. Bunun avantajini en kucuk koye gitseniz dahi herkesle iletisim kurabilme kolayligina erisince anliyorsunuz. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Halk'in %82si Hindu ve geri kalan pay sikhler, muslumanlar,budistler ve hiristiyanlar arasinda bolusulmektedir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hindistan'in gelismesini frenleyen en buyuk nedenlerden bir tanesi Hinduizmin getirdigi kast sistemi. Inanisa gore bir insan hayatinda yaptigi iyilik veya kotuluklere gore bir dahaki yasaminda daha yuksek veya alcak bir kast'a gecerek reenkarne oluyor. Her aile bir sinifa dahil ve birey ne kadar caba sarfetse de konumunu degistiremiyor. Bu sistem suanda yazili yasada var olmasa da toplumda hala yasiyor.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Iste kast felsefesini benimsemek istemeyen ve hinduizmin eksiklerini gormus olan Guru Namak, 15. yuzyilda Islamiyetin ve Hinduizmin olumlu yanlarini birlestirmis,boylece Sikhizm dogmus. Bu dini ilk duragimiz olan Pencab bolgesinin Amritsar kentinde daha iyi taniyacagiz.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1591371434234024697-8354846919141921446?l=bizimdiyarlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/feeds/8354846919141921446/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1591371434234024697&amp;postID=8354846919141921446' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/8354846919141921446'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/8354846919141921446'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/2007/08/hindistan-bilge-inekler-leziz.html' title='HINDISTAN - BILGE INEKLER, LEZIZ BAHARATLAR VE KUTSAL MABETLER DIYARI'/><author><name>Tom &amp;amp; Ebru</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03213559914827990304</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/Rtlws-M2l6I/AAAAAAAAAGA/cCbz74pHQoE/s72-c/1148728342_1c865bb087_m.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1591371434234024697.post-6974905180152312155</id><published>2007-08-25T02:04:00.000-07:00</published><updated>2007-08-26T09:01:44.544-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='PAKISTAN'/><title type='text'>ESARET DIYARI PAKISTAN</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/RtGjJOM2l3I/AAAAAAAAAFo/GaIqbGj7atk/s1600-h/pakistan[1].JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5103039231613638514" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/RtGjJOM2l3I/AAAAAAAAAFo/GaIqbGj7atk/s400/pakistan%5B1%5D.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sinir kapisini karayollariyla gecmek sanki bir zaman tunelinden gecmek gibiydi. 100 metre ilerliyorsunuz tum dunya degisiyor. Iran'dan Pakistan'a gectigimizde saatlerimizi 1.5 saat ileriye almamiza ragmen sanki 100 yil geriye gitmistik.Tozlu Taftan sinir kasabasindaki yikik dokuk pasaport kontrol binasinda buyuk bir kalabalik vardi. Karachi'ye giden otobusun yolculari islem yaptirdigi icin bu uzun kuyruga girdigimde tek yabanci oldugum icin beni hemen one aldilar. Islemleri halledip gumruge gittik. Gecis karnemiz oldugundan islemlerimiz hemen halledildi fakat yol arkadaslarimizin dokumanlari yeterli olmadigindan saat 16'ya kadar gumruk binasinda bekledik. Islemler cok uzun ve yavas suruyordu ve onumuzde saatler surecek bir yolculuk vardi. Sonucta Pakistanli gumruk muduru kamyonetlerinde onlarla Quetta'ya kadar gelecek bir gorevli ayarladi ve yola ciktik.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Daha gumruk binasindan cikar cikmaz buyuk bir traktor ustumuze gelmeye basladi, adama bagirip cagirirken asil hatali olanin biz oldugunu farkettik. Binlerce kere unutmamiz gerektigini tekrarlamamiza ragmen, Pakistan'da trafigin soldan ilerledigi aklimizdan cikmisti.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Taftan'dan Pakistan'in herhangi bir sehrine gitmek icin bu colun icinden gecen ve Quetta'ya giden 650 kilometrelik dumduz yolu katetmek gerekiyor. Bu bolgede Pakistan'in nufusunun ancak %1'i yasiyor yani cok issiz. Balochilerin yaninda bircok kabileden gocmen insan da bu topraklarda hayatlarini surduruyorlar.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu b&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-: EN-USfont-family:'Times New Roman';" &gt;ü&lt;/span&gt;y&lt;span style="FONT-FAMILY: 'Times New Roman'; mso-fareast-language: EN-US; mso-bidi-language: AR-SA; mso-fareast-: EN-USfont-family:'Times New Roman';" &gt;ü&lt;/span&gt;k kismi cökmüs yolda oldukca zor bir sekilde ilerlerken ustune ustluk bir de kum firtinasi basladi. Neyseki kasklarimizi tamamen kapattigimizda bu kum bulutundan etkilenmeden devam edebildik. Bir ara yolun ortasinda bir kamyon kumlara saplandigi icin durmak zorunda kaldik. Kureklerle kumu temizlemeye yardimci olup, kamyon ilerleyince yola koyulduk.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sadece sari col renginin hakim oldugu bu yola canlilik getiren Pakistan'a ozgu ve herbiri farkli desenlerle,zillerle,ruzgar gulleri ve aynalarla suslenmis kamyonlardi.Sahibinin zevkini yansitiyordu bu ahsap kapili araclar. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu arada her polis bolge girisinde durup tum pasaport bilgilerimizi verdikten sonra bizi cipleriyle takip eden kalasnikoflu komadolar tarafindan diger bolgeye kadar eslik ediliyorduk. Su icmek icin bile durmamiz polisleri oldukca huzursuz ediyordu. Sonucta Afganistan siniri boyunca ilerledigimiz icin herhangi bir Taliban saldirisindan korkuluyordu.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Pakistan'in suanda icinde bulundugu durum pek de ic acici degil, belki bunu daha iyi anlayabilmek icin biraz tarihini kurcalamak gerekiyor. Afganistan Sovyetler birligi tarafindan kusatildiginda ( 1978) , o sirada SSCB ile soguk savasta olan ABD'nin maddi destegiyle Pakistan Sovyetlere karsi savasacak militan yetistirmeye baslamis. Kabul'e gonderilen bu savascilar gorevlerini yapip Afganistan'i isgalen kurtardiktan sonra bir kismi Kasmir bolgesini ele gecirmek uzere Pakistan'a geri donmus, iclerinden farkli dusunenler ise Talibani olusturup Afganistan'da zoraki olarak yonetimi ele gecirmis. Giderek buyuyen bu terorist grubu yok etmek icin yillar sonra ABD ve Pakistan tekrar anlasarak birlikte mucadeleye baslamis. Traji komik olan durum, bir zamanlar Amerika'nin maddi destegiyle yetisen Talibanin tekrar ayni kaynakla yokedilmeye calisilmasi. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hava kararmisti 300 km'yi geride birakip aksam konaklayacagimiz Dalbandin'e vardigimizda. Bu kucuk koy, Afganistan sinirina sadece 22 km uzakta oldugu icin geceyi polis karakolunda gecirmemiz gerektigini soyledi eskortumuz. Iki katli ve ortasinda buyuk bir avlu olan binanin damina yerlestik uyku tulumu ve matlarimizla. Cok actik ve ertesi gunun cok yorucu olacagini bildigimizden polislerle anlasip ciplerinin arkasina yerlesip bir lokantaya gittik. Biz lezzetli yemeklerimizi yemekle mesgulken eskortlarimiz bizi lokantanin kapisinda beklediler. Bu durumun sadece Quetta'ya kadar surecegini dusunuyorduk ama daha sonra yanildigimizi anladik.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ertesi sabah gunesin dogusuyla uyandik, ve koyun cikisindaki bir cayhanede sutlu caylarimizi ictikten sonra yine eskortla dustuk yola. Ikinci kisim cok daha zordu, bazi yerlerde yol tasli bazi yerlerde kumlu bazi yerlerde tamamen yok olmustu. Bu sekilde yemek bile yemege durmadan devam ettik. Normalde diyet icecekler disinda baska birsey icmeyen Tom ve ben, enerji ihtiyacimizi karsilamak icin bol sekerli gazoz ve kolalarla ayakta durabiliyorduk. Aksam ustu Quetta'ya vardik ve hemen otelimize yerlestik. O aksam otelin bahcesinde delicesine yedik ictik ve erkenden uykuya daldik.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Quetta, Balochistan'in baskenti ve halki genelde kabile bolgesinden goc etmis ,herbiri ayri renk ve gorunuste insanlarla dolu. Ayrica Afgan multecilerinin de cogu burada yasiyor. Bu sehirde iki gun kalip Multan'a dogru yola cikma plani yaptik. Amacimiz mumkun oldugunca cabuk Lahore'a varmakti. Haritada baktigimizda sadece 300 km yol olgunu gorduk ve rahatlikla bir gunde katedecegimizi dusunduk. Bize eskortluk eden gorevli kisa yolun guvenlik nedeniyle turistlere kapatildigini,polisin bu yola bizi sokmayacagini onun yerine guneydeki Sukkur sehrinden gecen 850 kmlik otoyolu tercih etmek durumunda oldugumuzu soyledi. Bu duruma cok sinirlendik ama yapacak birsey yoktu.Sonucta uc gunde aksamlari buyuk sehirlerde duraklayarak Lahore'a vardik.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hava cok sicak ve nemli oldugundan, yorgunlugumuzu atabilmek icin klimali Luks bir otelde kalmaya karar verdik Lahore'da. Bu sehir cok guvenliydi ama buraya varana kadar surekli polis kontrolunde ilerledik 1450 kmyi. Bu durumda,Pakistan'da daha fazla kalip cok istedigimiz Karakoram bolgesine gitmek mumkun degildi. Biz de Lahore'da 3 gun kalip, bu guzel sehri kesfettikten sonra 30 km ilerdeki Hindistan sinirindan Amritsar'a gecmeye karar verdik. Lahore'da internet Cafe'de Belcika haberlerini okurken Iran'in guney dogusundaki Bam-Zahedan yolunda Belcikali bir kari-kocanin bolgedeki uyusturucu mafyasi tarafindan kacirildigini ogrendik.Tuylerimiz diken diken oldu bu ciftin bizim beraber gezmeyi planladigimiz Stefaan ve Carla oldugunu anlayinca. Cok sansliydik bir an once o bolgeyi Hollandali arkadaslarimizla gecmis olmakla. Once kacirilan ciftin biz oldugumuzu zanneden Iranli ve Belcikali arkadaslarimiz tarafindan mail yagmuruna tutulsak da kisa bir sure sonra olayin bizimle alakasi olmadigi anlasildi herkes tarafindan. Carla bir hafta sonra serbest birakildi fakat Stefaan hala rehin tutuluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Pakistan tecrubemiz 10 gun gibi kisa bir surede ve sadece polislerle iletisim halinde sonlandi. Cok sey ogrendik bu kisa zamanda ve bu ulkeye baris geldiginde birgun tekrar ziyaret etmeye karar verdik.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1591371434234024697-6974905180152312155?l=bizimdiyarlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/feeds/6974905180152312155/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1591371434234024697&amp;postID=6974905180152312155' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/6974905180152312155'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/6974905180152312155'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/2007/08/esaret-diyari-pakistan.html' title='ESARET DIYARI PAKISTAN'/><author><name>Tom &amp;amp; Ebru</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03213559914827990304</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/RtGjJOM2l3I/AAAAAAAAAFo/GaIqbGj7atk/s72-c/pakistan%5B1%5D.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1591371434234024697.post-5301506083585217828</id><published>2007-08-25T01:49:00.000-07:00</published><updated>2007-08-25T02:00:30.196-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='IRAN'/><title type='text'>IRAN'DAKI SON GUNUMUZ VE KISA KISA IRAN</title><content type='html'>Sabah erken kalkip, Zahedan sehri uzerinden Pakistan'in sinir kasabasi Taftan'a gitmek icin yola ciktik. Onumuzdeki 3 gunun zorlu olacagini biliyorduk. Kavurucu sicakta, balochistan bolgesini saran collerden gecerek gunde ortalama 400 km yol katetmek zorundaydik.&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Balochistan bolgesi Iran'in guney dogusu,Pakistan'in batisi ve Afganistanin guney kismini kapsiyor. Balochiler arap kokenli ve ozgurluklerini kazanarak yeni bir devlet kurma savasi veriyorlar. Bu bolge suanda en kanunsuz bolgeler arasinda sayiliyor.&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Tum gun neredeyse hic mola vermeden ogleden sonra Iran sinir kapisi Mirjaneh'e vardik. Yorgunduk,actik ve biran once Taftan'daki misafirhabeye varmak istiyorduk. Tabi hesaplamadigimiz sey iki ulke arasindaki 1.5 saatlik zaman farkiydi. Iran pasaport kontrolunden gectikten sonra oradaki Azeri gorevli bize Pakistan kapisinin yarim saat once kapandigini ve ertesi gunu beklememiz gerektigini soyledi. Besimiz Iran ve Pakistan arasinda kapali kalmistik. Bu tip durumlar icin yapilmis bir misafirhane vardi neyseki. Yanimizdaki Iran Riallerini birlestirip SIkI bir pazarliktan sonra kisi basi 5 YTLye yatak,yemek, bir sise su ve cay icin hotelin sahibiyle anlastik. Bir ay icinde ogrendigim Farsca bayagi ise yaramisti.O gece yemegimizi yerken bizi bekleyen Quetta yolu hakkinda bol bol fikir yurutup sonra da erkenden yattik. &lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;Sabah kalktigimizda Iran'daki bu son gunumuzde geriye bakip biraz dusunduk. Iran bizim icin sadece sinirlari belli olan buyuk bir soru isaretiydi. Bir ay boyunca kendimizce cizmistik yollarini her sehir,her bolge bir renk ,bir koku, bir tat kazanmisti kalbimizde. Iran o kara goruntusunden siyrilip, modern, gorulmesi gereken ve insanlariyla misafirperver bir ulke olmustu gozumuzde. &lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt; &lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="font-weight: bold; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KISA KISA IRAN&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;- Iran Turk vatandaslarina vize uygulamadan 3 ay kalma hakki taniyor.Konaklama ve yeme-icme Turkiye normlarina gore oldukca ucuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;- En cok kafa karistiran konu para birimi. Iran'in resmi para birimi Riyal ve tum baknotlar riyal cinsinden fakat halk arasinda genellikle Tomen ve Humeyni birimleri kullaniliyor. 1 Humeyni = 1000 Tomen = 10000 Riyal. Mesela bir sise su aldiginizda satici sizden 250 tomen istiyor ve siz 2500 riyal veriyorsunuz. Ilk baslarda rahatsiz edici bu duruma daha sonra alisip siz de ayni dili konusmaya basliyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;- Iran yuzyillar boyunca bircok imparatorluk tarafindan yonetilmis. 1921 yilinda ,Iran'da ingilizlerin tesviki ile Pavlavi donemi baslamis.Sah'in bati hayranliginin etkisiyle,Iran buyuk bir modernlesme surecine girmis. Bu surec dindar ve  tutucu kesime oldukca agir ve hizli geldiginden, o sirada kutsal kent Qom'da yasayan Ayetullah Humeyni'yi destekleyenlerin sayisi gun gectikce artmis. Sah'in Amerikan askerlerine dokunulmazlik verdigi anlasmayi imzalamasi son damla olmus ve Saha karsi ayaklandirma baslatan Humeyni sinir disi edilmis.Bu durumda Humeyni once Turkiye'ye sonra da Fransa'ya siginmis. Ileriki zamanlarda,Sah'in aldigi yanlis kararlar ulus capinda buyuk tepkilere neden olmus ve bu duruma daha fazla dayanamayan Sah 1979'da Iran'i terk etmis. Ayni yil ulkeye geri donen Humeyni, dis etkilerden arinmis ve din yolunda ilerleyen dunyanin ilk Sii islam devletini kurmus.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Islam devriminden 27 yil sonra,bugune baktigimizda genc nesilin yasaklardan usanmis, devletin din islerine yogunlasip halkina iyi bir gelecek hazirlamakta ve ulusal siyasette saygin bir yer almakta geri kalmis oldugunu goruyoruz. Bu durum bize Laikligin onemini ve Turkiye'nin Iran olmamasi icin ne kadar kararli olup, direnmemiz gerektigini bir kez daha hatirlatiyor.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1591371434234024697-5301506083585217828?l=bizimdiyarlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/feeds/5301506083585217828/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1591371434234024697&amp;postID=5301506083585217828' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/5301506083585217828'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/5301506083585217828'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/2007/08/kisa-kisa-iran.html' title='IRAN&apos;DAKI SON GUNUMUZ VE KISA KISA IRAN'/><author><name>Tom &amp;amp; Ebru</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03213559914827990304</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1591371434234024697.post-1280786507195392798</id><published>2007-08-17T02:47:00.001-07:00</published><updated>2007-08-25T02:01:52.741-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='IRAN'/><title type='text'>IRAN ROTAMIZ</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/RsVwE-M2l2I/AAAAAAAAAFg/jEmSQLwTkNg/s1600-h/iiran2.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5099605383785650018" style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center;" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/RsVwE-M2l2I/AAAAAAAAAFg/jEmSQLwTkNg/s400/iiran2.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;3 hafta suren Iran gezimiz, Azerbeycan,Tahran, Isfahan, Yazd,Kerman ve Balochistan bolgelerini kapsadi.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1591371434234024697-1280786507195392798?l=bizimdiyarlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/feeds/1280786507195392798/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1591371434234024697&amp;postID=1280786507195392798' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/1280786507195392798'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/1280786507195392798'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/2007/08/iran-rotamiz.html' title='IRAN ROTAMIZ'/><author><name>Tom &amp;amp; Ebru</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03213559914827990304</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/RsVwE-M2l2I/AAAAAAAAAFg/jEmSQLwTkNg/s72-c/iiran2.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1591371434234024697.post-5965558753972354379</id><published>2007-08-13T01:59:00.000-07:00</published><updated>2007-12-25T20:25:14.693-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='IRAN'/><title type='text'>IRAN- BOLUM 3</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/RsVqDuM2l0I/AAAAAAAAAFQ/5zRJy6-7QjU/s1600-h/naghshe-jahan-2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5099598765241046850" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/RsVqDuM2l0I/AAAAAAAAAFQ/5zRJy6-7QjU/s400/naghshe-jahan-2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/RsVm4-M2lzI/AAAAAAAAAFI/tMlAchLRDzM/s1600-h/naghshe-jahan-2.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Turkiye icin Istanbul neyse,Iran icin de Isfahan o.Adini bu kadar duymus olmamizin sebebini sehri gezince daha iyi anladik. Iran'a girdigimizden beri hic bu kadar yabanci turisti birarada gormemistik.Inanilmaz modern,temiz ve guzel bir sehir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;Sehir Safavi doneminde baskent oldugu icin, o zamanda yapilmis muhtesem saray ve camilerle bezenmis.Gorulmesi gereken yerlerin basinda Imam ( Naksh-i Cihan) meydani geliyor. Bu meydan buyukluk bakimindan, dunyada Cin'deki Tiananmen meydanindan sonra ikinci sirayi aliyor. Meydani cevreleyen Imam cami, Ali Kapi sarayi, minyatur ve bakir kakmaciligi sanatinin sergilendigi kucuklu buyuklu dukkanlar, ferahlamak isteyenler icin dondurma ve palude satan kafeler ayri bir hava katiyor. Meydanin ortasindaki buyuk fiskiyeli havuz geceleri kirmizi,mor,yesil renklere burunup cocuklar icin adeta bir cennete donusuyor. Bir yandan 50-60 kisilik bir grup Imamla namaz kilarken,diger yandan gencler cay bahcesinde sohbet ediyor, aileler faytonlarla tur yapiyorlar. &lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;Isfahan'da olmazsa olmazlar arasinda Zayandeh nehrindeki tarihi koprulerden gecip, buz gibi akan suyun yanindaki cayhanelerde oturup insanlari izlemek. Basi ortulu bayanlari gormesem kendimi Paris'deki Sen nehri kiyisindaymisim gibi hissedecegim. Nehir boyunca uzanan cim alanlar Iranlilar icin ideal bir piknik alani. Yerli halkla tanismak ve konusmak icin harika bir yer.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;Isfahan'da 1 hafta kaldiktan sonra yola cikma zamani gelmisti. Bir sonraki duragimiz, Iran'in incilerinden biri olan Yazd'di. Bundan sonra Pakistan'a kadar olan rotamiz Lut ve Kavir collerinden geciyordu.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Yazd, yuksek kayalik daglarin arasina kurulmus bir vaha kenti. Onu diger sehirlerden farkli kilan, cok iyi korunmus tarihi kerpicten evleri ve labirent gibi sokaklari. Havanin yazin cok sicak olmasi ve su ihtiyaci ,insanlari cok degisik yontemler bulmaya itmis.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Bunlardan biri, sehire su tasimak icin olusturulmus "KANAT" denilen insan yapimi yeralti kanallari. Yuksek bir rakimda kesfedilen bi su kaynagini, deneyimli kanat iscileri yeraltinda kazarak actiklari yollarla kentteki su rezervuarlarina getiriyorlarmis. Oldukca tehlikeli olan bu iste cok insan hayatini kaybatmis. Isin zor kismi haftada iki defa bu kanallarin tas birikmesi ve cokmeye karsi temizlenmesiymis. Bazi kanallar evlerin bodrum katindan gecirilerek hanimlarin camasir,bulasik gibi islerini gormesi saglaniyormus. Yazd su muzesinin altindan gecen bir kanat'a baktigimizda ancak bir cocugun gecebilecegi genislikteki bosluktan bu iscilerin nasil korkmadan gectiklerine hayret ediyoruz. Gunumuzde cok pahali oldugu icin yeni kanatlar yapilmiyor fakat Yazd'in su ihtiyacinin buyuk bir bolumu daha once yapilmis kanatlardan saglaniyor.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Sicaga careyi Badgir denilen ruzgar kuleleri kurmakta bulmus halk. Yuzyillardir kullanilan bu yontem gunumuzun klima sistemlerinden cok daha saglikli. Her evin uzerinde geleneksel olarak 4 badgir bulunuyor ve bu kuleler ruzgari yakalayip ozel yapilari sayesinde hizini arttirarak evin icine veriyor. Bu kulelere tarihi sehrin her yerinde rastlamak mumkun. &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Yazd ayrica Zerdust nufusunun en yogun oldugu sehir. Burada zerdustlerin olulerini akbabalara biraktigi Sessizlik tepeleri var. Zerdustler doganin safligina inandiklari icin olulerini gommezler, bu tepelere birakirlarmis. Gunumuzde artik kullanilmayan bu yontem yerine, vefat eden bir zerdust yeraltina yapilmis beton bir kafesin icinde defnediliyor. Boylece dogaya karismasi engelleniyor. &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Yazd'da 3 gun boyunca Silk Road ( Ipek Yolu) otelinde kaldik. Bu restore edilmis tarihi konak daha sonra otele cevrilmis. Avlusu, gunun sicak zamanlarinda fiskiyeli havuzun etrafindaki genis koltuklara yayilip kitap okumak icin harika bir yer. Burada kendi yaptiklari kamyonlariyla dunyayi gezen Avusturya'li bir ciftle karsilastik. 30'lu yaslarindaki Verona ve Wolfgang'a hemen kanimiz isindi. Bizimle bire bir ayni rotayi takip ediyorlardi. Kamyonlarinin icine girdigimizde hayretle agzimiz acik kaldi. Icerisi 5 yildizli otelden farksizdi. Buyuk cift kisilik yatak,modern bir yemek masasi grubu, dus, genis bir mutfak ve sirin mi sirin Apollo adinda bir doberman kopek burayi simsicak bir apartman dairesine cevirmisti. Yollarimizin kesismesi umuduyla vedalastik.&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Bir sonraki duragimiz Kerman'da yol alirken icinde bulundugumuz colde irili ufakli bircok hortum gorduk, hatta buyuk bir tozbulutu olup cevresindeki bitkileri,kartonlarini havaya savuran bir hortumun icinden gecmek zorunda kaldik. &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Kerman'da dolasirken "Modern Sanatlar" muzesi ilisti gozumuze. Benim ilgim oldugundan oldukca degisik tasarlanmis bu muzeyi ziyaret etmeye karar verdik. Sergi salonlarindan biri cok kalabalikti. Kosede tekerlekli sandalyede oldukca zayif fakat guleryuzlu bir bey vardi. Terreddut ederek iceri girer girmez gazeteciler bize dogru yonelip fotograf cekmeye basladilar ve basi ortulu Iranli oldugu belli bir bayan bize dogru yaklasarak fransizca "hosgeldiniz"dedi ve durumu acikladi. Ogun sergisi olan sanatci, tekerlekli sandalyedeki,Iran'in en unlu ressamlarindan biri olan Huseyin Nuri'ydi. Dunya capinda tablolarini sergileyen bu sanatciyi ozel kilan tum eserlerini dudaklariyla yapiyor olmasiydi. Duvardaki tablolara baktigimizda buna inanamadik ve daha sonra bize verilen brosurden 1954 dogumlu Huseyin Nuri'nin Islam devriminden once yazdigi insan haklarini savunucu icerikleri olan tiyatro oyunundan sonra Sah tarafindan iskence gorup felc gecirdigini ogrendik.Daha fazla bilgi icin &lt;a href="http://www.nuri-art.com/"&gt;http://www.nuri-art.com/&lt;/a&gt; adresini ziyaret edebilirsiniz .&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Kerman'dan sonra eskiden heybetli kalesi ve surlarin icindeki kerpicten evleriyle unlu ,dunyanin heryerinden turistlerin akin ettigi fakat 2003 yilindaki korkunc depremle yerle bir olan Bam sehriydi. Gorulecek pek birsey kalmadigini bilsek de Pakistan'a dogru olan rotamizin uzerinde oldugu icin ziyaret etmeye karar verdik. Burada kalmamizin bir sebebi de Iran ve Pakistan'in kanunsuz bolgesi olan Balochistan'dan gecerken yanliz olmak istememizdi. Bu bolge Afganistan ve Pakistan'dan kacak olarak Iran'a sokulan icki ve uyusturucu ticareti yapan mayfalarin kol gezdigi bir yer. Avrupa'ya satilan uyusturucunun yuzde doksani bu yolla Turkiye uzerinden pazarlaniyor. Bizim gibi karayollari uzerinden kendi araciyla gecen insanlarla konvoy yapmak istiyorduk. Yazd'dayken otelin bilborduna kisa bir aciklamayla mail adresimizi birakmistik belki cevap veren olur diye. &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Bam'a girdigimizde gordugumuz goruntu karsisinda oldukca uzulduk. Deprem sanki 4 sene once degil de dun olmus gibiydi. Tum sehir adeta bir santiye alanini andiriyordu. Bir pazar yerinden gectik,burada insanlar dukkanlarini unisef konteynerlarinin icine kurmustu. Insaat halinde olmayan bir bina bile yoktu. Otelimize yerlestikten sonra Yazd'da biraktigimiz notu gorup bize mail atmis bir gezgin olabilecegi umuduyla mesajlarimizi kontrol ettigimizde Gent'li Carla ve Stefaan adli cipleriyle yola cikan Belcikali bir ciftin mektubuyla karsilastik.Bize Bam'dan Quetta'ya kadar konvoy seklinde gidebilecegimizi fakat 10 gun daha Iran'da kalmak istediklerini yaziyorlardi. Bu bizim icin cok gecti cunku biz birkac gune Quetta'da olmayi planliyorduk. Bunun uzerine Arg-e Bam ( Bam kalesi) 'i gormek ve baska yabanci turistlerle karsilasmak umuduyla kenti turlamaya basladik. Etrafta sadece insaat iscileri ve camurda oyanayan cocuklar vardi.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p align="justify"&gt;Umudumuzu yitirip kaleye girdik, gozlerimiz yasardi bu simdi tas yigini olmus tepe ustundeki kaleyi ve tarihi sehri gorunce. Bu haliyle bile hayranlik uyandiran 2000 yillik bu yer depremden once kimbilir nasil biryerdi. Isciler kamyon kamyon toprak tasiyorlardi. Buyuk bir proje baslatan birlesmis milletler, bu hisarin en az %50sini restore edebilmeyi amacliyor.&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Hisarin disindaki park yerine dondugumuzde guzel bir surprizle karsilastik. Bizim motorumuzun yaninda Hollanda plakali bir kamyonet duruyordu. Hemen ardindan iki erkek bir bayan belirdi. Kisaca tanisir tanismaz nereye dogru gittiklerini sorduk. Pakistan uzerinden Hindistan’a gittiklerini ogrenince hemen konvoy seklinde Quetta’ya birlikte gitmeyi onerdik,memnuniyetle Kabul ettiler. Uzun bir arayistan sonra yol arkadaslarimizi bulmus olmanin sevinciyle iki gun sonra yola cikmak uzere anlastik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Otele dondugumuzde resepsiyondaki bayan bize o aksam otelde zengin bir ailenin dugunu oldugunu ,istersek katilabilecegimizi soyledi. Bu icler acisi sehirde guzel birseylerin olmasi bizi de sevindirdi.Ayrica Iran dugununun nasil oldugunu da cok merak ediyorduk acikcasi. Aksam yemek sirasinda Bam yerlesim projesini yuruten ve Tahran’dan gelen Iran UN sorumlusuyla tanistik. Yanindaki gazeteci hikayemizle cok ilgilenip Tahran gazetesi icin roportaj yapmak istedi. Tabi bu cok hosumuza gitti ve daha cok Iran’la ilgili dusuncelerimizi iceren sorularina bir bir cevap verip, gazetenin bir kopyasini da bize gonderecegi sozu alarak noktaladik yemegimizi.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Dugun bekledigimiz uzere halemlik selamlikti. Otelin lobisi erkeklere ayrilmis, perdelerle kapatilmis restoran bolumu ise bayanlara tahsis edilmisti. Nikah sadece damat, nikah memuru ve ciftin babalarinin oldugu bir masa etrafinda kiyildi. Gelin'in varligina gerek yoktu anlasilan evlilik birligini kurmak icin. Bayanlar dantelli siyah carsaflarina burunmuslar perdenin arkasindan kayboluyorlardi. Muzik basladiginda erkeklerin oldugu bolumden sadece birkac erkegin kalkip oynadigini gorduk ama ortam pek eglenceli degildi. Masalarda baklava turu tatlilar ve serbet vardi. tabi ki alkolun lafi bile edilmiyordu.Daha sonra bize soyleninene gore, alkol fasli dugun oncesi kapali kapilar ardinda yapiliyordu.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Dugun sahibi damadin babasi benim bayanlar bolumune gidip oradaki atmosferi gormem gerektigini soyleyince ben de daldim yasakli bolgeye. Gordugum manzara karsisinda sasirmamak elde degildi. Bizim Turkiye'de goremeyecegimiz kadar acik dekolte giyinmis, agir makyajli frapan bayanlarla doluydu icerisi. Herkes kendinden gecercesine dans ediyor, erkeklerin olmadigi bu yerde gonullerince egleniyorlardi. Tom'a bu manzarayi goremedigi icin acidim dogrusu. Salondaki kameraman bile kadindi. Gelin kendine ayrilan yerden kalkip tek basina oynamaya basladi. Yari transparan elbisesine obek obek paralar takilmisti. Daha sonra anlayamadigim birsey oldu. Damat iceri girdi, gelin ve diger bayanlarla gobek atmaya basladi. Sadece birkac bayan basini orttu bir erkegin varliginda ama sadece o kadar. Bu durum insanlarin nasil kanun zoruyla kapatildigini, yasaklar altina sokuldugunun en guzel ornegiydi.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;O gece,ertesi gun bizi Pakistan sinirina kadar uzun ve tehlikeli bir yolun bekledigini bilerek ama yanliz olmadigimizin rahatligiyla uykuya daldik.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1591371434234024697-5965558753972354379?l=bizimdiyarlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/feeds/5965558753972354379/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1591371434234024697&amp;postID=5965558753972354379' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/5965558753972354379'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/5965558753972354379'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/2007/08/iran-bolum-3.html' title='IRAN- BOLUM 3'/><author><name>Tom &amp;amp; Ebru</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03213559914827990304</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/RsVqDuM2l0I/AAAAAAAAAFQ/5zRJy6-7QjU/s72-c/naghshe-jahan-2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1591371434234024697.post-1863204037709149663</id><published>2007-07-27T05:26:00.000-07:00</published><updated>2007-07-27T05:31:57.319-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='IRAN'/><title type='text'>IRAN MUTFAGINDAN SECMELER</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/RqnlmdM1v0I/AAAAAAAAAE4/IxIJK_EgBSI/s1600-h/DSC02867RESIZE.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5091853302555328322" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/RqnlmdM1v0I/AAAAAAAAAE4/IxIJK_EgBSI/s320/DSC02867RESIZE.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Iran yemekleri, halkinin etnik farkliliklari sayesinde bircok degisik lezzeti icinde barindiriyor. Bu harika tatlardan bizim favorilerimiz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ash-Eriste&lt;/strong&gt;: Yogurt,defne ve eristeden yapilan cok zengin bir corba. Iran’in ozellikle Azerbeycan bolgesinde her kucuk restoranda bulmak mumkun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Dizi ( Abgusht ) :&lt;/strong&gt; Hem corba hem et yemegi niteligi tasiyan ve Iran’in heryerinde cok ucuz olarak yiyebileceginiz lezzetli bir alternatif. Eskiden “fakir yemegi” sayilan dizi’yi yemek o kadar da basit degil. En yaygin usul, once corbanin suyunu suzup icine ekmek dogramak bir taraftanda arta kalan patates,nohut,domates,sogan ve iyice haslanmis eti verilen ozel bir ezme aleti ile pure haline getirmek. Gorunusu pek istah acici olmasa da , tadi bir harika!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Fesenjun:&lt;/strong&gt; Nar suyu,ceviz ve patlicandan yapilan ozel bir sosla tatlandirilan firinda tavuk Yaninda genelde pilavla yeniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bademjun:&lt;/strong&gt; Tahin,patlican ve limonun ana malzeme olarak kullanildigi ve lokantadan lokantaya sunumu degisen cok leziz bir sebze yemegi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Palude:&lt;/strong&gt; Isfahan’a ozgu dondurmamsi bir tatli.Yazin sicak gunlerinde inanilmaz bir ferahlik sagliyor. Nisastadan yapilan ince eristeleri ozel bir serbetle tatlandirip buzlukta iyice dondurup sadece Palude satan dukkanlarda musterilerine sunuyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Biryan:&lt;/strong&gt; Isfahan’a ozgu macun sekline getirilmis kiymali bir karisim yuvarlak bir sekil verilerek firina suruluyor. Acik ekmek ve yesillikle yeniliyor. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1591371434234024697-1863204037709149663?l=bizimdiyarlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/feeds/1863204037709149663/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1591371434234024697&amp;postID=1863204037709149663' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/1863204037709149663'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/1863204037709149663'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/2007/07/iran-mutfagindan-secmeler.html' title='IRAN MUTFAGINDAN SECMELER'/><author><name>Tom &amp;amp; Ebru</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03213559914827990304</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/RqnlmdM1v0I/AAAAAAAAAE4/IxIJK_EgBSI/s72-c/DSC02867RESIZE.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1591371434234024697.post-5307676416672314267</id><published>2007-07-27T05:09:00.000-07:00</published><updated>2007-12-25T20:26:08.449-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='IRAN'/><title type='text'>IRAN YASAKLAR TEZATLIKLAR VE DOSTLUK DIYARI - BOLUM 2</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/RqnkE9M1vzI/AAAAAAAAAEw/5wq4XnNVvNI/s1600-h/DSC02713resize.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5091851627518082866" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/RqnkE9M1vzI/AAAAAAAAAEw/5wq4XnNVvNI/s320/DSC02713resize.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Evan golunden ayrildigimizda bizi Kashan’a kadar 500 kmlik uzun bir yolculugun bekledigini biliyorduk. Tahran’in yolumuzun uzerinde olmasina ragmen ,bu buyuk baskentte kalmak istemiyorduk. Hem trafiginin cok yogun olmasi hem de Iran’in daha cok gormek istedigimiz Isfahan, Abyaneh ve Kerman sehirlerine zaman ayirmak istememiz nedeniyle Tahran’i listemize almadik. Buna ragmen bazen sadece Farsca yazilmis tabelalar ve yol calismalarindan dolayi kapanmis cevre yolu nedeniyle kendimizi bu kaotik sehrin ortasinda buluverdik. Tesadufen Tahran’in meshur yapitlari arasinda sayilan Azadi ( Ozgurluk) heykelini ve Imam Humeyni’nin anit mezarini gormus olduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tahran’dan ciktiktan sonra manzara tamamen degisti, Kavir Çölünün yanindan geciyorduk. Daha once de Kahire cevresinde ve Hindistan’in Rajastan bolgesinde cöl gormustum ama bu tamamen farkliydi,kum tepeleri ve sarp kayalarla cevrili issiz,ucsuz bucaksiz altin renkli bir goruntuydu karsimdaki. Hava oldukca isinmisti bile ama Kashan’a kadar yolun yepyeni otoban olmasi ve cok aracin olmamasi sayesinde cok rahat yolculuk ediyorduk. Burada bilmeniz gereken celiskili fakat bize yarari dokunan bir durumun oldugu. Iran kanunlarina gore polis disindaki herhangi bir vatandasin 200cc uzerinde motorsiklet kullanmasi yasak. Bu sebeple otoban’a motorsikletlerin girisine izin verilmiyor. Yanliz turistlere bir imtiyaz sunulmus. “Carne de passage” yani gecis karnesi belgesi olmasi durumunda daha buyuk motorlar ulkeye giris yapabiliyor. Biz tabi daha once Belcika’dan bu belgeyi aldigimiz icin hicbir problemle karsilasmadik. Otobani kullanmak istedigimizde yapmamiz gereken giristeki giseye varmadan bizi durduran polisle Iranli olmadigimizi kanitlamak icin birkac kelime Ingilizce konusmak ( cogu zaman Tom’un konusmasina bile gerek kalmiyor, sadece goruntusu ben turistim diye bagiriyor!) ve giseden motor icin bir tarife olmadigindan, para vermeden elimizi kolumuzu sallayarak gecmek. Tabi bu durum bazi Iranlilarin motorsikletle gezerken bize neden UFO gormus gibi baktiklarini cok iyi acikliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Iran’in en kutsal camisinin oldugu Qom sehrini de gectikten sonra aksam gec vakit çöl kenti Kashan’a variyoruz. Kashan ünlü carsisi, 200 yillik geleneksel evleri ve cennet bahcesi “ Bagh-e Tarikhi-ye Fin” ile gorulmeye deger bir kent.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz “siesta”nin sadece Ispanya’da oldugunu saniyorduk ama yanildigimizi Kashan’da anladik.Sicagin etkisinden biraz olsun korunmak icin sehir oglen 12 ila 16 saatleri arasi derin bir uykuya daliyor. Tum dukkanlar kapali,caddelerde bir araba bile gormek mumkun degil. Herkes cami avlusunda veya dukkaninda bir golge yer bulmus uzanmis ya uyuyor ya dua ediyor.Biz de kendimizi bu ritme alistiriyoruz, Iranlilarin bir bildikleri vardir deyip...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kashan’daki Fin bahcesi iste bu miskin ve sicak ogle saatlerini gecirmek icin harika bir yer.Tam anlamiyla Fars tarzi bir cennet. Safaviler zamaninda yapilmis olan iki katli sarayin cevresi yuksek agaclarla cevrili. Parkin icinde buz gibi dogal kaynak suyunun tasarak boyluboyunca aktigi kucuklu buyuklu havuzlar ve kanallar var. Insan agaclarin golgesinde, ayaklarini suya sokarak sohbet edebiliyor saatlerce. Bahce icindeki sarayin en onemli ozelligi, Iranlilar icin milli kahraman olan Amir kabir’in burada öldürülmüs olmasi. Amir Kabir 1850’li yillarda Iran’a ozellikle egitim ve burokrasi alaninda bircok yenilik getirmis bir basbakan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Iki gun Kashan’da kaldiktan sonra Isfahan yolunun uzerinde ve Unesco tarafindan dunya degerlerini koruma programina alinmis olan Abyaneh dag köyüne gitmeye karar veriyoruz. Otobandan köy yoluna saparken sag tarafimizda ucsuz bucaksiz bir askeri alan goruyoruz. Rehber kitabimiz bu bolgenin Iran nukleer arastirma merkezi oldugunu ve ozellikle turistlerin buradan durmadan gecmeleri gerektigini yaziyor. Alan Ucaksavar ve tanklarla dolu, bakinca insanin ici urperiyor sonra kulelerin birinde nobet tutan asker bize icten bir gulumsemeyle el sallayinca rahatlayip yolumuza devam ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abyaneh, Karkas daginin etegine kurulmus,yazlarinin serinligi,yemyesil ormanlari ve caglayan selaleleri ile ayni bizim yayla köylerini animsatiyor.Acikcasi Kashan’daki sicaktan biraz bunaldigimiz icin bu hava bize ilac gibi geliyor. Bu köyün ozelligi toprak ve saman karisimi bir camurdan yapilan ve kayalara selden ve kis sogugundan korunmak icin ustuste insa edilen evleri. Buranin halki Iranlilara benzemiyor ve tum bayanlari kirmizi gul desenli basortusu takip kabarik siyah etekler giyiyorlar. Tum gun su kenarinda piknik yapip, cevreyi gezdikten sonra geceyi cadirimizda geciriyoruz.&lt;br /&gt;Ertesi gun Isfahan’a dogru yola cikmadan once daha once size bahsettigimiz Evan gölünde tanistigimiz ve bize dairesinin anahtarini vermeyi teklif eden Areezou’yu ariyoruz. Buyuk ihtimalle bir aksilik olmustur ya ev arkadasi istememistir ya da kendisi yabancilara evini acma fikrini sonradan degistirmistir diye dusunurken, bu cok tanimadigimiz Iranli kiz telefonda bize buyuk bir samimiyetle yaklasip ,istekli bir sekilde Isfahan’daki kuzeniyle bulusup anahtari almamiz icin yer ve saat veriyor. Nasil tesekkur edecegimizi bilemeden ama ev rahatligini ve yemegini ozledigimiz icin hemen hic vakit kaybetmeden bulusma yerine gidiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suanda Isfahan’in cok guzel bir semtinde bulunan, inanilmaz konforlu bu dairede hem Isfahan’i kesfediyor hem de cok ozledigimiz kiymali makarna, patatesli fasulye yemegi ve sahanda yumurta yapip, dolapta soguttugumuz buz gibi karpuzu yiyoruz. Burasi cennet olsa gerek ;) &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1591371434234024697-5307676416672314267?l=bizimdiyarlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/feeds/5307676416672314267/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1591371434234024697&amp;postID=5307676416672314267' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/5307676416672314267'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/5307676416672314267'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/2007/07/iran-yasaklar-tezatliklar-ve-dostluk.html' title='IRAN YASAKLAR TEZATLIKLAR VE DOSTLUK DIYARI - BOLUM 2'/><author><name>Tom &amp;amp; Ebru</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03213559914827990304</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/RqnkE9M1vzI/AAAAAAAAAEw/5wq4XnNVvNI/s72-c/DSC02713resize.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1591371434234024697.post-6135899855733847914</id><published>2007-07-18T10:27:00.000-07:00</published><updated>2007-07-21T12:46:47.021-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='IRAN'/><title type='text'>IRAN - YASAKLAR TEZATLAR VE DOSTLUK DIYARI -BOLUM 1</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Guzel Turkiye'yi arkada birakip,yeni bilinmezlere yelken acma zamani gelmisti. Sabah Ela ve Berndt'le onlar Gurcistan'a, biz Iran'a dogru yol almak uzere vedalastik. Dogubeyazit Gurbulak sinirina 35km uzaklikta. Normalde, kamyonlarla dolu bir yol oldugu ve pasaport/arac islemlerinin birkac saat surdugu soylenmisti bize. Halbuki bir rahatlikla issiz yollardan sinir kapisina vardik ve birkac kisi disinda hickimseciklerin olmadigini gorduk. Oradaki memur bize cuma gununun Iran'da haftasonu ( bizim pazarimiz) oldugu icin hep tenha oldugunu soyledi. Yani siz de birgun Iran'a karayoluyla gecerseniz,cumayi tercih edin.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Gurbulak hudut kapisi oldukca modern yeni bir bina, islemler duzenli yapiliyor.Iki tane surgulu kapi var demir parmaklikli. Beyaz olan Turkiye'nin ,siyah olan Iran'in. Hemen Iran tarafinda Ayetullahlarin resmi var, Islamik rejimi simgeliyor. Bunu gorunce icim urperdi birden, heyecanla karisik bir korku ...Nasil bir ulkeydi Iran,bizi neler bekliyordu..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pasaport konrolunu yapan beyaz kapinin hemen yanindaki polise gerekli kagitlari verdikten sonra, uzun kollu bana 3 beden buyuk bluzumu giydim,siyah bonemi takip uzerine siyah basortumu gecirdim. Polis yuzumdeki ifadeyi gormus olacak ki, " iste Iran'in kotu yani da bu, halki bile bundan sikayet ediyor. Turkiye ozgurluk ulkesi,isteyen basini acar isteyen orter, laiklik boyle guzel birsey'. Ona katilmamak mumkun degildi. Bu arada da Tom bana moral vermek icin " Basortsu cok yakistik,cok karizmatik oldun " dedi, benim de nesem yerine geldi.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Iki kapi arasinda 1 metre bosluk var, Once beyaz kapi aciliyor. "Gule gule Turkiye" sonra Iranli gorevliye seslenince siyah kapi aciliyor. Iran tarafinda da islemler cok cabuk gerceklesti, herkes Azeri turkcesi konustugu icin anlasmak cok kolaydi. Iran'in Tebriz'i kapsayan kuzey bati bolumune 'Azerbeycan bolgesi' deniliyor ve tamamen Turkce konusuluyor. Bu arada bir miktar Iran riyali aldik eurolarimizi bozdurup. Iran kapali ekonomi oldugu icin yabanci kredi kartlari gecmiyor ve bizim maestro kartlariyla bankalardan para cekilmiyor. Nakit Iran'da anahtar kelime.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Son kontroller yapildiktan sonra Tebriz'e dogru yola cikiyoruz. Sanki sinirdan gecince hava sicakligi 10 derece yukseliyor. Yollarin kalitesi mukemmel ama cevrede kurak daglardan baska birsey yok, bonem kafami rahatsiz ediyor,yanimizdaki su kaynama derecesine ulasiyor. Tam isyan etmek uzereyken yol kemarinda terkedilmis bir binanin golgesinde dinlenen daha once Dogubeyazit'da karsilastigimiz Isvicreli arkadaslari goruyoruz. Onlarin durumu bize gore delilik, bisikletle Iran'i geciyorlar. Onlarla bir sure konusup,yolumuza devam ediyoruz.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Tebriz sinirdan yaklasik 250km ve yolun yarisina geldigimizde bir benzin istasyonu bulup duruyoruz. Bize gorevli benzin yok diyor, kart yoksa benzin yok. Sonra haberlerde okuduklarimiz aklimiza geliyor. Normalde Iran'da benzin sudan daha ucuz, 10 litresi 1 dolar fakat 15 gun once halka karne ile dagitilmaya baslanmis israfiyatin onune gecebilmek icin. Herkese araba basina ayda 100 lt hak veriliyor. Bu sinir asilirsa benzini cok pahali almak durumunda kaliyor. Tabi bu sistem yeni uygulamaya gectigi ve benzin kullanmak zorunda olup ulkeye giren ilk turistler de biz oldugumuz icin, bizim gibilere herhangi bir cozum getirilmemis. Tebriz'de turist ofise gidin onlar size bir oneride bulunur diyorlar biz de o amacla,biraz da kafamiz karismis olarak gidiyoruz Tebriz'e. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Gunes batarken giriyoruz sehre, yorgun,sicaktan bunalmis, benzin durumundan kizgin bir haldeyken haritaya bakmak icin yol kenarinda duruyoruz. Tam o sirada 10 tane bisikletli genc bize el sallayarak duruyorlar yanimizda. Gayet sporcu kiyafetleri,son model bisikletleri ile suana kadarki Iran imajina hic uymuyorlardi. Turk oldugumu ogrenince , Azeri aksaganlariyla 'Yasasin Turkiye,biz Turkiye'yi cok seviyoruz,oraya gitmek istiyoruz' diye heyecanla bagirmaya basladilar. Aralarindan biri Ibrahim Tatlises sarkisi soylemeye basladi,digeri 'Gecen hafta sarkici Baris vefat etti,cok uzuldum. Bende iki albumu var, ayrica Sehrazat'in -Binbirgece masali dizisini hep izliyoruz- simdi sezon arasi verdi" dedi. Ben de hayretler icinde bu ulkeye birden isindim. O kadar da bilinmez degilmis bize dedim kendi kendime.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ertesi gun benzin sorununu cozmek icin Turist danismaya gittik. Bizi buyuk bir sicaklikla karsiladilar fakat Ali Bey ( ayni zamanda okulda Ingilizce ogretmeni) bana neden siyahlara burundugumu,bunun gerekli olmadigini, sadece asiri dinci insanlarin siyah giydigini soyledi. Zaten sokakta soyle bir gezinince anliyorsunuz ne demek istedigini. Bayanlarin cogu o kadar modern giyimli ki. Saclari mecli, kahkulleri ortada, rengarenk basortulu o kadar bayan var ki... Ben de daha sonra vakit oldugunda kendimi yenilemeye karar verdim, Iranli kizlar yaninda pek bir sonuk kalmistim :)&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Tabi o an en onemli amacimiz benzin konusunu halletmekti. Hemen Ali bey bizi Petrol bakanligindaki sorumluya goturmeyi onerdi. Belki o bize yardimci olabilirdi. Beraber taksiyle yola cikip, kurumsal bir yer oldugu belli olan bir binaya geldik. Gorustugumuz kisi bize cok ilgili davranarak Tebriz'deki belirli bir benzin istasyonundan 40 litre benzin alma hakki veren muhurlu bir kagit hazirladi. Tabi bu bizim sorunumuzu kismi olarak cozuyordu,bunu anlatmaya calissakta elinden baska birsey gelmeyecegini, her buyuk sehirde ayni bakanliga gidip kagit almamiz gerektigini soyledi. Biz tabi hayal kirikligi ve kizginlikla binayi terk etik. Ali bey bizi cay icmeye ve birseyler yemege evine davet etti biz de kabul ettik. Iranlilar gercekten cok misafirperver, ilk gunden en az 4 kisi bize ayni teklifte bulundu ve bu teklifler cok ictendi. Guzel bir yemek yiyip, dinlendikten sonra sevimli aileden ayrildik.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ertesi gun yola erken cikip benzinimizi aldik, ikinci duragimiz kucuk bir kasaba ama Takt-i Suleyman'a yakin oldugu icin kalmak icin iyi bir yer olan Zanjan'di. Iran'a alismistik bu arada,artik basortusu o kadar rahatsiz etmiyordu ve saat 17den sonra havanin serinledigini fark ettik. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Taht-i Suleyman yesil, kahverengi daglarin arasinda, Zoroastrianlar (Zerdustler) tarafindan yapilan cok eski bir ates tapinagi. Zerdustluk, MO 550 yilinda dogan Afganli Zoroaster'in felfesini takip edenlerin olusturdugu bir din.Gunumuzde 150000 ustunde inanani var.Tanriyi tek kabul eden ve sonsuz yanan alevle simgeleyen ilk dinlerden biri. Iran'daki Zedust bayanlar genelde kirmizi,bej ve beyaz reklerdeki basortuleriyle ayiredilebilirler. Zedustler su,hava,toprak ve ates elementlerinin onemine inanir ve tapinaklarinda bir dort unsuru bulundururlar.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Aksam Zanjan'in en unlu restorani Kervansaray Sangi'ye gittik. Burasi 400 yillik yeni restore edilmis bir kervansaray. Icerisi tiklim tiklim Iranlilarla dolu. Nefis yemek kokulari geliyor. Biz de bir ailenin yanina haliyla kapli genis minderli yerlere oturduk. Yer sofrasi kuruldu once Bademjun ( patlicanli,tahinli tadina doyulmaz bir meze) ve yogurtlu kebap yedik. Sunu soylemek lazim, Iran'da restoranda yiyebileceginiz yemek yelpazesi oldukca kisitli.Genelde kebap kulturu uzerine kurulmus. Asil mutfagini tatmak icin Iran'in bir eve davet edilmek gerekiyor.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ertesi gun Quazvin'e gidiyoruz. Burasi oldukca modern bir sehir ve yemyesil parklari, antik kapali pazari ile dinlenmek icin ideal bir yer. Oradan yeni bir tunik aldim kendime biraz daha pullu ama yine yeterince uzun. Satilan kiyafetler oldukca renkli ve gosterilisli hele gece elbiseleri bizim Turkiye'de goremeyecegimiz kadar abiye ve iddiali.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Quazvin cevresinde Alamut daglari oldugunu orada Evan golu kiyisinda kamp yapabilecegimizi ogreniyoruz kaldigimiz otelin sahibinden. Motorsikletle koyuluyoruz yola bu arada benzin problemini de kokunden cozduk. Iranlilarin misafirperverliklerine ve yardimseverliklerine guvenerek herhangi bir benzin istasyonuna gidip turist oldugumuzu,o yuzden kartimizin olmadigini anlatiyoruz. Mutlaka bize kartindan kredisini kullandiran bir Iranli cikiyor. Ilk denememiz biraz zor geldi bize ama daha sonradan alistik bu duruma. Iran devleti bir cozum bulmadigi icin henuz turistlere biz de kendimizce bir cozum bulduk.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;Iki saat kivrimli yollardan daglarin ,koylerin arasindan gecerek Alamut kalesine vardik. Ben hayatimda bu kadar duzgun dag yollari gormedim,heryer asfalt ve gercekten cok rahat.&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Kaleyi ziyaret ederken asagidaki koyde geleneksel bir dugune sahit olduk ama fazla uzun kalamadik cunku hava kararmadan Evan golune varip cadirimizi kurmak istiyor bu arada da koyden gecerken yiyecek birseyler almak istiyoruz. Tabi icimizde bir kusku var acaba gol cok issiz biryer mi,kamp kurmaya elverisli mi... Oraya vardigimizda inanilmaz bir manzara bizi bekliyor. Daglarin arasinda sazliklarla cevrili kucuk bir gol, etrafinda bircok cadir Iranli gencler ve ailelerle dolu. Biz de bu manzarayi izleyebilecegimiz tepenin yamacina kuruyoruz cadirimizi ve hava serinledigi icin ustumuze hirkalarimizi alip yemegimizi yiyoruz. Tum arabalardan muzik sesleri geliyor,gencler kahkahalarla mangal esliginde sohbet ediyorlar, kizlar basortulerini cikarmis kisa kollularla geziyorlar. Gercekten Iran tezatliklar ulkesi.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Sabah erken uyaniyoruz hemen yanimiza Iranli bir genc gelip bizi kahvaltiya davet ediyor. Cay esliginde gol kiyisinda sohbet ederken kizlardan ikisinin Norvec'de birinin Almanya'da okudugunu ogreniyoruz. Iran'da hayattayiz ama yasamiyoruz diyorlar. Yine de gelecekten cok umutlu piril piril insanlar. Digeri Isfahan'da universitede okuyormus. Biz Isfahan'da birkac gun kalacagimizi soyleyince bize hemen evinin anahtarini vermeyi teklif ediyor. Suanda tatil dolayisiyla ailesinin yaninda Tahran'da oldugunu ve evin bos oldugunu soyluyor. Biz bu dostluk karsininda hayrete dusup cok seviniyoruz. Acikcasi uzun zamandir kebap ve pizza yemekten usandigimiz icin mutfagi kullanip kendimize soyle guzel soslu bir spagetti yapma fikri cok hos geldi. Iranlilar bir yabanciya evlerinin anahtarini verecek kadar misafirperver insanlar.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1591371434234024697-6135899855733847914?l=bizimdiyarlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/feeds/6135899855733847914/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1591371434234024697&amp;postID=6135899855733847914' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/6135899855733847914'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/6135899855733847914'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/2007/07/iran-yasaklar-tezatlar-ve-dostluk.html' title='IRAN - YASAKLAR TEZATLAR VE DOSTLUK DIYARI -BOLUM 1'/><author><name>Tom &amp;amp; Ebru</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03213559914827990304</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1591371434234024697.post-8998746571273880348</id><published>2007-07-11T07:01:00.000-07:00</published><updated>2007-12-25T20:26:47.649-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Turkiye'/><title type='text'>TÜRKİYE HARİKALAR DIYARI</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/RpTjSt5LnVI/AAAAAAAAAD8/t8JOnp4A-mU/s1600-h/Turkiye+RotasÄ±.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5085939789904715090" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/RpTjSt5LnVI/AAAAAAAAAD8/t8JOnp4A-mU/s320/Turkiye+Rotas%C4%B1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yaklaşık 1,5aydır Türkiye'deyiz. Önce planladığımızdan daha uzun oldu kalışımız. Hem gurbette olmanın acısını çıkarıp doya doya sevdiklerimizle beraber olmak için hem de 5 günde geçeriz dediğimiz güneydoğu ve doğu anadolu bölgesinin şaşırtıcı güzelliklerine takılıp kaldığımız için.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsvicre üzerinden İtalya'nın Ancona kentinden feribotla Çeşme'ye vardıktan sonra candostlarım İrem,Pınar,Mert ve Serhan'la Göcek kıyılarında herkese tavsiye edebilecegim 4 günlük bir yat turuna çıktık. Masmavi sularda yelken açarak ıssız koylarda balık tutmanın, kristal sularda yüzmenin tadını çıkartıp, iyi ki yanımıza aldığımız ve daha sonra da çok işimize yarayan uyku tulumlarımıza sarılıp güvertede yıldızları seyrederek uyuduk. Gezi sonunda Göller bölgesi üzerinden Eğirdir ve Beysehir ve Konya'yı geçerek iki günde Tarsus'a vardık. Lavanta ve gelincik tarlalarının, sürekli değişen ovalık ve dağlık manzaranın hakim olduğu bu bölgede insan rahatça 1-2 hafta geçirebilir fakat ortanca kızkardeşim Burcu'nun birsonraki hafta olacak nikah ve düğün hazırlığı için biran önce evde olmak istiyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce Tarsus'da kına ve nikah, bir hafta sonra ise İstanbul'da düğün oldu. İnsan kızkardeşinin düğününde gerçekten kendi düğününden daha fazla heyecanlanıyor. İki hafta kadar İstanbul'da kaldıktan sonra küçük kız kardeşim Ayça'yı da son anda gelmeye ikna ederek, Sivrihisar'da annanemin evinde konaklayarak Tarsus'a geldik. Ayrılma zamanı gelip çattıkça hepimize bir hüzün çöktü. Bu arada Tarsus'da aluminyum kutularımızı Motorsiklete bağlayan sistemde birkaç zayıf nokta gördüğümüz için babam ve Tom tanıdık atölyeye giderek ekstra bir destek sistemi eklettirdiler. İnsan yola çıkmadan motorundaki eksiklikleri farketmiyor bunu ilerki haftalarda daha iyi anlıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrılma günü gelip çattığında hem yeni yerler keşfetmenin heyecanı hem 1 aydır heran beraber olduğum ailemi terketmenin hüznü hem de bilinmeyenin verdiği karışık duygularla eşyalarımızı motora yükleyip, son hazırlıklarımızı tamamlıyoruz. Bu arada Tarsus'un yerel gazetesi Yeni doğuşun muhabiri gelip ailecek fotoğraflarımızı çekiyor. Daha sonra öğreniyoruz ki ulusal gazeteler de yapmış bizi haber.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'ye gelip Tarsus'dan ayrılana kadar her konuştuğumuz insanın "doğu çok tehlikeli,heryerde terör var, gitmek hiç akıllıca değil,hele motorla gitmek tam bir çılgınlık"sözlerini duymaktan yorulmuştuk açıkçası. Onun verdiği stres de vardı içimizde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk gece hedefimiz Osmaniye ve Adıyaman üzerinden Kahta'ya varıp Nemrut dağının zirvesinde uyumaktı. Yolların durumunun iyi olmasına rağmen yine de güneş batımına yetişemedik. Zirvede bir kafeterya var ve hemen yanına kamp yapılabiliyor. Bizim dışımızda bir aile haric hiçkimsecikler yoktu. Jandarma karavanlarının yanına kamp kurup soguk havanın keyfini çıkardık son zamanlarda sıcaktan bayağı bunalmıştık. Sabah güneşin doğuşunu izlemek için saat 4.00'de kalkıp tepeye tırmandık. Kalabalık bir grup insan vardı, herkes dondurucu soğuğun etkisini kırmak için battaniyelere sarılmıştı. Tanrıların heykellerine yavaş yavaş vuran kırmızı turuncu ışık,güneşe yönelen yüzler bir ayin yapılıyormuş havası veriyordu. Gerçekten bu kadar erken kalkıp, zorlu bir tırmanışa değecek bir görüntü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı gün Nemrut dağının eteklerindeki Damlacık köyündeki Garden Camping'de kalmaya karar verdik. Yolumuzun üzerinde motorsikletleriyle gezen ve Türkiye'de bizle aynı rotayı takip eden alman çift Ela ve Berndt ile karşılaştık. Tesadüf onlar da aynı yerde kalmayı planlıyorlardı. Damlacık'a vardığımızda gerçekten çok şaşırdık. Yemyeşil bir yer,dereler akıyor ve karşıda haşmetli dağlar. Kampingde yüzme havuzu,asmalarla cevrilmiş bir kamelya.. Tam bir vaha. Çadırımızı bir nar ağacının altına kurup güneşin karşıki dağlardan batışını izliyoruz. Gerçekten görülmeye değer. Kampingin sahibi İbrahim bey yakınıyor. Eskiden buralar turist dolar taşardı ama şimdi teror korkusundan misafirler çok azaldı, hem de bu çevrede hiçbir olay olmamasına karşın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün saat 17.00 gibi Diyarbakır'a doğru yola çıkıyoruz. Ela ve Berndt'le Tatvan'daki Nemrut dağında 3 gün sonra buluşmak için sözleşiyoruz. Onlar Batman güneyindeki Hasankeyf'e gitmeyi planlamışlar. Narinceyi geçtikten sonra tabelada Feribot iskelesi 10 km yazıyor. Burada feribotun ne işi var diyorum kendikendime... Sonra birden karsımıza falezlerin arasından akan Fırat nehri çıkıyor, gerçekten çok şaşırtıcı bir görüntü. Daha köprü kurulmadığı için Siverek ve Diyarbakır'a giden araçlar feribotla taşınıyor. Neyse ki fazla beklemeden Feribot kalkıyor. Heryerde olduğu gibi burada da insanlar çevremizi sarıyor. Çoğu zaman aynı sorularla karşılaşıyoruz.&lt;br /&gt;- &lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;strong&gt;Soru:&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; Bu motorsikletin fiyatı kaç?&lt;br /&gt;- &lt;strong&gt;Cevap&lt;/strong&gt;: Çok eski,14 senelik motorsiklet. Pek para etmez ama yenileri çok pahalı.&lt;br /&gt;-&lt;strong&gt;Soru&lt;/strong&gt;:Siz güzel Türkçe konuşuyorsunuz.. Nereden öğrendiniz?&lt;br /&gt;-&lt;strong&gt;Cevap&lt;/strong&gt;:Ben Türküm zaten, Tarsus'luyum.&lt;br /&gt;-Soru: AA, yabancılara benziyorsunuz: arkadaşınız nereli?&lt;br /&gt;-Cevap: Arkadaşım değil,eşim.(Tom araya giriyor) Ben Belçikalı.&lt;br /&gt;-Soru: Peki şimdi kim kimin dinine geçti? Aman sen enişteyi müslüman yap!&lt;br /&gt;-Cevap: Dinimizi degiştirmedik.Herkesin dini kendine.&lt;br /&gt;-Soru: ama olur mu öyle.. Yani kocan domuz yiyor sana da geçer&lt;br /&gt;-Soru: Peki bu motor saatte kaç km hız yapar? Saatte 200 km hız yapıyorsunuzdur vb.. vb..&lt;br /&gt;Meraklı olmalarına rağmen herkes çok dostça davranıyor,sanki günlerine renk katan bir unsur oluyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herneyse Fırat iskelesine vardığımızda herşey biranda değişiyor. Doğuya geldiğimizi yavaş yavaş anlıyoruz. Çevremizdeki herkes aralarında Kürtçe konuşuyor , hava kararmaya başlıyor, Diyarbakır'a daha yolumuz var. Daha Diyarbakır'da nerede kalacağımızı bilmiyoruz. Bu arada bomboş yollarda motorla ilerlerken güneşin batmaya başlıyor ama yollar çok iyi ve rahatça şehre varıyoruz. Her durduğumuz yerde hemen çay ikramı alıyoruz, herkes çok iyi davranıyor biz de rahatlıyoruz. Diyarbakır'ın bu kadar büyük olduğunu bilmiyordum. Dünya'nın Çin seddinden sonra en kalın tarihi surlarıyla çevrilmiş şehrin eski bölümünde iki gün geçiriyoruz. Hem dinleniyoruz,gerekli şeyler için alışveriş yapıyoruz hem de aralarında Anadolunun ilk camisinin ( Ulu Cami) de bulunduğu tarihi anıtları geziyoruz. Tek sıkıntımız havanın sıcaklığı. Kimseye temmuzda Diyarbakır'a gitmeyi tavsiye etmem. Gap Hotel adlı çok sevimli, basit ama merkezi bir otelde kalıyoruz. Otelin binası tarihi ve tam ortasında sarmaşıklı bir avlu var. Orada konuştuğumuz Tatvanlı birkaç kişi ertesi gün Nemrut dağı krater gölünde kamp yapacağımızı duyunca uyarıyorlar. " Kater gölünde jandarma var sanırım giriş yasak". Yine de biz pek inanmıyoruz ve ertesi gün pudra şekerli kürt böreği yiyip dinlenmiş bir şekilde Tatvan'a doğru yola koyuluyoruz. 290 km yolumuz var fakat havanın sıcaklığından sürekli mola veriyor litrelerce su içiyoruz. Bir benzin istasyonu sahibi " oo Tatvan yayla gibidir,aksamları üşürsünüz" sözlerine sevinip sıcaktan kurtulma hevesiyle yolumuza devam ediyoruz. Tatvan'a yaklaştıkça hakikaten hava serinliyor, dağların arasından tırmanıyoruz ve birdenbire Van gölü çıkıyor karşımıza. Bir tarafta Nemrut dağı, bir tarafta Süphan, masmavi göl manzaralı Kaşıbeyaz restoranında Tatvan kebabı yiyoruz. Adana kebapla büyüdüm ama İnce ekmeğe sarılı halde fırına sürülen Tatvan kebabının tadına gerçekten doyum olmuyor. Yemeğimizi bitirdikten sonra su ve yiyecek alıp Krater gölüne doğru yola çıkıyoruz. İlk köyü geçişte dağa yürüyerek çıkmış bir Avustralyalı çiftle karşılaşıyoruz. Yukarıda manzaranın çok güzel olduğunu ama yolun kötü olduğunu söylüyorlar. Bir de dağa çıkarken iki motorsikletli daha gördüklerini söylüyorlar. Bahsettiklerinin Ela ve Berndt olduğunu anlayıp seviniyoruz. Önce 13 km kraterin zirvesine doğru tırmanıyoruz. Yol gerçekten kötü, bazı yerler taşlı,bazı yerler kumlu.. Göle doğru alçalmaya başlarken yolun ortasında sahipsiz duran Berndt'in motorunu görüyoruz. Kötü birşey mi oldu diye düşününürken Ela çıkıyor karşımıza. Yolun kötülüğünden ve daha sadece 6 haftalık motorsiklet tecrübesinin yeterli gelmeyeceğini düşündüğünden orada kalıp Berndt'in göl kenarında kamp yeri arayıp dönmesini bekliyormuş. Bu arada Berndt geliyor ve ilerideki manzaranın şahane fakat yolun tüm eşyalarının yükü ve iki kişiyle geçmenin çok zor olduğunu fakat göle varmadan olduğumuz yerden iki km ötede çadır kurmaya elverişli biryer olduğunu söylüyor. Ben de Ela ile kalmaya karar veriyorum. Bu sırada Tom eşyalarla kamp yerine gidip valizleri orada bırakıp beni almak için geriye dönüyor. Biz Ela ile beklerken genç kız ve kadınlarla dolu bir kamyon duruyor. Hepsi el sallayarak hoşgeldiniz diyorlar, megerse aşağıki köyden kratere koyun beslemeye gelmişler. İki gün sonra yılda birkere göl kenarında düzenlenen tatvan krater gölü festivali olduğunu ve mutlaka kalmamız gerektiğini söylüyorlar. Biz de çok seviniyoruz. Bu arada Tom gelip beni alıyor. Hava kararmak üzere olduğundan göle kadar gitmemeye karar veriyoruz ve çadırımızı kuruyoruz küçük göle bakan bir düzlükte. Hava gerçekten soguk güneş battıktan sonra ama biz hazırlıklıyız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabahın ilk ışıklarıyla uyanıyoruz, bu arada tek tük arabalar geçiyor herkes dostça el sallıyor. Ortada ne jandarma var ne de tehlikeli görünen herhangibirşey. Tek karşılaştığımız misafirperver insanlar. Tom ve Berndt motorlara eşyaları yükleyip göl kenarına iniyorlar biz de Ela ile 6 kmlik yolu yürümeye başlıyoruz. Birkaç dakika sonra bir araba duruyor. Festival hazırlıklarını denetlemeye giden belediye çalışanları bizi göle kadar bırakmayı teklif ediyorlar, biz de memnuniyetle kabul ediyoruz. Arabada krater hakkında bilgi alıyoruz. Bir sıcak su gölü,bir büyük soguk su gölü, bir de çevresinde koyunların otladığı küçük göl. Bu arada da kürtçe birkaç kelime öğretiyorlar lazım olur diye :)&lt;br /&gt;Manzara o kadar güzel ki, en az iki gün kalmaya karar veriyoruz. Ama kötü haber veriyor Tom; Aluminyum kutuları tutan demir barlardan biri kırılmış. Neyse ki yanımızda Berndt var, kendisi BMW'nun teknik bölümünde çalışıyor ve hemen Tatvan'daki sanayiye gidip kırılan yeri kaynakla tamir ettirip gerekli birkaç yerden de destek yaptırmayı teklif ediyor. Bu arada biz de Ela ile çadırları kurup eşyaları yerleştiriyoruz. Belediye çalışanlarından birisi bize karpuz,peynir ekmek ve kiraz getiriyor. Ben alışkınım misafirperverliğe ama Ela bayağı şaşırıyor. Bir süre sonra Tom ve Berndt geri dönüyorlar, motorun yeni hali çok daha sağlam görünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi iki gün kraterin güzelliklerini kesfediyoruz. Tam zirveye (3000 mt) zorlu bir tırmanıştan sonra tüm krateri kuşbakışı görmek ,tüm zahmetlerimize karşılık oluyor. Kekik,ıhlamur ve çiçek kokuları arasında uzun yürüyüşler yapıyoruz. Doğubeyazıta hareket etmeye karar veriyoruz sabah ama önce gölde sabah banyomuzu alıyoruz su çok soguk ama tadına doyum olmuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eşyalarımızı toplayıp gitmeye hazırlanırken arkadaki siyah bagajın bağlı olduğu plastik bölgenin çatladığını farkediyoruz. O anda motorumuzun kötü yol şartlarına bu haliyle uygun olmadığını ekstra birseyler yapmamız gerektiğine karar veriyoruz. İlk iş mümkün olduğunca çok eşyadan kurtulmak ve siyah bagajdan ağır olduğu için vazgeçip yerine sosis seklindeki yumuşak çantalarımızı yerleştirmek: Bunun için arka kısmın tamamen değişip, çelik bir yapının eklenmesi gerekiyor. Ben Tarsus'a geri gönderebileceğim eşyaları seçerken, Berndt de Tom'a teknik bir çizim yapıyor. Bu çizimle sanayiideki atölyeye gitmeye karar veriyoruz. Ama öncelikle Tatvan otogarına gidip ilk otobüsle Tarsus'a eşya gönderiyoruz. Yaklaşık 10 kiloluk bir ağırlıktan kurtulduğumuzu söyleyebilirim. Atölyeye vardığımızda ,oranın sahibi (daha önce de metal barları tamir eden) Cengiz bey bizi karşılıyor hemen işe koyuluyor. Saat 23.30 civarında yorgun ama mutlu birsekilde bakıyoruz motorun yeni haline. Gerçekten mükemmel, artık her yol vız gelir bize :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün Ahlat tarihi Selçuklu mezarlığını ziyaret edip Van gölünün oldukça bakımlı sahilinden Erciş 'i geçerek, Muradiye şelalesinde durup yemek molası veriyoruz. Daha sonra volkanik kayalarla kaplı Tendürek dağını aşarak, yemyeşil çayırların arasından tüm haşmetiyle karlı Ağrı dağını görüyoruz karşımızda. Her dakika fotograf çekmek geliyor içimizden, manzaralar o kadar nefes kesici ki... Bu heyecanla Doğu beyazıt'a varıp Ağrı dağı manzaralı otelimize yerleşiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şuanda Türkiye gezimizin son durağı , İran sınırına 30 km uzaklıktaki bu küçük ama tüm karayollarıyla İran'a giden turistlerin buluşma noktası olan kasabadayız. Bir iki gün içinde hazırlıklarımızı bitirip İran'a doğru yol alacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu son iki haftada öğrendiğimiz en önemli şey Doğu anadolu'nun en az batı kadar hatta daha güzel ve insanlarının olağanüstü misafirperver olduğu. Tatil olduğunda alışkınız hep Bodrum'a, Antalya'ya gitmeye ama bence Doğunun bu güzelliklerini kaçırmak büyük bir kayıp.. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1591371434234024697-8998746571273880348?l=bizimdiyarlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/feeds/8998746571273880348/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1591371434234024697&amp;postID=8998746571273880348' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/8998746571273880348'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/8998746571273880348'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/2007/07/trkiye-harikalar-lkesi.html' title='TÜRKİYE HARİKALAR DIYARI'/><author><name>Tom &amp;amp; Ebru</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03213559914827990304</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/RpTjSt5LnVI/AAAAAAAAAD8/t8JOnp4A-mU/s72-c/Turkiye+Rotas%C4%B1.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1591371434234024697.post-8844938638642432793</id><published>2007-05-11T02:22:00.000-07:00</published><updated>2007-05-11T02:28:21.994-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='BELCIKA'/><title type='text'>YOLA CIKMA HEYECANI VE SON HAZIRLIKLAR</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/RkQ28QOofBI/AAAAAAAAADI/qlDHACRcn6w/s1600-h/Afb086.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5063232289847671826" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/RkQ28QOofBI/AAAAAAAAADI/qlDHACRcn6w/s320/Afb086.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Ayrilma zamani yaklastikca,icimizdeki heyecan da giderek artiyor. Yaklasik bir sene suren hazirligin ardindan yine de son haftalarda yapacak bir hayli is oluyor. Iki hafta önce cok sevdigimiz apartman dairemizi Michel ve Jessy'e devredip tasindiktan (üstteki foto) sonra Tom'un annesinin evinde yasamaya basladik. Alt kiraci bulabilmemiz cok iyi oldu cunku geldikten sonra hemen evimize tekrar yerlesebilecegiz. Arabamin satilmasi,vize islemlerinin halledilmesi ( Pakistan ve Hindistan vizelerini Belcika'dan halletmemiz bize Iran'dayken buyuk kolaylik saglayacak), gezi sigortamizin baslatilmasi gibi isleri neyseki Tom hallediyor su siralar cunku ben tum hafta is icin Polonya'daydim. Haftaya da Fas'da olacagim. Bu heyecani yasarken bir de islerin en iyi sekilde devredilmesi,tum sorumluluklarin yerine getirilmesi gerekiyor ama su ana kadar hersey yolunda gidiyor.&lt;br /&gt;Yarin belcika'daki arkadaslar icin gule gule partisi veriyoruz. Buyuk bir tarlada kamp atesi yakip muzik esliginde ickilerimizi yudumlayacagiz. Insallah bir haftadir suren yagmur kesilir de parti cadirina dolusmak zorunda kalmayiz.&lt;br /&gt;Planimiz 22 mayista Belcika'dan ayrilip Isvicre ve Venedik uzerinden Ancona'ya varmak. Bu rotada cadirimiz ve uyku tulumumuz bize Alplerde kamp yapma olanagi sunacak. 26 Mayista Ancona'dan Marmara lines feribotuyla (biletlerimiz hazir bile :) Cesme'ye yol alacagiz. Orada sevgili dostlarim Irem,Pinar,Serhan ve Mert'le bulusup beraberce onlar önden arabayla biz arkalarindan motorla konvoy seklinde Fethiye'ye gidip orada Göcek koylarinda mavi tura cikacagiz.&lt;br /&gt;Turkiye duragimizin en onemli olayi kizkardesim Boncugun dügünü. Cok farkli bir heyecan hem de tam da Tom ve benim evlilik yildonumumuzle ayni günde!! Cok güzel bir secim :)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1591371434234024697-8844938638642432793?l=bizimdiyarlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/feeds/8844938638642432793/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1591371434234024697&amp;postID=8844938638642432793' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/8844938638642432793'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/8844938638642432793'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/2007/05/yola-cikma-heyecani-ve-son-hazirliklar.html' title='YOLA CIKMA HEYECANI VE SON HAZIRLIKLAR'/><author><name>Tom &amp;amp; Ebru</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03213559914827990304</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/RkQ28QOofBI/AAAAAAAAADI/qlDHACRcn6w/s72-c/Afb086.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-1591371434234024697.post-7780171699162183761</id><published>2007-02-07T11:14:00.000-08:00</published><updated>2007-02-11T14:25:43.821-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ROTAMIZ'/><title type='text'>HAYALLER GERCEK OLUNCA....</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/Rcol0ov1t5I/AAAAAAAAAA4/0C3YCK4THV0/s1600-h/rotamiz.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5028873520134076306" style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center;" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/Rcol0ov1t5I/AAAAAAAAAA4/0C3YCK4THV0/s320/rotamiz.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Hayaller ulasilamayacak kadar uzak gelir insana çogu zaman. Ertelemek için bir çok neden buluruz veya korkariz yanasmaya..&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Tom ve ben, en büyük düslerimizden birisi olan dünyayi ve kültürlerini kendi adimlarimizla kesfetme fikrini ertelemek için daha fazla bahane bulamadik.. ve uzun bir bekleyis ,heyecan ve hazirligin ardindan, Haziran ayinda düsüyoruz yollara,bizim diyarlara bir göz atmaya. Motorumuzla gezi maceramiz 1 sene sürecek ve fotografta da gördügünüz gibi Asya'nin büyük bir bölümünü kapsayacak.Sizleri bu web sitemizle, güzelliklerle dolu olacagina inandigimiz ülkelere,insanlara ve yollara götürmek istiyoruz.&lt;br /&gt;Görüsmek üzere!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/1591371434234024697-7780171699162183761?l=bizimdiyarlar.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/feeds/7780171699162183761/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=1591371434234024697&amp;postID=7780171699162183761' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/7780171699162183761'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/1591371434234024697/posts/default/7780171699162183761'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://bizimdiyarlar.blogspot.com/2007/02/blog-post.html' title='HAYALLER GERCEK OLUNCA....'/><author><name>Tom &amp;amp; Ebru</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03213559914827990304</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_lIj0TxtSKaw/Rcol0ov1t5I/AAAAAAAAAA4/0C3YCK4THV0/s72-c/rotamiz.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total></entry></feed>
